Dersizle Forumları

Full Versiyon: TARİH ders notları
Şu anda tam olmayan bir veriyonu görüntülüyorsunuz. Tam versiyonu görmek için, buraya tıklayın
GENEL TARİH BİLGİSİ

TARİH BİLİMİ

TANIMI
İnsan topluluklarının geçmişteki yaşantılarını, sosyal ve ekonomik yapılarını, oluşturdukları kültür ve uygarlıkları,
 Yer ve zaman göstererek
 Neden- sonuç ilişkisi içerisinde
 Belgelere dayanarak
 Objektif bir biçimde
inceleyen bilim dalıdır.

KONUSU
Bütün yönleriyle insanlığın geçmişidir. İnsanların yaşayışları, gelenekleri, düşünceleri, dini-siyasi ve kültürel yapıları, ekonomik gelişimleri, savaş ve barışları, geçirdikleri evreler...Kısaca insana ait her şey tarihin konusudur.

Bir olayın tarihe konu olabilmesi için:
1. Geçmişte yaşanmış olması,
2. İnsanlar tarafından oluşturulması,
3. Yer ve zamanın belirgin olması,
4. Başka olaylarla neden-sonuç ilişkisinin bulunması
5. Belgelerle incelenebilmesi gereklidir.

Tarihi olay: Kısa zaman aralığında oluşan gelişmelerdir.
Tarihi olgu: Uzun sürede etkinliği anlaşılan gelişmelerdir.

Atatürk'ün Samsun'a çıkması tarihi olay, Türk inkılabının yaşanması tarihi olgudur.

Tarih Felsefesi: Günümüzdeki sorunların ya da gelişmelerin çözümünde ve yönlendirilmesinde, geçmişin (tarihin) yorumlanarak kullanılmasıdır.
Geçmişin geleceğe yön vermesidir.

YÖNTEMİ
Tarihi olaylar, aynı özelliklerle tekrar etmez. Bu nedenle tarih bilimi deney ve gözlem metodunu kullanamaz. Bir olayı araştırırken:
1. Kaynak (belge) bulur.
2. Kaynakları sınıflandırır (Tasnif)
3. Kaynak eleştirisi yapar (Tenkit)
4. Kronolojik sıralama yapar.
5. Kaynaklar arasında bağlantı kurar (Terkib)
6. Yorum yaparken olayın geçtiği günün şartlarını göz önünde bulundurur.
7. Tarafsız (objektif) değerlendirme yapar.

KAYNAKLARI

Tarihi bir olay hakkında bilgi veren her türlü malzemeye kaynak ( belge ) denir. Bir malzemenin kaynak olarak nitelendirilebilmesi için:
1. İçinde bulunduğu devirde veya bu devre yakın bir zamanda yazılması,
2. Devrinin kaynaklarından yararlanarak oluşturulmuş olması gereklidir.

Kaynaklar iki gurupta incelenir :


1. Yazılı Kaynaklar: Fermanlar, Antlaşma metinleri, paralar, kitabeler vs.
2. Yazısız kaynaklar: Ev eşyaları, destanlar, binalar vs.

Kaynak Eleştirmesi: Kaynakların birbirleriyle karşılaştırılarak kontrol edilmesine "Kaynak Eleştirisi" denir. Bu eleştirinin amacı:
- Doğruyu yanlıştan ayırmak,
- Sağlıklı yorumlar yapabilmektir.

SINIFLANDIRILMASI

A) YAZILIŞ TÜRLERİNE GÖRE:

1. Hikayeci Tarih:

Nakilci, Rivayetçi ve Belgesiz Tarih de denilir.
- Olayları hikaye yoluyla anlatır.
- Neden- sonuç ilişkisine önem vermez.
- Yorum yapmaz.
- Belge yoktur
Bu tarih yazım türü, tarihçiler tarafından XVIII. yüzyıla kadar kullanılmıştır. En önemli temsilcisi Herodot'tur

2. Öğretici Tarih:

Pragmatik Tarih de denilir.
- Olayların tekrar edeceğini vurgular
- Olayların kahramanlarını ön plana çıkarır.
- Abartılı anlatımı benimser.
- Topluma ve gelecek kuşaklara öğüt verir.
- Yalnızca başarılara yer verir.


3. Sosyal Tarih:

Öğretici tarihin duygusal yönlerine yer
vermeyen, öğüt ve nasihatı amaç edinmeyen yazım
türüdür.

4.Kronik Tarih:

Olayları oluş sırasına göre inceleyen tarih yazım türüdür.
- Yoruma yer vermez.
- Neden- sonuç ilişkisi incelenmez.
Bu türün en güzel örneği Anadolu'da yaşamış Hititler'in Tanrılarına hesap vermek amacıyla hazırladıkları Anal(Yıllık)lardır.

5. Bilimsel Tarih:

Araştırıcı veya Neden-Nasılcı Tarih de denilir.
- Neden- sonuç ilişkisi ön plandadır.
- Yer ve zaman kavramına önem verir.
- Objektif yorumlar yapması en önemli özelliğidir.
- Olayları oluştuğu dönemin şartlarına göre açıklar.
Günümüzde bu yazım türü kullanılmaktadır.

B) KAPSAMLARINA GÖRE:

1. Mekana (Yere) Göre:

Yalnızca belli bir bölge ya da coğrafi alanın tarihini anlatır. Zaman ve konu sınırlaması yoktur.
- Bursa Tarihi, Asya Tarihi, Çin Tarihi vs.

2. Zamana göre :

Yalnızca belli bir dönemi, çağı ya da zaman aralığında oluşan olayları anlatır.
- İlkçağ Tarihi, Fatih Dönemi, XIX. yüzyıl Tarihi vs

3. Konularına Göre:

Yalnızca belli bir konuyu anlatır. Yer ve zaman sınırlaması yoktur.
- Felsefe Tarihi, Siyasi Tarih, Ekonomi Tarihi vs.
- Genel Tarih: Tüm insanlara ait özellikleri inceler. Dünya Tarihi gibi.
- Özel Tarih: Bir devlet veya milletin tarihini inceler. Harzemşahlar Tarihi gibi.
Tarih türleri, yalnız yere , zamana ya da konularına göre ayrılmayabilir. Bazen, yer ve zaman, bazen de zaman ve konu bir arada olabilir.
- Ortaçağ Avrupa Tarihi
- XVIII. yüzyılda İstanbul.
- Yakıncağ'da Avrupa'nın Ekonomik yapısı.
Yukarıdaki tarih türlerine ek olarak, Uygarlık Tarihi, Siyasi Tarih, Kültür Tarihi, Bilim Tarihi vb. türler de vardır.

TARİH ÖĞRENMENİN YARARLARI

1. Tarih insanlığın hafızasıdır. Bu birikimle ilgilenmek, insanın kendisini tanımasını sağlar.
2. Geçmişteki olayları değerlendiren insanlar, geleceklerine çok daha iyi yön verirler.
3. Tarihini bilen ve ona sahip çıkan biri, inanlığın gelişim sürecinde kendi toplumunun yerini belirler.
4. Olaylara geniş açıdan bakarak, yapıcı, hoşgörülü ve yararlı olmayı öğretir.
5. İnsan, aile, millet ve vatan sevgisinin yanında barış içinde yaşama fikrini güçlendirir.
6. Diğer insan, toplum ya da milletlerle ilişkilerde temel değerlerin oluşmasında katkıda bulunur.

TARİHE YARDIMCI BİLİMLER

Her bilim gibi tarih da diğer bilimlerden yardım almak zorundadır. Ancak tarihte yer ve zaman kavramının vazgeçilmez olması, yardımcı bilimlerden Coğrafya ve Kronolojiyi daha öncelikli konuma getirmiştir.

1. Coğrafya:

Yer bilimidir. Olayların geçtiği yerin özelliklerini, insanların ekonomik ve sosyal durumlarını incelerken mutlaka coğrafya bilimiyle birlikte çalışılır. Coğrafi konum, çoğu kez olayların neden ve sonuçlarında birinci derecede etkendir. İnsanların sosyal, kültürel ve ekonomik gelişimlerinde de coğrafi şartların büyük etkisi vardır.

2. Kronoloji:

Zaman bilimidir. Olayların gerçekleştiği zamanın tam ve doğru tespit edilmesi, sağlıklı sonuçlar elde edilmesi ve gerçekçi yorumların yapılabilmesi açısından çok önemlidir. Ayrıca olayların birbirleri ile bağlantılarının ve aralarındaki neden- sonuç ilişkilerinin tespiti de, olayların zamanlarının bilinmesine bağlıdır.

3. Arkeoloji:

Kazı bilimidir. Toprak ya da su altında kalmış ve insanlar tarafından yapılmış araç, gereç, eşya ve bina kalıntılarının bulunması, çıkarılması ve incelenip açıklanması arkeolojinin konusudur. Özellikle tarih öncesi olarak adlandırılan yazısız dönemlerin aydınlatılmasında tek bilgi kaynağı arkeoloji bilimidir.

4. Paleografya:

Yazı bilimidir. Geçmişte kullanılan tüm yazı çeşitlerini inceler. Yazılı belgelerin çözümünde önemli bir bilim dalıdır.

5. Filoloji:

Dil bilimidir. Yazılı belgelerin okunması kadar, o dilin özelliklerinin de bilinmesi zorunludur. Geçmişte ve günümüzde kullanılan dillerin de bilinmesi filolojinin konusudur.

6 Diplomatik:

Siyasi belgeleri ve antlaşmaları inceleyen, açıklayan ve yorumlayan bilim dalıdır.

7. Epigrafya:

Kitabeler bilimi. Yazılı anıtları ( abideler, yazıtlar, kale kitabeleri) inceler ve yorumlar.

8. Sosyoloji:

Toplum bilimi. Toplum halindeki insanı, toplumlar arası ilişkileri, insanların oluşturduğu tüm sosyal kurumları inceler.

9. Etnografya :

Folklor bilimi. Toplumların örf, adet ve geleneklerini inceler.

10. Antropoloji:

İnsan bilimi. İnsanların gelişim süreçlerini, fiziki ve sosyal yapılarını inceler
- Fiziksel Antropoloji
- Sosyal (Kültürel ) Antropoloji
olarak kendi içinde iki dala ayrılır.

11. Nümizmatik:

Para bilimidir. Meskukat (sikke bilimi) adıyla da kullanılır. Madeni para ve madalyaları inceler. Nümüzmatik bilimi incelediği eski bir para ile,o devletle ilgili;
- Bağımsızlık durumu
- Ekonomik yapısı
- Hükümdarların sırası
- Sanatları
- Bilimsel, kültürel özellikleri
- Teknolojik gelişimi
- Yazı ve dilleri
-Hangi madenin kıymetli olduğu gibi konularda bilgileri ortaya çıkarır.

12. Mühür Bilimi:

Resmi belge ya da yazışmalardaki mühürlerin doğruluğunu, dolayısıyla belgelerin geçerli olup olmadığını inceler.

13. Arkeometri:

Arkeolojik buluntuların tespit ve tarihlendirilmesinde fen ve matematiksel ölçme yöntemleri kullanan bilim dalıdır.

14. Felsefe:

Doğru ve bilinçli düşünmeyi, olaylar arasında bağlantı kurup sentez yapmayı sağlayan bilim dalıdır.

Heraldik (arma bilimi), İstatistik, Astronomi, Astroloji, Psikoloji, Ekonomi, Ekoloji ( çevre bilimi), Toponomi (Yer adları bilimi), Antroponomi ( İnsan adları bilimi), Topoloji (Yerel diller bilimi) Kimya, Tıp gibi bilimler de tarihle yakın ilişki içindedir.

TARİHİ OLAYLARIN ÖZELLİKLERİ

1. Konusu insandır.
2. Kendinden önceki ve sonraki olaylarla neden- sonuç ilişkisi vardır.
3. Yeri ve zamanı doğru olarak tespit edilmelidir.
4. Her türlü belgeden yararlanılarak objektif olarak açıklanmalıdır.
5. Birçok insanı etkilemiş olmalıdır.
6. Her olayın kendine özgü nedeni ve sonuçları vardır.
7. Tarihi olaylar tekrar etmez. Bu nedenle deney ve gözlem yöntemiyle incelenmez.
8. Diğer bilimlerle yakın ilişki içinde aydınlatılır.
9. Olaylar yorumlanırken tarafsız olunmalı ve olayın geçtiği günün şartları daima dikkate alınmalıdır.
10. Günümüzdeki olaylarda, geçmişteki yaşanmış olayların katkısı düşünülmelidir.

TARİH ÇAĞLARI

TARİHİN BAŞLANGICI

Tarih, yazının bulunmasıyla başlar. Sümerler, MÖ IV. bin yılda çivi yazısını bularak tarih devirlerine ilk giren toplum oldular. Tarih devirlerinin başlangıcı, her toplumun yazıyla tanışmasının sonucudur. Bu nedenle tarih devirlerinin başlangıcı bölgelere göre farklılık gösterir. Örneğin; Mezopotamya'da M.Ö. IV. bin yılda, Mısır'da M.Ö. III. bin yılda, Anadolu'da M.Ö. II. bin yılda tarih devirleri başlamıştır.
Yazının bulunmasından önceki dönemlere Tarih Öncesi Devirler, yazının bulunmasından günümüze kadar geçen dönemlere Tarih Devirleri denilir.




TARİH ÖNCESİ DEVİRLER

Prehistorik olarak da adlandırılan devirlerin birbirinden ayrılmasında yazı olmadığı için, insanların kullandığı araç ve gereçleri yaptıkları hammaddeler ölçü olarak alınır. İnsanlar sırasıyla taş, toprak ve madenden araç ve gereç yapımını öğrenmişlerdir.
Tarih öncesi devirler genel olarak Taş Devri, Taş- Bakır Devri ve Maden Devri olarak üç dönemde incelenir.

TAŞ DEVRİ

1. Yontma Taş Devri (Paleolitik):

M.Ö.600.000-10.000 yılları arasını kapsamakta olup, insanlık tarihinin en uzun dönemidir. Eski Taş Devri ya da Kaba Taş devri olarak da adlandırılır. Bu devrin özellikleri şunlardır:
-Yeryüzü buzullarla kaplıdır.
- İnsanlar tamamen doğaya bağlıdır, üretici değildir.
- Doğadaki taşlar ilkel şekilde yontularak ya da kemikler
kullanılarak silahlar yapılmıştır.
- Yaşam, avcılık ve toplayıcılıkla sürdürülmüştür.
- Barınak olarak mağara ve ağaç kovukları kullanılmıştır.
- Giyimde hayvan postlarından ve büyük yapraklardan yararlanılmıştır.
- İnsanlar, yaşadıkları mağaralara, avladıkları hayvanların resim ve figürlerini yaparak ilk sanatsal eserleri yapmışlardır.
- Dönemin sonuna doğru ateş bulunmuştur.
- Ateşin bulunması, tarih öncesi devirlerin en önemli gelişmesidir.

2. Orta Taş Devri (Mezolitik):

M.Ö. 10.000- 8.000 yılları arasında yaşanan bu devrin özellikleri şunlardır:
- Buzullar erimeye başlamış ve günümüzdeki iklim şartları ortaya çıkmıştır.
- Avcılık ve toplayıcılıktan üretime geçiş başlamıştır.
- Yontma Taş Devri ile Cilalı Taş Devri arasında geçiş
dönemidir.

3. Yeni Taş Devri (Neolitik):

Cilalı Taş Devri olarak da adlandırılan bu dönem MÖ. 8.000-5.500 yılları arasını kapsar.
- Taştan daha sert, kesici ve dayanıklı aletler yapılmıştır.
- Topraktan çanak- çömlek yapılmaya başlandı, seramik
sanatı oluştu.
- Bitki liflerinden giysiler yapıldı, dokumacılık başladı.
- Hayvanlar evcilleştirildi.
- Tarım ve hayvancılığın başlamasıyla yerleşik hayata
geçildi.
- İlkel barınaklar yapıldı ve köyler oluştu.
- Bir arada yaşamaya başlayan insanlar arasında
işbölümü oluştu.
- Ticaret başladı
- Dolmen ve menhirler ( ilkel anıtlar ) dikildi.
İnsanların sosyal ve ekonomik gelişmeleri hızlandıkça, yaşanan devirlerin kısa sürdüğü görülmektedir. İlk dönemlerden itibaren insanların yaşamlarının değişmesi, toplumları ve kültürleri birbirine yaklaştırmış ve etkileşimi hızlandırmıştır.

TAŞ- BAKIR DEVRİ

Kalkolitik Devir ya da Bakır Devri olarak da adlandırılan bu dönem MÖ 5500 - 2500 yılları arasını kapsar. Bu devirlerde bakır tek başına kullanılmamış taş - bakır karışımından araç- gereç yapılmıştır.
- Dini inançlarda gelişmeler olmuştur.
- İnsanlar " Büyük Ana"ya tapmaya başlamıştır.


MADEN DEVRİ

M. Ö. 2500 yıllarında yaşanmaya başlayan bu devir; Bakır, Tunç ve Demir Devri olarak gruplandırılır. Anadolu'da Tarih devirlerine Tunç Devri'nde geçilmiştir. Daha önce yazının bulunduğu Mezopotamya bölgesinde yaşayan Asurlular, bu dönemde yazıyı Anadolu'ya getirmişlerdir. Bu nedenle Tunç Devri, Anadolu'da tarih öncesi devirlerden tarih devirlerine geçiş dönemidir.
- Üretim , silah teknolojisi ve ticaret gelişmiştir.
- Kalay ile bakırın karışımından tunç elde edilmiş, daha
sert ve dayanıklı eşyalar yapılmıştır.
- İlk şehir devletleri (siteler) kurulmaya başlanmıştır.

Tarih Öncesi Devirlerin Genel Özellikleri

1. Yazının olmadığı dönemlerdir.
2. Devirleri birbirinden ayırmada, araç- gereç yapımındaki maddeler ölçü alınmıştır.
3. Bu devirler, farklı bölgelerde farklı zamanlarda yaşanmıştır.
4. İnsanlığın gelişim sürecinde kullandıkları malzemeler sırasıyla taş, toprak ve maden (bakır-tunç- demir) olmuştur.
5. Bir bölgede Yontma Taş Devri'nden sonra Cilalı Taş, Taş- Bakır ya da Maden Devri'ne geçiş olmuştur. Ancak bir üst devirden sonra alt devir yaşanmamıştır.
6. Toplumların yaşadıkları devirlerin değişiminde;
- Bölgeye gelen göçler
- Bölgenin yeraltı zenginlikleri
- Bölgedeki insanların ihtiyaçları
- Diğer toplumlarla ilişkiler etkili olmuştur.
7. Bir kazı merkezinde, eğer tüm devirler yaşanmışsa, en alt tabakadan üste doğru sırasıyla; Yontma Taş, Cilalı Taş , Taş- Bakır, Bakır, Tunç ve Demir devirlerine ait buluntulara rastlanır.
8. Bölgede yazının kullanılmaya başlamasıyla Tarih öncesi devirler sona erer.
9. Tarih öncesine ait merkezlerde yazı ve yazıya ait hiç bir gelişme bulunamaz( Alfabe, Takvim , Para, Kitabe vb)
10. Paleografya, Filoloji, Diplomatik, Nümizmatik, Epigrafya, Mühür Bilimi, Heraldik gibi konusu yazıyla ilgili bilimlerden bu devirlerin aydınlatılmasında yararlanılmaz.

TARİH DEVİRLERİ

Sümerler'in M. Ö. IV. bin yılda çivi yazısını bulup kullanmasıyla Tarih Devirleri başlamıştır. Tarih çağları da denilen bu dönem, yazılı dönemler olup, insan topluluklarıyla ilgili daha kesin bilgiler içeren belgelerden yararlanma imkanı verir. Bu nedenle Tarih çağlarını birbirinden ayırırken, önemli olayların ölçü alınması benimsenmiştir.
Tarihin çağlara ya da dönemlere ayrılması, olayların incelenmesini ve tarih öğretimini kolaylaştırmaya yöneliktir.
Tarih çağlarını başlatan ve sona erdiren olaylar, geniş boyutlu ve evrensel nitelikli olaylardır. Ancak her toplumda tarih çağlarını başlatan ve bitiren gelişmeler farklı olabilir.
Tarih çağları; İlkçağ, Ortaçağ, Yeniçağ ve Yakınçağ olarak dört döneme ayrılır.




İLKÇAĞ (M.Ö. IV. bin- M.S. 375)

M.Ö IV. bin yılda Mezopotamya'da Sümerler 'in yazıyı bulmasıyla başlamış, M.S. 375 yılında Avrupa'da yaşanan Kavimler Göçü ile sona ermiştir. Ancak bazı tarihçiler, İlkçağ 'ın M.S. 476'da Batı Roma'nın yıkılmasıyla sona erdiğini kabul ederler. İlkçağ 'da;
- Şehir devletleri (site,polis ) ve imparatorluklar siyasi yapıyı oluşturmuş, krallık ve mutlak monarşiler yönetim şekli olmuştur. Eski Yunanistan'da bazı demokratik uygulamalar da başlamıştır.
- Halk sınıflara ayrılmış, sosyal sınıf farklılıkları toplum yapısını önemli ölçüde etkilemiş, kölelik belirleyici etken olmuştur.
- Genellikle çok tanrılı ya da putperest dinler etkili olmuş; ancak tek tanrılı dinlerden Musevilik ve Hristiyanlık da bu çağda doğmuştur.
- Ekonomide değiş- tokuş usulü değişmiş, değişim aracı
olarak para kullanılmaya başlanmıştır.
- Sümerler 'in çivi, Mısırlılar 'ın da hiyeroglif (Resim) yazısının yanında Fenikeliler ilk alfabeyi oluşturmuşlardır.
- Hukuk kuralları yazıya geçirilmiş, yazılı kanunlar ve
anayasalar düzenlenmiştir.
- Modern bilimlerin temeli atılmış, özellikle Anadolu bilim
merkezi olmuştur.
- İyonlar ve Fenikeliler gibi topluluklar uzak bölgelerde
kolonicilik yapmışlardır.

ORTAÇAĞ (M.S. 375- 1453)

Avrupa'da yaşanan Kavimler Göçü ile başlayan Ortaçağ, 1453'te İstanbul'un fethi ve Doğu Roma (Bizans)'ın yıkılması ile sona ermiştir. Ortaçağda;
- Kavimler Göçü, Avrupa'nın siyasi, sosyal, dini, bilimsel ve ekonomik yapısında çok önemli değişikliklere yol açmıştır.
- Merkezi krallıklar zayıflamış, feodalite (derebeylik) rejimi doğmuştur.
- Köleliğe bağlı toplumsal yapı değişmiştir.
- Avrupa 'nın bugünkü etnik yapısı oluşmaya başlamıştır.
- Kilise ve papalık etkinliğini arttırmış, egemen din Hrıstiyanlık olmuştur.
- Bilim ve sanatta skolastik düşünce etkili olmuştur.
- Ekonomide toprağa bağlı yapı ön plana çıkmıştır.
- İlkçağ'ın en güçlü İmparatorluğu olan Roma, önce ikiye ayrılmış; Batı Roma yıkılırken Doğu Roma(Bizans) 1453'e kadar varlığını sürdürmüştür.
- Doğuda İslamiyet doğmuş ve Avrupa karanlık çağı yaşarken, İslam dünyası en parlak dönemini yaşamıştır.
- Batı Hristiyan dünyasının İslam dünyası üzerine düzenlediği Haçlı Seferleri sonucunda, doğudan etkilenen Avrupa'da bilimsel ve kültürel aydınlanma başlamıştır.
- İngiltere'de demokratik hareketler sonucunda Büyük Şart (Magna Carta) imzalanmış, Meşrutiyete geçişe ortam hazırlanmıştır.
- İngiltere ile Fransa arasında yaşanan Yüzyıl Savaşları, Osmanlı Devleti'nin batıda ilerlemesinde ve İstanbul'u olmasında kolaylaştırıcı etken olmuştur.
- Bizans, Selçuklu, Emevi, Abbasi , Sasani ve Osmanlı devletleri, bu çağda etkili olan devletlerdir. Özellikle Bizans, tüm Ortaçağ boyunca varlığını sürdüren tek devlettir.

YENİ ÇAĞ (1453- 1789)

İstanbul'un Fethi ya da Doğu Roma ( Bizans)'nın yıkılması ile başlamış, 1789- Fransız ihtilali ile sona ermiştir. Yeniçağ 'da,
- Ortaçağ 'ın siyasi, sosyal, bilimsel ve ekonomik anlayışları değişmiş, aydınlanma başlamıştır.
- Derebeylik (feodalite) rejimi zayıflamış, mutlak krallıklar güçlenmeye başlamıştır.
- Coğrafi keşifler sonucunda Avrupa zenginleşmiş, Hristiyanlık yayılmış, sömürgecilik başlamıştır.
-Rönesans hareketleriyle Avrupa kendini yenilemiş, eski kültürüyle barışmış, bilim-sanat ve düşüncede özgürlük başlamıştır.
- Reform hareketleriyle Hristiyanlık yeniden yorumlanmış, kilise ve din adamlarının etkisi azalmış, yeni mezhepler doğmuş, laiklik kavramı oluşmaya başlamıştır.
- Önce Portekiz ve İspanya ile başlayan sömürgecilik, çağın ortalarına doğru İngiltere ve Fransa'nın etkinliğiyle geniş boyutlara ulaşmıştır.
- A.B.D kurulmuş, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi
yayınlanmış, cumhuriyet yönetimine geçilmiştir.
- Avrupa'daki bu hızlı değişim ve gelişime uzak kalan
Osmanlı Devleti, her alanda zayıflamaya başlamıştır.

YAKINÇAĞ (1789-...)

1789' da yaşanan Fransız İhtilali ile başlamıştır. Yakınçağ 'da:
- İhtilalin doğurduğu milliyetçilik ve bağımsızlık düşüncesi, birçok imparatorluğun yıkılmasına ve ulusal devletlerin kurulmasına, bağımsızlık savaşlarına ve milliyetçi ayaklanmalara yol açmıştır.
- İhtilalle birlikte; İnsan hakları, demokrasi, laiklik ve cumhuriyet kavramları mevcut rejimlerin çoğunun değişmesinde etkili olumuştur. Meşrutiyet ve Cumhuriyet rejimleri yaygınlaşmıştır.
- Sanayi Devrimi, sömürgecilikteki rekabeti hızlandırmış ve bu rekabet büyük savaşlara neden olmuştur. ( I. ve II. Dünya Savaşı.)
- Günümüzdeki Kapitalizm, Sosyalizm, Komünizm, Liberalizm gibi kavramlar doğmuştur.
- Teknoloji gelişmiş, insanoğlu uzay araştırmaları sonucunda aya gitmeyi başarmıştır.

TAKVİM BİLGİSİ

TAKVİMLERİN OLUŞUMU

Takvim, zaman ölçü birimidir. Zaman ölçü birimleri olarak astronomik olaylar (yıl- ay - gün) temel alınmıştır Toplumlar; ekonomik, coğrafi ve kültürel değerlerinden ve ihtiyaçlarından esinlenerek ve bu ölçü birimlerini kullanarak farklı takvimler oluşturmuşlardır.
Takvimler, toplumlara göre fazla ve çeşitli olsa da temel olarak iki gurupta incelenir:

1. Güneş yılını esas alan takvimler: Dünyanın güneş etrafındaki bir tam dönüş süresini ( 365 gün, 6 saat) bir yıl olarak kabul eden takvimlerdir. İlk defa Mısır'da kullanılmıştır. Günümüzde kullanılan miladi takvimin temelidir.
2. Ay yılını esas alan takvimler: Ayın dünya etrafındaki dönüşüne göre 354 günü bir yıl olarak kabul eden takvimlerdir. İlk defa Mezopotamya'da Sümerler tarafından kullanılmıştır. Günümüzde kullanılan Hicri takvimin temelidir.

Farklı takvim türleri, genellikle takvim başlangıçlarının farklılığından kaynaklanmıştır. Toplumlar, kendileri için önemli gördükleri dini, siyasi, sosyal ya da ekonomik olayları takvim başlangıcı olarak benimsemişlerdir.

TÜRKLERİN KULLANDIKLARI TAKVİMLER

Oniki Hayvanlı Türk Takvimi : Güneş yılını esas alır. Her yıla bir hayvan adı verilmiş, 12 yıl bir dönem kabul edilmiş, aylar; birinci ay, ikinci ay... olarak adlandırılmıştır. On iki Hayvanlı Takvim 'in Türkler 'e özgü olması, Türkler 'in çok eski dönemlerden itibaren astronomi bilimi ile yakından ilgilendiklerini gösterir. İslam' dan önceki Türk toplulukları tarafından kullanılmıştır.
Hicri Takvim: Ay yılını esas alır. Başlangıç olarak Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye göçü (622) kabul edilmiştir. Hz. Ömer zamanında düzenlenerek uygulanmaya konulmuştur. Hicri- Kameri olarak da adlandırılan bu takvim, Türkler 'in İslamiyet'i benimsemesinden sonra, bir çok İslam ülkesinde kullanıldığı gibi Müslüman Türkler tarafında da benimsenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin batılılaşma ve çağdaşlaşma yolunda yaptığı inkılaplar sonucunda 25 Aralık 1925'te yürürlükten kaldırılmıştır. Günümüzde sadece dini günlerin belirlenmesinde kullanılmaktadır.

Celali Takvimi:

Güneş yılını esas almıştır. Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah döneminde hazırlanmış ve uygulanmaya başlanmıştır. Hicri takvimin kullanımına devam edilmiş, Celali takvim yalnızca ekonomik işlerin düzenlenmesinde kullanılmıştır. Başlangıç tarihi olarak 1079 yılı alınmıştır. Büyük Selçuklular 'ın dışında Hindistan'da kurulan Babür İmparatorluğu tarafından da kullanılmıştır.

Rumi Takvim:

Güneş yılını esas almıştır . Başlangıç olarak hicri takvimde olduğu gibi Hz. Muhammed 'in Mekke'den Medine'ye göçü (622) kabul edilmiştir. Hicri- Şemsi olarak ta adlandırılan bu takvim Osmanlı Devleti'nin batı ile ekonomik ilişkilerini düzenlemeye yönelik olarak 1739'da kullanılmaya başlanmıştır. Mart ayı başlangıç kabul edilmiş, 1926' da resmi işlerden, 1982'de de ekonomik işlerden kaldırılmıştır.

Miladi Takvim:

Güneş yılını esas almıştır. İlk şekli Mısırlılar tarafından oluşturulmuş, Roma İmparatorlarından jul Sezar zamanında MÖ. 46'da geliştirilmiş, 1545'de Papa XIII. Gregoryen tarafından bugünkü şekle getirilmiştir. 1916'da Takvim-i Garbi, 1917'de Gregoryen Takvimi adıyla bazı alanlarda kullanılmış, 1 Ocak 1926 'dan itibaren Türkiye'de tamamen yürürlüğe girmiştir. Böylece Türkiye, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal alanlarda Avrupa devletleri ile ilişkilerini geliştirmeye ve çağdaşlaşmaya yönelik önemli bir adım atmıştır. Günümüzde dünya devletlerinin bir çoğu bu takvimi benimsemiştir.

YÜZYIL KAVRAMI

Miladi takvime göre Hz. İsa'nın doğumu 0 kabul edilmiş ve önceki tarihler M.Ö (Milattan Önce), sanraki tarihler M.S. (Milattan Sonra) olarak adlandırılmıştır. Milattan sonraki tarihler günümüze doğru artarak gelirken, milattan önceki tarihler günümüzden artarak uzaklaşır. Uzun zaman aralıklarını daha iyi incelemek için binyıl, yüzyıl, yarı yüzyıl ve çeyrek yüzyıl gibi bölümlemeler yapılmıştır.

               100           75           50            25            0            25             50          75           100



M.S. 1453 yılı
M. S XV. yüzyılın ikinci yarısı ya da üçüncü çeyreğidir.

M.S.

                 1400 1425 1450 1475 1499
                  

M.Ö 1453 yılı
M.Ö. XV. yüzyılın birinci yarısı ya da ikinci çeyreğidir.

M.Ö.  
1499 1475 1450 1425 1400


Zamanın Belirginliği

İncelenen olayların tarihi binyıl , yüzyıl ya da yıl olarak saptanır. Eğer yıl verilmemişse, o olayın tarihi belirgin değildir. Yılı belli olmayan olayın ayı, günü hatta saati bile verilse o olayın zamanı belirgin olmaz. Tarihlerde aranılacak sıra; yıl (sırasıyla yıl, yüzyıl, binyıl), ay, gün ve varsa saattir.
1. Cumhuriyet 1923'te ilen edildi.
2. Kırım Savaşı XIX. yüzyılda yapıldı.
3. İlk yazı MÖ. IV. Bin yılda bulundu.
4. Atatürk Samsun'a Mayıs 1919'da çıktı.
5. Saltanat 1 Kasım 1922'de kaldırıldı.
6. Son Osmanlı Meclisi 12 Ocak 'ta açıldı.

Yukarıda verilen örneklerden 6'nın zamanı yıl verilmediği için belirgin değildir. Diğerlerinin belirginlik sırası ise;
5, 4, 1, 2, 3 tür.


İLKÇAĞ UYGARLIKLARI

İnsanların Tarih öncesi devirlerden tarih devirlerine geçmeleri yazının bulunmasıyla oluşmuştur. Yazıyı bularak tarih devirlerine geçen ilk uygarlık Sümerler olmuştur.

MEZOPATAMYA UYGARLIKLARI

Yunanca 'da " iki nehir arası" anlamına gelen Mezopotamya, İlkçağ 'da, Güneydoğu Anadolu'dan Basra Körfezi'ne kadar, Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan bölgeye verilen isimdir.
Nehirlerin akış yönüne göre bölgenin kuzeyine "Yukarı", güneyine "Aşağı" adı verilmiştir. Aşağı ve yukarı Mezopotamya'yı birbirinden ayıran sınır, Fırat ve Dicle nehirlerinin birbirlerine en yakın oldukları noktadır.
Yukarı Mezopotamya, Toroslar'la Bağdat arasındaki bölgedir ve Asur Ülkesi olarak bilinir; Asurlular yaşamıştır.
Aşağı Mezopotamya ise, Bağdat'tan Basra Körfezi'ne kadar olan bölgedir ve Akad ülkesi olarak bilinir; Sümerler, Akad, Babil ve Elamlılar yaşamışlardır.
Önceleri bataklık olan bu bölgede, bataklıkların kurutulması ve nehirlerden yararlanılması nedeniyle verimli topraklar elde edilmiştir. Bu nedenle çok fazla istilaya uğramış ve çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır. Mezopotamya uygarlığının kurucuları ve öncüleri Sümerler'dir

SÜMERLER (MÖ. IV. bin- 1950)

Asya kökenli bir kavim olup, M.Ö. IV. bin yılda Aşağı Mezopotamya'ya yerleşmişlerdir. Mezopotamya'nın siyasi tarihi Sümerler'le başlar. Elamlılar tarfından yıkılmşıtır.
Şehir devletleri halinde yaşamışlar, merkezi krallık olamamışlardır. Site adı verilen şehir devletlerinden bazıları; Ur, Uruk, Kiş, Lagaş ve Eridu'dur.
Şehirler, tapınakların çevresine kurulan evlerden oluşur, dışı surlarla çevrilirdi. Patesi adı verilen krallar;
- Tanrı adına tüm ülkeyi yönetir,
- Adaleti sağlar,
- Orduya komutanlık yapar,
- Ayinleri idare ederdi.
Bu nedenle kral; devlet başkanı, başyargıç, başkomutan ve başrahipti. Bu durum, kralın her türlü yetkiyi kendinde topladığının göstergesidir.
Çok tanrılı (politeist) inanca sahip olan Sümerler'de, her şehrin kendine ait bir tanrısı vardır. Tanrıları için ziggurat adı verilen çok katlı tapınaklar yapmışlardır. Ahiret inancı zayıf olan Sümer dini, dünya ile sınırlı kalmıştır.
Sosyal sınıflar Hürler, Korunanlar ve Köleler olarak üç guruptan oluşurdu.
Tarihte ilk hukuk düşüncesini geliştiren Sümerler'dir. İlk yazılı kanunlar Lagaş Kralı Urgakina tarafından çıkarılmıştır. (MÖ. 2375) Bu kanunlarda kralın, baskı ve zulme son vererek özgürlüğü getirdiğinden söz edilmektedir. Sümerler bu özellikleriyle hukuk devletinin kurulmasına öncülük etmiş; Ön Asya, Anadolu ve Yunanistan uygarlıklarını etkilemiştir. Kanunları katı cezaları değil, fidye veya bedel usulünü benimsemiştir.
Sümer ekonomisinin temeli tarıma dayalıydı. Toprak, tanrıların malı sayılır, Rahiplerin gözetiminde işlenir ve elde edilen ürünün çoğu tapınaklara bırakılırdı.
Sümerli tüccarların çevre bölgelere ticaret yapmak için gittikleri bilinmektedir Takas usulünü kullanmışlardır. Ölçü birimlerini; (ağırlık ve uzunluk) sistemleştirmeleri, ticarette de oldukça geliştiklerinin göstergesidir.
Sümerler'in burçları bulmaları, bir ayı 30 gün, bir yılı da 360 gün olarak hesaplamaları, gece ve gündüzü 12 saate, bir yılı da 12 aya bölmeleri, ay ve güneş tutulmasını tespit etmeleri astronomide önemli gelişme gösterdiklerinin belirtisidir. Bunun sonucu olarak da Ay yılı takvimini ilk kullanan topluluk olmuşlardır. Sümer takvimi bugünkü Hicri takvimin temelidir.
Çarpma-bölme cetvellerini hazırladılar, yüzey ve hacim ölçme sistemini buldular, ikinci ve üçüncü derecede denklemleri çözdüler ve dairenin 360 derece olduğunu saptadılar. Böylece matematik ve geometrinin temelini Sümerliler atmış oldu.
Bataklıkların kurutulmasıyla oluşan topraklarda yaşadıkları için eserlerini taş yerine kerForum Kurallarını Okuyalım !!! ya da tuğladan yaptılar. Bu nedenle yapılar, taş binalara göre daha az dayanıklı olduğu için genellikle günümüze kadar ulaşan mimari yapı kalmamıştır.
Yazıyı ilk kullanan ve böylece tarih devirlerine ilk giren topluluk Sümerler'dir. Tapınaklara getirilen ürünleri kaydetmek için ilk defa rahipler tarafından kullanılan çivi yazısı Anadolu'da kullanılmıştır.
Sümer dili Asya kökenlidir. Yazı nedeniyle edebiyatları da gelişmiştir. Gılgamış Destanı, Tufan Hikayesi ve Yaratılış Manzumesi günümüze kadar ulaşmıştır. Gılgamış Destanı, Hitit ve Yunan diline de çevrilmiştir.

AKADLAR:

M.Ö IV. bin yılda Arap yarımadasından gelerek Mezopotamya'ya egemen oldular. Bilinen ilk imparatorluğu kurdular. Kurucuları, ilk komutanları ve ilk kralları Sargon'dur. Bilinen ilk düzenli ordu olan Akad ordusudur.

BABİLLER

(MÖ. 1830 - 539). Amurrular tarafından, Babil merkez olarak kuruldu.
I. Babil Devleti'nin en ünlü kralı Hammurabi olup Hititler tarafından; II. Babil Devleti'nin de en ünlü kralı Nebukadnezar olup Persler tarfından yıkılmıştır.
Babil Devleti, mutlak monarşi (kralın kesin egemenliğine dayalı) olarak yönetilmiş, krallarına Tanrı-Kral unvanı verilmiştır. Mezopotamya'da çıkarılan en gelişmiş kanunlar Hammurabi Kanunlarıdır. Sümer kanunları temel alınmış; Kral, kişi ve toplum hukuku birbirinden ayrılmıştır. Kısas esası ölçü, alındığı için cezalar Sümerler'e göre daha serttir. Hammurabi Kanunları, tarihte bilinen ilk yazılı anayasa olarak kabul edilir. En ünlü eserleri Asma Bahçeler ve Babil Kulesi'dir.

ASURLULAR

(MÖ. 1900-612). Başkentleri Ninova'dır. Özellikle, Yukarı Mezopotamya'da yaşadıkları ve bölgeleri dağlık olduğu için Anadolu ile ilgilenmişler ve buralara ticaret kolonileri kurmuşlardır. Ticari ilişkiler sonucunda Anadolu'ya yazıyı getirerek tarih çağlarını başlattılar. Başkent Ninova 'da bilinen İlk kütüphaneyi kurmuşlardır.

ELAMLAR

Aşağı Mezopotamya'da kurulmuş, fakat etkili bir uygarlık oluşturamamışlardır. Sümer egemenliğine son vermişlerdir.

MISIR UYGARLIĞI

Çöllerle kaplı bölgeden geçen Nil nehrine bağlı olarak oluşan Mısır uygarlığı, diğer uygarlıklardan çok fazla etkilenmediği için özgün sayılır. Nil nehrinin akış yönüne göre güney bölümü Yukarı Mısır, kuzey (Akdeniz'e yakın) bölümü de Aşağı Mısır olarak adlandırılmıştır. Mısır'da Nil'in etkisi o kadar fazladır ki burada oluşan uygarlığa Nil Uygarlığı adı da verilmiştir. Mısır, Nil'in armağanıdır. Önceleri Nom adı verilen şehir devletleriyle yönetilen Mısır'da, Firavunlar dönemiyle birlikte krallık başlamıştır. Sülaleler tarafından yönetilmiş; Kuzey Suriye'ye egemen olmak amacıyla Hititler'le Kadeş Savaşı'nı yapmışlardır. Savaş sonunda İmzalanan Kadeş Antlaşması (MÖ.1280), tarihte bilinen ilk yazılı anlaşmadır. Persler tarafından yıkılmıştır.(MÖ. 525).
Firavunlar insan üstü kabul edilir, emirleri tanrı buyruğu gibi algılanırdı. Bu durum , Firavunların dini ve siyasi güçleri kendinde topladığını göstermektedir.
Her şehrin ayrı bir tanrısı vardı. Genellikle tabiat güçlerine (gök, toprak , su ) tapmışlar, özellikle güneşi en büyük tanrı kabul etmişlerdir. (Amon-Ra). IV. Amenofis döneminde tek tanrılı bir din girişimi başarılı olamamıştır.
Mısırlılar, ölümden sonra hayatın devam ettiğine (ahirete) inandıkları için;
- Ölülerini mumyalar,
- En kıymetli eşyalarını mezarlara koyarlar,
- Mezarlarını ev- saray şeklinde yaparlardı.
Firavunlar için piramitler (kral mezarları), halk için de labirentler yapmışlardır.
Halk; Bürokratlar (devlet işlerini yürütenler)
Rahipler (din adamları)
Köylüler ( Karşılıksız çalışanlar) olarak üç guruba ayrılırdı.
Ekonominin temeli tarıma dayalıydı. Toprak kral adına işlenirdi.
Mısırlılar, kendilerine özgü bir resim yazısı buldular. Hiyeroglif adı verilen bu yazı, Fenike alfabesine öncülük etmiştir. Yazı malzemesi olarak da papirüsten yaptıkları bir tür kağıdı kullanmışlardır. Mısır kültürü, Hiyeroglif yazısının bilim adamları tarafından 1882'de okunmasıyla aydınlanmıştır.
Mısır 'da oluşturulan edebiyat ürünlerinin çoğu dini içeriklidir. Bu durum Mısırlılar 'ın hayatında ve Mısır uygarlığında dinin etkisinin çok fazla olduğunu göstermektedir.
Mısır'da bilim ve sanat:
- Nil nehrine,Tarıma,İnanç sistemlerine bağlı olarak gelişme göstermiştir.
- Nil 'in taşma zamanlarının hesaplanması Astronomi,
- Taşkınlar sonucunda bozulan tarla sınırlarının yeniden belirlenmesi Geometri ve Haritacılık,
- Tarım ürünlerinden alınacak vergilerin saptanması Matematik
- Ölülerin mumyalanması Eczacılık ve Tıp, bilimlerinin çok fazla gelişmesine yol açmıştır.
Mısırlılar, Pi sayısını (3,14) bugünkü değere yakın olarak hesaplayabilmişler; yılın 365 , ayın 30 günden oluştuğunu belirlemişler, bir yılı 12 aya bölmüşlerdir. Güneş yılı takviminin bu ilk örneği, günümüzdeki miladi takvimin de temeli olmuştur.
Mısır sanatı dini ağırlıktadır. Mimari, heykel , kabartma ve oymacılık gelişmiştir.
- Piramitler: Kral mezarları olarak yapılmış muhteşem eserlerdir. En ünlü piramitler Keops, Kefren ve Mikerinos'tur. Aynı zamanda Keops, dünyanın en yüksek taş anıtıdır (150m).
- Tapınaklar: Tanrı evi olarak yapılmıştır. En ünlüleri Luksor ve Karnak tapınaklarıdır.
- Sfenksler: Heykel türü eserlerdir.
Mısır, çevresi çöllerle kaplı olduğu için fazla istilaya uğramamış, diğer uygarlıklardan fazla etkilenmemiştir. Bu nedenle özgündür ve sadece Mısırlılar'a aittir.

FENİKE UYGARLIĞI

(M.Ö. 2800-M.Ö III. yy). Doğu Akdeniz kıyılarında, bugünkü Suriye ve Lübnan'da yaşadılar. Yaşadıkları bölge dağlık ve tarıma elverişli toprakları az olduğu için Akdeniz ve Karadeniz'de koloniler kurdular. İlkçağ 'da denizcilikte en ileri giden devlet oldular.
Siteler halinde yaşamışlar, merkezi devlet kuramamışlardır.
Fenike sanatı, Önasya ülkelerinin bir taklididir. Şehirler gelişmiştir. Fenikeliler, Önasya uygarlıklarının Akdeniz'e taşınmasında rol oynamıştır.
Fenikeliler, 22 harfli bir alfabe kullanmışlardır. İlk harf alfabesi olarak Yunanlılar ve Romalılar tarafından geliştirilen Fenike alfabesi, bu günkü Latin alfabesinin temelidir.
Fenikeliler cam yapımını ve kırmızı boya üretimimi gerçekleştirmiştir.

İBRANİ UYGARLIĞI

M.Ö II. bin yılda bugünkü Filistin'e yerleştiler. Hz. Davut tarafından kurulan İbrani Devleti, daha sonra İsrail ve Yahudi olmak üzeri ikiye ayrıldı. İsrail'e Asurlular, Yahudi devletine de Babiller son verdiler.
Hz. Musa'nın adından dolayı Musevi olarak adlandırılan İbraniler, MS.70'de Romalılar tarafından bölgeden çıkarılıp dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşamaya başladılar.
Krallıkla yönetilen İbraniler, tek tanrı inancını benimseyen ilk kavimdir. İbranilerin inancına göre Tanrı Yehova, Tevrat adlı kutsal kitabi Hz. Musa'ya göndermiştir. Tevrat'ın içeriğini On Emir oluşturmaktadır.
Musevilik, ırk dini olarak benimsendiği için, daha sonra ortaya çıkan Hristiyanlık ve İslamiyet kadar fazla yayılmamıştır. Ünlü eserleri Mescid-i Aksa (Süleyman mabedi) dir. Kudüs ise, her üç dine ait ibadet yerlerinin bulunması nedeniyle, bu dinlerin mensupları tarafından kutsal kabul edilmektedir.

ÇİN UYGARLIĞI

Çin'de kurulan devletlerin tarihi M.Ö. 2400 yıllarına kadar uzansa da, ilk yazılı belgeler M.Ö. 1500 yıllarına rastlar. Sülaleler tarafından yönetilir ve yönetme işlevi kutsal sayılırdı.
İpek yolunun başlangıcına sahip olan Çinliler, özellikle Türklerle savaşmış, Hun saldırılarından ve istilasından korunmak için Çin Seddi 'ni yapmışlardır. (MÖ.214).
Pusula, barut, matbaa, porselen yapımı, ipekçilik ve kağıt Çinliler tarafından bulunmuştur.
Kendilerine özgü yazıları olup, hazırladıkları yıllıklarda Türk tarihine ilişkin önemli bilgileri kaydettiler. İlk Türkler ve Hunlar hakkında Çin kaynakları önemli bilgiler içermektedir.
Geçim kaynakları tarım ve İpek Yolu ticaretidir. Ticareti geliştirme ve batıya açılma politikası, Türklerle Çinlileri bir çok defa karşı karşıya getirmiştir. 751- Talas Savaşı, Çinlilerin batıya doğru ilerleyişini engellemiş ve içe dönük politikalar uygulamalarına neden olmuştur.
Büyük filozofların (Konfüçyüs, Lao çe gibi) görüşleri din olarak benimsenmiştir. Hint dini olan Budizm de Çin'de yayılmıştır.
Askerlik ve devlet yönetimi olarak Türklerden etkilenmişlerdir.

HİNT UYGARLIĞI

İklimi, zenginliği ve Kast sisteminin katı kuralları nedeniyle Hintliler millet olma bilincine erişememiş ve kültür birliği sağlayamamışlardır.
Ariler tarafından oluşturulan Kast sistemi, halkı sınıflara ayırmış ve bir sınıftan diğerine geçişi yasaklamıştır. Bu nedenle toplumun en üstünde bulunan Brahmanların (din adamlarının) dini Brahmanizim (Veda dini), öncelikle Çin'de taraftar bulmuştur.
Farklı ırk, din ve kültürlerin istilası nedeniyle, Hint sanatı çok zenginleşmiş ve gelişmiştir.
Bugün kullanılan rakam sistemi(sıfırlı sayı sistemi) Hintliler tarafından bulunmuştur

ANADOLU UYGARLIKLARI

Helenistik devirlerden bu yana Anatolia (güneşin doğduğu yer) adını taşıyan Anadolu'ya Küçük Asya da denilmektedir. çak fazla göçe ve istilaya uğrayan Anadolu'da; Hititler, Frigler, Lidyalılar, İyonlar, Urartular, Persler, Makedonyalılar, Romalılar, Bizanslılar ve son olarak da Türkler çeşitli uygarlıklar kurumuşlardır.
Anadolu;
- İklimi,
- Jeopolitik konumu,
- Tarım, hayvancılık ve ticarete uygunluğu,
- Zengin madenlere sahip olması,
- Ticaret ve göç yolları üzerinde bulunması,
- Akarsu ve denizlerin çokluğu
nedenlerine bağlı olarak, eski devirlerden bu yana toplumların ilgisini çekmiş ve yerleşim alanı olmuştur.

TARİH ÖNCESİ DEVİRLERDE ANADOLU

Anadolu'nun tarih öncesi devirleri Yontma Taş Devri'ne kadar uzanır. Bu dönemler; Taş Devri, Taş- Bakır (kalkotik) Devir ve Tunç Devri olmak üzere 3 bölüme ayrılır:

TAŞ DEVRİ

Paleolitik (Yontma Taş): Yaşanan en uzun dönemdir.
Antalya - Karain, Beldibi ve Belbaşı mağaraları; bu dönemde Anadolu'ya ait insan yaşamının ve devrin sonlarına doğru yerleşimin başladığının izlerini taşır.

Mezolitik (Yontma Taş): Paleolitik dönemlerden Neolitik döneme geçiş aşamasıdır.




Neolitik (Yeni Taş, Cilalı Taş): İnsanlar taştan yaptıkları aletleri daha kesici duruma getirmişler, tarımla birlikte yerleşik hayata geçmişler, köyler kurmuşlardır. Bu devre ait yaşam merkezleri, Anadolu'da geniş bölgelere yayılmıştır. Diyarbakır Çayönü, Gaziantep Sakçagözü ve Konya Çatalhöyük bu devre ait merkezlerdendir.
Çayönü, Anadolu'da ilk üretimle ilgili bulunmuş en eski yerleşim yeridir. Orak, bıçak ve tahıl öğütme taşlarının bulunması bu durumun göstergesidir.
Çatalhöyük ise, insanlık tarihinin ilk şehir yerleşmesi olarak kabul edilir.


BAKIR- TAŞ DEVRİ

Kalkolitik olarak da adlandırılan bu devir geçiş dönemidir. Taş devrinin sonuna doğru maden bulunmuş , ilk işlenen maden de bakır olmuştur. Anadolu'da dini inançların geliştiği ve insanların " Büyük Ana"ya taptıkları anlaşılmıştır.




Truva'da, Priamus'un hazineleri olarak adlandırılan altın ve gümüş süs eşyaları,
Alacahöyük'te ise; prens mezarları, elbise ve süs eşyaları, toprak ve maden kaplar, boğa ve geyik heykelleri ile güneş kursları bulunmuştur.

TUNÇ DEVRİ

Anadolu'nun tarih devirlerine geçtiği dönemdir. Üretim
artmış, ticaret gelişmiştir.
MÖ.2000 yıllarında Anadolu'da Malatya ile Konya arasındaki bölgede, Mezopotamyalı olan Asurlular, ticaret amacıyla pazar yeri kurdular. Asur Koloniler çağı olarak adlandırılan bu dönemde, Anadolu ile Asurlular arasında yoğun bir ticaret yapılmaktaydı.
Anadolu'ya yazı Asurlu tüccarlar aracılığıyla bu dönemde (MÖ.2000- 1800) gelmiş ve Anadolu'da Tarih çağları ya da yazılı dönem başlamıştır.
Kayseri- Kültepe (Kaniş)'de, Asurlu tüccarlara ait ve çivi yazısıyla yazılmış ticari ve hukuki tabletler ile Karum adı verilen pazar yerinin bulunması, yukarıdaki bilgilerin kaynağıdır.

ANADOLU'DA KURULAN UYGARLIKLAR

HİTİTLER (MÖ. II. bin - VII. yy.)

Kızılırmak kıvrımında, Kapadokya olarak bilinen bölgede yaşamışlardır. Başkentleri Hattuşaş(Boğazköy) olup, Anadolu uygarlıklarına öncülük ettiler. Kuzey Suriye'ye egemen olmak için Mısır'la Kadeş Savaşı'nı (MÖ.1296) yapmışlar ve 16 yıl süren savaşın sonunda tarihte bilinen ilk yazılı anlaşma olan Kadeş Antlaşması'nı MÖ. 1280'de imzaladılar. Asurlular'la gelişen ticari ilişkileri aracılığıyla Anadolu'da tarih devirlerini başlattılar. Pers istilasıyla yıkıldılar.
Devlet Yönetimi: Başta kral bulunur, krallık babadan oğula geçerdi. Kral; devlet başkanı, başkomutan, başyargıç ve başrahipti. Kral devlet yönetme yetkisini Pankuş ve Tavananna (Kraliçe) ile paylaşmıştır.
Eyaletlerin merkezden gönderilen valiler tarfından yönetilmesi, feodalleşmeye izin verilmediğinin ve merkezi otoritenin korunmak istendiğinin belirtisidir. Bunun yanında, alınan toprakların önceleri prenslere, sonra da küçük krallıklara verilmesi tımar sistemine benzemektedir.
Din ve inanış: Anadolu'da çok tanrılı (politeist) inançlar egemen olmuştur. Hititler, pek çok tanrıları olmasının yanında, bütün Anadolu ve Eski Önasya tanrılarına da tapmışlardır. Bunların başında Teşup (Fırtına tanrısı) ile onun eşi Hepat gelmektedir. Bu durum, Hititler'in kendilerine özgü bir dinlerinin olmadığı ve inançlarda diğer toplumların etkisinde kaldığını göstermektedir.
Temizliğe çok önem verilir, özellikle tapınaklar temiz tutulurdu.
Ahiret(ölümden sonra hayatın devam ettiği) inancı zayıftı.
Özellikle krallar tarafından, tanrılarına hesap vermek amacıyla yıllıklar (Anallar)'ın hazırlanması, tarafsız tarih yazıcılığının da başlangıcı olarak kabul edilir. çünkü yıllıklarda kralların başarıları kadar yenilgilerine, zaferleri kadar hatalarına da yer verilmiştir. Hititler'in yıllıkları kronik tarih yazıcılığına da güzel bir örnektir.
Sosyal Hayat: Toplum; Hürler (soylular, rahipler, askerler, memurlar, tüccarlar ve köylüler) ile köleler olarak iki gruptan oluşurdu.
Soylular; Kral ailesinden oluşan , geniş haklara sahip olan, yüksek memurlukları yürüten ve geniş toprakları olanlardı.
Rahiplik; onurlu bir meslek sayılmış, çoğu kez prenslerden seçilmiş, ancak halk fazla dindar olmadığı için etkinlik kazanamamıştır.
Hititler'de aile yapısı pederşahi olmasına ve başlık parası alınmasına rağmen evlenme işleminin sözleşmeyle yapılması, aile hukukunun önemli olduğunun belirtisidir.
Hukuk: Mezopotamya 'dan (Sümer'den) etkilenen Hitit hukuku, daha insancıl kurallar içermekteydi.
- Adalet kavramının güneşle sembolleştirilmesi, Mısır ve Mezopotamya'dan etkilendiğini göstermektedir.
- Mülkiyetin güvence altına alınması, pek çok suçun cezasının tazminat olarak ödenebilmesi ve idam cezasının fazla uygulanmaması, Hitit hukukunun daha insancıl olduğunun belirtisidir.
Ordu: Daimi ordusu olmayıp, tımar sistemiyle toplanan ve gerekirse ücretli olarak alınan askerlerden oluşur, savaş arabalarına çok fazla önem verilirdi.
Ekonomi: Tarım ve hayvancılığa dayanır, topraklar kral adına ekilirdi Suriye ve Mezopotamya (özellikle Asurlular) ile ticaret yapmışlar, ticaret yollarının korunmasına önem vermişlerdir.
Bilim- Kültür- Sanat: Asur çivi yazısının yanında, kendilerine özgü bir hiyeroğlif (resim) yazısını da kullanmışlardır. Yıllıklar tarih bilimindeki, Gılgamış Destanı'nın tercümesi de edebiyattaki güzel örneklerindendir.
Kabartma sanatı gelişmiş, kayalara yapılan tanrı kabartmalarının oluşumuyla Kaya Abideleri denilen yeni bir tarz ortaya çıkmıştır.
İvriz ve Yazılıkaya Kabartmaları Hitit ürünüdür.

FRİGYALILAR (MÖ.1200- 676)

Anadolu'nun batısında, Sakarya ırmağı civarında yaşamışlardır. Kurucuları Gordios, başkentleri Gordion'dur. En güçlü kralları Midas olup Kimmerler tarafından yıkılmışlardır.
Temel geçim kaynakları tarım olduğu için, tarımla ilgili sert cezalar uygulamışlardır. Hayvancılık ve kuyumculukta da gelişmişler, ancak en önemli ürün olarak Tapates adı verilen halı ve kilimleriyle ön plana çıkmışlardır.
Harf yazısını ( Fenike alfabesini ) kullanan Frigyalılar , hayvan öykülerini ilk oluşturanlar olarak kabul edilir.

LİDYALILAR (MÖ.1200-546)

Batı Anadolu'da Gediz ve Küçük Menderes nehirleri arasındaki bölgelerde yaşamışlardır. Kurucuları Giges, başkentleri Sardes'tir. Son kral Krezüs zamanında başkent Sardes; kültür, sanat ve ticaret merkezi olmuştur. Doğudan gelen Persler'in Adalar Denizi'ne (Eğe'ye) çıkmak istemeleri üzerine yıkılmışlardır. çok zengin olmalarına rağmen askerliğe gereği kadar ilgi göstermeyen Lidyalılar'ın bu durumu, çabuk yıkılmalarının nedenleri arasındadır.
Yunan uygarlığına yakın bölgelerde kurulmaları nedeniyle; Kibele, Artemis, Zeus ve Apollo gibi Yunan tanrılarına tapmışlardır.

Ekonomik girişimleriyle ön planda olan Lidyalılar'ın;
- Dünyanın en eski serbest pazarını kurdukları
- Modern anlamda ilk madeni parayı kullandıkları
- Denizaşırı ülkelerle ticaret yaptıkları
- Efes'ten Mezopotamya'ya kadar uzanan Kral Yolu'nu oluşturarak doğu- batı ticaretini geliştirdikleri bilinmektedir. Lidyalılar, Fenike alfabesini kullanmıştır.

İYONYALILAR (MÖ. XII. yy- VII. yy)

İzmir ile Büyük Menderes arasındaki kıyı bölgede, göçler sonucunda Yunanistan'dan gelen Akalar tarafından kurulmuş, şehir devletleri halinde yaşamışlardır.
Efes, Milet, Foça, Smyra(izmir) gibi İyon şehir devletleri; birer sanat ve ticaret merkezi olmuştur. Akdeniz ve Karadeniz'de koloniler kuran İyonlar, bugünkü birçok yerleşim yerinin kurulmasını sağlamışlardır. Önce Lidya, sonra da Pers egemenliğine girerek yıkılmışlardır.
İyonlar, krallık yönetiminden Oligarşik (asillerin yönetimi), daha sonra da demokratik yönetime geçmişler; şehir devletlerinden oluştukları için siyasi birlik kuramamışlar ve merkeziyetçi olamamışlardır.
İnançları, Anadolu ve Yunan dinlerinin karışımıdır. Tanrılarının heykellerini insan biçiminde yapan İyonlar'da ahiret inancı çok zayıftı.
Deniz ticaretine önem vermişler ve deniz ticaret kolonileri kurmuşlardır. Ancak , İlkçağdaki diğer kolonici devletlerden farklı olarak, kolonilerini yurt olarak görmüşler ve şehirler oluşturmuşlardır. Yaşadıkları bölge, birçok ticaret yolunun kesiştiği noktada olduğu için İyon şehirleri zenginleşmiş ve birer ticaret merkezi olmuştur.
İyonlar, Fenike alfabesini kullanmışlar ve geliştirmişlerdir.
Anadolu'da bilim ve sanat İyonlar'la zirveye ulaşmıştır.
- Önasya ticaret yollarının bitiş noktasında olmaları,
- Bilim, sanat ve kültüre önem vermeleri
- Diğer uygarlıklardan etkilenmeleri,
- Anadolu ile Avrupa arasında geçiş noktasında olmaları
- Şehir devletlerinden oluştukları ve demokrasiyle yönetildikleri için serbest düşüncenin gelişmesine uygun ortamın bulunması,
- Ticaretle uğraştıkları için zengin olmaları
nedenlerine bağlı olarak her alanda gelişen İyonlar, Yunanistan'ı büyük ölçüde etkilemiştir. İyon kültürü bu nedenle Avrupa kültürünün de temelidir.
İyonyalı bilginlerden;

Pisagor: ilk kez dünyanın yuvarlak olduğunu ileri sürmüş, matematik ve geometriye bilim özelliği kazandırmıştır.
Tales: Astronomi ve matematikle ilgilenmiş, ilk kez güneş tutulmasını hesaplamayı başarmıştır.
İyonya'daki özgür düşünce ortamı felsefe biliminin doğmasını sağlamıştır. Ünlü filozof Diyojen İyonyalı'dır. Dünyanın oluşumu ile ilgili görüşler oluşmuş; Tales, dünyanın ana maddesinin su olduğunu, Anaksimenes ise her şeyin havadan meydana geldiğini söylemişlerdir.
Mimaride " İyon Nizamı" adıyla kaideli sütun tarzını oluşturan İyonlar'ın en ünlü yapıtlarından biri Artemis Tapınağı'dır.
Tanrı heykellerinin önemi, bu alanda da önemli gelişmeler sağlamıştır.

URARTULAR (MÖ. IX.yy- VI.yy)

Van gölü çevresinde kurulmuşlardır. Kurucuları I. Sardur, başkentleri Tuşpa (Van)'dır. Kimmerler, Sakalar ve son olarak ta Medler'in akınları sonunda yıkılmışlardır.
Doğal güçlere(su, mağara, dağ, ağaç vs) tapan Urartuların baştanrıları Haldi'dir. Hitit ve İyonlar'da ahiret inancı çok zayıf olmasına rağmen, Urartular ölümden sonra hayatın devam ettiğine inanırlar; bu nedenle mezarlarını ev ve oda biçiminde yaparak içine kıymetli eşyalar koyarlardı.
Hayvancılık ve tarımın yanında özellikle madencilikte çok gelişmişlerdir.
Asur çivi yazısını kullanan Urartular'ın sanatsal özellikleri kaya mimarisinde ortaya çıkmıştır. Urartular'a ait kaleler ile tarlalara ve şehirlere su getirmek amacıyla yapılan kanal ve su bendlerine ait kalıntılar günümüzde görülmektedir.

MÖ. VII- MS. XI. yy. ARASINDA ANADOLU

PERSLER DÖNEMİ

Anadolu'nun doğusunda bulunan İran'da kurulan uygarlıklar 3 devletten oluşmaktadır: Medler, Persler ve Sasaniler. Bunlardan özellikle Persler, İlkçağda Anadolu ile yakından ilgilenmişlerdir.
Devlet yönetiminde Hellen ve Roma'nın etkisi görülen İran'da, merkezi yönetim uygulanmış; Persler döneminde ülke eyaletlere (Satraplık) bölünmüş, valilere Satrap adı verilmiştir.
İran'da Zerdüştlük ve Mecusilik dinleri yaygınlık göstermiş, ilk posta ve istihbarat teşkilatı kurulmuştur.
Medler, Asurlular'ı yıkmışlar, Anadolu'da Kızılırmak yakınlarına kadar genişlemişler, Persler tarafından yıkılmışlardır.
Persler, II. Kiros'un Medler'i yenmesinden sonra kurulmuş, MÖ. 543'te Lidyalılar'a son verince tüm Anadolu'ya egemen olmuşlardır. Bu egemenlik MÖ 333'te Büyük İskender'in İssos'ta Persler'i yenmesiyle son bulmuştur.
Yaklaşık iki yüzyıl Pers egemenliğinde Anadolu, kültürel öncülüğünü kaybetmiş, eyaletler (Satraplıklar) kurularak bağımsız valilikler oluşturulmuştur.
Anadolu'da çok önceden itibaren kurulmuş yüksek ve kalıcı uygarlık, Pers etkisini azaltmış; Pers kültürü Anadolu'ya egemen olamamıştır.
Sasaniler, İslam'dan önce İran'da egemen olan son devlettir. Hz. Ömer döneminde yıkılmış ve bölge İslamlaşmıştır.

HELLEN (BÜYÜK İSKENDER ) DÖNEMİ

MÖ. VII. yy. da Yunanistan'ın kuzeyinde kurulan Makedonya Devleti, II. Philip döneminde Yunan şehir devletlerini egemenliği altına alarak Hellen birliğini kurmuştur.
Philip'in oğlu Büyük İskender, Asya seferine çıkarak;
- İssos'ta Persler'i mağlup etti,
- Mısır'a geçerek İskenderiye şehrini kurdu,
- Hayber'i geçip Hindistan'a ulaştı.

İskenderin ölümü üzerine;
- Mısır'da- Ptolemeler Krallığı
- Trakya- Hindistan arasında® Selevkoslar Krallığı
- Makedonya'da® Antigonitler Krallığı kuruldu.




M.Ö. 330-30 yıllarını kapsayan bu dönemde Hellen uygarlığı oluşmuştur. Büyük İskender'in tek dünya devleti kurmak amacıyla çıktığı doğu seferlerinin sonunda;
- Doğu- batı kültürleri kaynaşmış,
- Hellenizm uygarlığı oluşmuş,
- Doğudaki Tanrı- Kral anlayışı benimsenmiş ve demokrasiden dönülmüş,
- Bilim, sanat ve ticaret merkezleri kurulmuştur.
Hellenistik dönemde Bergama, Milet, Efes ve İskenderiyye dünyanın başlıca kültür merkezi durumuna gelmiştir.
Bergama ve İskenderiyye'de kurulan kütüphaneler; papirüs ve el yazmalarının toplandığı kitaplıklardır. Ayrıca Bergama'da, parşömen kağıdı icat edilip üretilmiş, birçok yazma eser günümüze kadar ulaşmıştır. Zeus tapınağı, tıp çalışmalarında oldukça gelişmiş Asklepion sağlık merkezi ve 200 bin kitap da Bergama'da bulunmaktadır.
Hellen uygarlığı; Roma, Sasani ve İslam uygarlıklarını etkilemiştir.

ROMA İMPARATORLUĞU DÖNEMİ

Romalılar'ın anavatanı İtalya'dır. Roma, MÖ. 753'te Romulus tarafından kurulmuştur. Roma uygarlığı; Krallık, Cumhuriyet ve İmparatorluk olarak 3 döneme ayrılır:
Krallık: Roma'nın ilk anayasası yapılmış, halk sınıflara ayrılmıştır:
- Patriciler: Asiller ve siyasi hakları olanlar,
- Plebler: Küçük toprak sahipleri ve tüccarlar,
- Köleler: En alt sınıf
- Barbarlar: Vatandaş olarak kabul edilmeyenler.
Cumhuriyet: Aristokratik (asillerin üstünlüğüne dayanan) demokrasiye geçilmiştir. Ülke, meclisin (senatonun) seçtiği iki Konsil tarafından yönetilirdi. Olağanüstü durumlarda Diktatörler başa geçmiştir. Bu dönemde Roma'nın sınırları Doğu Akdeniz'e kadar uzandı. Sezar'ın, monarşik bir yönetim kurma girişimi üzerine ölmesi ve yerine geçen Oktavianus'un Augustus (kutsal) unvanını almasıyla bu devir sona erdi.
İmparatorluk: Demokratik kurumlar kaldırılmaya başlandı ve demokrasiden vazgeçildi.
M.S. III. yüzyılda zayıflayan Roma, Kavimler Göçü'nden sonra 395'te Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrıldı. Batı Roma 476'da yıkılırken DoğuRoma (Bizans) 1453'e kadar varlığını devam ettirdi. Roma ordusu Lejyon adı verilen paralı askerlerden oluşmaktaydı.
Roma'nın en eski kanunu On İki Levha kanunlarıdır. Bu kanunlar günümüzde birçok devlet hukukunun temelidir.
Roma dini, Yunan etkisinde kalmış, Yunan tanrılarının adları değiştirilmiş ve kendilerine göre yorumlanmıştır. Hristiyanlığın resmi din olarak benimsenmesi, bu dinin daha çok yayılmasındaki başlıca etkenlerdendir.
Fenikeliler'in alfabesi, İyonlar ve Yunanlılar'ın geliştirmesinden sonra Romalılar tarafından Latin Alfabesi'ne dönüştürülmüştür.
Mısırlılar'ın keşfettiği ve güneş yılı esasına dayanan takvimi Romalılar geliştirmiş ve bugünkü Miladi Takvimi oluşturmuşlardır.
Romalılar Anadolu'da; yollar, köprüler, stadyumlar, tiyatrolar, belediye binaları, hamamlar, kütüphaneler ve agoralar (maydanlar) yaptılar. Ancak, Anadolu'ya yerleşmedikleri için, Anadolu'nun yerli kültürü yaşanmaya devam etmiştir. Bu nedenle Roma, Anadolu'da kültür birliğini sağlayamamıştır.
İstanbul'da ®Valens (Bozdoğan)
                   ® Çemberlitaş
Ankara'da ® Augustus Tapınağı
                  ® Roma Hamamı
önemli eserlerdendir.

BİZANS İMPARATORLUĞU DÖNEMİ

Doğu Roma adıyla 395'te Roma'dan ayrılan Bizans'ın başkenti İstanbul'du. Ortaçağ boyunca varlığını sürdüren tek devlet olan Bizans'ta sülaleler yönetimi görülmüş, en parlak dönem Justinianus zamanında yaşanmıştır. Akdeniz ve çevresinin tamamına yakın bölgeler Bizans egemenliğine girdi. Ayasofya da bu dönemde yapılmıştır. (532-539).
Aya İrini ve Hora Kilisesi (Kariye Cami) ile Binbirdirek ve Yerebatan Sarnıcı, ülkemizdeki Bizans eserlerinden bazılarıdır.

EGE UYGARLIKLARI

Ege denizine kıyısı olan Girit, Yunanistan, Makedonya, Trakya ve Batı Anadolu topluluklarının ortak ürünüdür. İlk ortaya çıktığı yer Girit'tir.


GİRİT UYGARLIĞI

Ege'de kurulan en eski uygarlıktır. çok tanrılı inancı benimsemişlerdir Giritçe adıyla bilinen yazıları henüz okunamamıştır. Günümüze ulaşan en önemli eserleri Knossos Sarayı'dır. Denizcilikte ve deniz ulaşımında gelişmişlerdir.

MİKEN UYGARLIĞI

Akalar tarafından kurulmuştur. Girit'in devamı niteliğindedir. Turuva savaşları, İlyada destanına konu olmuştur. Kuyu mezarları ile Şato- Kral saraylarından Miken Şatosu ünlüdür.

YUNAN UYGARLIĞI.

MÖ. II. bin yılda Anadolu'dan gelen insanlar, Yunanistan'a maden kültürünü getirdiler. Yunanistan'a yerleşen Akalar'ın egemenliğine Dorlar son verince şehir devletleri oluşmaya başladı.
Atina, Isparta, Larissa, Korint, Tebai gibi şehir devletlerinin kolonizasyon girişimleri sonunda, Yunan dili ve kültürü yeni alanlara yayılmış ve ticaret gelişmiştir.
Polis adı verilen şehir devletleri tamamen bağımsızdı. Önceleri krallıkla yönetilen polislerde, zamanla güçlenen asillerin baskısıyla aristokratik yönetime geçildi. Orta sınıf, köylülerle birleşerek aristokratlarla mücadele ettiler. Isparta dışındaki şehirlerde halk yönetimleri kuruldu.
Sınıflararası mücadelelere; Drakon, Solon ve Kleisthenes'in reformlarıyla çözüm aranmıştır.
Drakon; soyluları koruyan, alt sınıflara ise ağır cezalar getiren kanunları yürürlüğe koydu.
Solon: Drakon'a göre ılımlı kanunlar oluşturdu.
- Köylülerin borçlarını affetti.
- Borçlu-köle bağlantısını kaldırdı.
- Doğuştan soylu kavramını değiştirdi.
- Halk, gelirlerine göre sınıflara ayrıldı.
- Halk meclisleri gibi yönetim birimleri oluşturuldu.
Ancak bu uygulamalar da sınıflar arası mücadeleyi yok edemedi.
Kleisthenes; sınıf farklılıklarını tamamen ortadan kaldırarak, Beşyüzler Meclisi adıyla yeni bir meclis oluşturdu.
Yunanistan'da uygulanan yönetim, bilinen ilk demokrasi olarak kabul edilir.
Yunanistan'da şehir devletleri, köylülerin ve kölelerin ayaklanmalarından çekindikleri için güçlü ordular bulundurmaktaydı. En güçlü deniz gücü Atina'da, kara ordusu da Isparta'da bulunmaktaydı. Dış düşmanlara karşı birleşen şehir devletleri, savaşın durumuna göre Atina ya da Isparta'nın öncülüğünde birleşirlerdi.
Yunanistan'da kanunlar aristokratik özellikteydi. Asillerin ayrıcalıklarını korumak amacıyla hazırlanan kanunlar, Mezopotamya izleri taşımakta ve ağır cezaları içermekteydi. Drakon, Solon ve Kleisthenes döneminde önemli düzenlemeler (reformlar) yapılmıştır.
Yunanistan'da çok tanrılı ve putperest inanç yaygındı. İnançlarında Anadolu, Mezopotamya ve Girit etkisi görülür. Tanrılar insan boyutunda fakat ölümsüz kabul edilirdi. (Bu inanç yapısı Yunan insanına fazla fedakarlık yüklememiş ve düşüncenin gelişimine katkı sağlamıştır.) Tanrılar, insan gibi bir fiziki yapıya sahiptir, İnsanın duygusal ve fiziksel gereksinimleri onlar için de geçerlidir.
Tanrıların insan boyutunda düşünülmesi;
- Heykel ve resim sanatının gelişmesine,
- Onları eğlendirmek için ilk olimpiyatların düzenlenmesine (MÖ.776),
- Olimpos dağının Tanrılar şehri olarak kabul edilmesine,
- Baştanrı olarak Zeus'un benimsenmesine,
- Saray tipinde tapınakların (tanrı evi) yapılmasına
- Yunan mitolojisine tanrıların aşıkları, evlenmeleri, savaşları gibi konuların girmesine neden olmuştur. Bu durum; Yunan bilim, sanat, mimari, spor ve edebiyat gibi bilimlerin çok fazla gelişmesini sağlamıştır.
Yunanlılar, Fenike alfabesini kullanmış ve geliştirmişlerdir.
Yunan edebiyatının en eski eseri Homeros'un İlyada ve Odesa destanlarıdır. Yunan halkında birleştirici etki yapmıştır.
Tiyatro, tabiat tanrısı Diyanizos adına yapılan törenlerden çıkmıştır. Trajedide Sofakles, komedide de Aristofanes ünlü isimlerdir.
Yunanistan'da felsefe, tarih, tıp, aritmetik, geometri ve astronomi bilimleri de gelişmiştir:
- Felsefe: Sokrates, Eflatun, Aristo
- Tarih: Herodot, Tukidides, Ksenefon
- Tıp: Hipokrat
Tarih, eski Yunanistan'da bilim dalı olarak ortaya çıkarken, modern tıbbın temeli de yine burada atılmıştır.
Yunan sanatında mimari, heykel ve resmin önemli yeri vardır. Tiyatro binaları, tapınaklar, tanrı ve insan heykellerinde güzel örnekler vermişlerdir.


İSLAM ÖNCESİ TÜRK TARİHİ

TÜRKLERİN İLK ANAYURDU

Türklerin anayurdu Orta Asya'dır. Geniş bir bölgenin ilk yurt olarak belirtilmesi, Türklerin eski dönemlerden itibaren çok geniş alanlara yayıldıklarını göstermektedir. Burada yaşayan Türklere ait bilgiler; Anav, Andronova, Afanesyova, Kelteminar, Karasuk gibi merkezlerde yapılan kazılardan elde edilmektedir. Türkler ilk yurtlarından;
1. Ekonomik sıkıntılar
2. Toprakların yetersizliği
3. Kuraklık ve kıtlık
4. Nüfusun artması
5. Otlakların azalması
6. Hayvan hastalıkları
7. İç mücadeleler
8. Dış baskılar
gibi nedenlerden dolayı göç etmişler ve Asya'nın kuzey ve güneyine, Avrupa'ya ve Kuzey Afrika'ya kadar geniş bölgelere yayılmışlardır. Gittikleri yerlerde de bir çok devlet kurmuşlardır.
Türk tarihini;
- Geniş bölgelerde yaşadıkları
- Aynı dönemlerde bir çok devlet kurdukları
- Birçok devletle ilişki içinde bulundukları
için incelemek zordur.
Türkiye kelimesi ilk defa Bizans kaynaklarında Orta Asya, XII. yy. dan itibaren de Anadolu için kullanılmıştır.

İLK TÜRK DEVLETLERİ

ASYA HUN DEVLETİ (M.Ö. 220-M.S.216)

Bilinen ilk Türk devletidir. Bu yönüyle, hem ordu hem de yönetim açısından kendisinden sonra kurulan Türk devletlerine örnek olmuştur. İlk hükümdarları Tu - man (Teoman) olup, en parlak dönemlerini Mo - tun (Mete han) zamanında yaşamışlardır
Mete Han Orta Asya'da Türk birliğini ilk kuran hükümdardır.
Asya Hunları'nın en fazla ilişkide bulundukları ve mücadele ettikleri devlet Çin'di. Bu mücadelenin temel nedeni de İpek Yolu'na egemen olmaktı. Çinliler, Çin Seddini de Hun akınlarından korunmak amacıyla yapmışlardır. Bu nedenle Hunlar 'la ilgili bilgilerin çoğu Çin kaynaklarında yer almaktadır.
Asya Hunları Türkler'deki veraset sistemi geleneğine göre M.S. 48'de Kuzey ve Güney olarak ikiye ayrılmış. sonra da yıkılma sürecine girmiştir.

AVRUPA HUN DEVLETİ (375-496)

Asya Hunları'nın yıkılmasından sonra, özellikle Kuzey Hunları batıya doğru hareketlenmeye başladı. Bu sırada Doğu Avrupa'da Barbar Kavimler olarak nitelendirilen Franklar, Germenler, Angıllar, Saksonlar, Vandallar, Ostragotlar, Vizigotlar, Lombardlar, Süevler gibi topluluklar bulunmaktaydı. Asya'dan gelen Hunlar'ın baskısıyla Barbar toplulukların Avrupa'nın içlerine doğru dağılmalarına Kavimler Göçü denilir. Kavimler göçünün sonucunda;

1. Avrupa'nın etnik yapısı değişti ve bugünkü Avrupa milletleri oluştu.
2. Feodalite rejimi ile skolastik düşünce egemen olmaya başladı.
3. Roma İparatorluğu; Doğu Roma (Bizans) ve Batı Roma olarak ikiye ayrıldı, Batı Roma 476'da yıkıldı.
4. Avrupa'da Türk devletleri kurulmaya başlandı.
5. İlkçağ bitti, Ortaçağ başladı
Avrupa Hun Devleti, Kavimler göçüne neden olan Hunlar tarafından kuruldu. Avrupa'da kurulan ilk Türk devletidir. Kurucusu Balamir, en ünlü Hükümdarı Attila'dır. Merkezleri ise Macaristan'dı.
Atilla, iki kez Balkan seferine (Bizans üzerine) çıkmış ve Bizans'ı vergiye bağlamış; iki kez de İtalya seferine (Batı Roma üzerine) çıkarak, Roma'yı alacak güçte olmasına rağmen Papa 'nın isteği üzerine bağışlamıştır.
Türk kültürünün batıya taşınması ve yerleştirilmesinde büyük etkinlik gösteren Avrupa (Batı) Hunları, aynı zamanda buradaki toplulukların, ilkel kabile hayatından ileride büyük devletler kurabilmelerine imkan verecek ordu ve devlet yönetimini de miras bırakmışlardır.

I. GÖKTÜRK DEVLETİ (552-632)

Orta Asya'da kurulan ikinci büyük Türk devletidir. Avar egemenliğine son veren Bumin Kağan tarafından kurulmuştur. Merkezi Ötügen'dir.
- Türk adıyla kurulan ilk devlettir.
- Türk kelimesini siyasi anlamda isim olarak kullanan ilk devlettir. Sasanilerle ittifak yaparak Ak Hunlar'ı yıkıp İpek Yolunu ele geçirdiler. Aynı amaçla Bizans'la da ittifak yapıp Sasaniler'le mücadele ettiler.
Taht kavgaları ve Çin entrikaları sonucunda Doğu ve Batı olarak ikiye ayrıldı (582). Doğu Göktürker Çin egemenliğine girdi (630). Batı Göktürler de iç karışıklıkları engelleyemeyip yıkıldı.

II. GÖKTÜRK (KUTLUK) DEVLETİ (681-740)

Çin egemenliğinde kalan Doğu Göktürkler'in esaret dönemi (630-680) sonunda Kutluk tarafından kuruldu. Bu nedenle devletin diğer adı Kutluk Devleti 'dir. Esaret dönemi ise Göktürkler 'in fetret devri olarak adlandırılır.
En parlak dönemi Bilge Kağan, kardeşi Kültiğin ve tecrübeli devlet adamı vezir Tonyukuk devrinde yaşandı. Türkler'i toparlayıp bir bayrak altında birleştirmeyi başaran ikinci devlet oldular.Bağımsızlık mücadelesi verdikleri Çin'e karşı savaşları devam ettirdiler ve başarılar elde ettiler. Orhun Kitabeleri, bu dönemi aydınlatan ve Bilge, Kültiğin ve Tonyukuk adına dikilmiş çok önemli belgelerdir.Uygur, Karluk ve Basmil Türkleri'nin ittifakı sonucunda yıkıldılar.

UYGURLAR (744-840)

Kutluk Devleti'nin yıkılması üzerine Kutluk Bilge Kül tarafından ve Göktürk mirası üzerinde kuruldular. Başkent olarak önce Ötügen'i, sonra da Karabalgasun'u benimsediler.
Uygurlar; Çin'le dostluk ilişkileri kurmaları, Gök Tanrı dinini terkedip Mani dinini benimsemeleri, savaşçı özelliklerini kaybetmeleri, göçebelik yerine yerleşik yaşamı tercih etmeleri gibi özellikleriyle geleneksel Türk kültüründen ayrılmışlar ancak Türklüklerini kaybetmemişlerdir.
Çin'le siyasi ilişkilerini dostluk ve ticarete dayandıran Uygurlar, Çinliler'in dini olan Maniheizm'i (Mani dini) benimsemeleri sonucunda savaşçılıklarını kaybetmşiler ve zayıflamışlardır. Siyasi amaçlardan uzaklaşıp ticaret, bilim ve sanatla ilgilendiler. Sonuçta yerleşik hayata geçen ilk Türk topluluğu olarak kendilerinden önceki Türklerden farklı bir kültürü yaşamaya başladılar.
Uygurlar, Mani dininin Çin'de bile yayıcısı ve koruyucusu oldular. Mani tapınakları yapmak için Çin'e çok rahat girip çıkabilen Uygurlar, burada yerleşmeye ve ticaret kolonileri kurmaya başladılar. Uygurlu yöneticilerin unvanlarında "Ay" kavramının kullanılmasında da bu dinin etkisi vardır.
Kırgızlar tarafından siyasi egemenliğine son verilen Uygurlar , Moğollar'la yaşamaya başlamışlar ve Moğollar'ın Türkleşmesinde de rol oynamışlardır.

DİĞER TÜRK DEVLETLERİ VE TOPLULUKLARI

İskitler( Sakalar):

Bilinen ilk Türk topluluğudur. Bugünkü Yakut Türkleri'nin atalarıdır. Türkçe adı Saka olup, Yunanlılar tarafından İskitler olarak adlandırılmıştır.

Avarlar:

Çin kaynaklarında Juan-juan adıyla geçen Avarlar, IV.yy- 805 arasında, önce Asya'da sonra Avrupa'da egemen oldular, Asya'daki egemenlikleri 552'de Göktürler tarafından sona erdirilince Avrupa'ya göç eden Avarlar burada büyük bir imparatorluk kurdular. Tüm Macaristan'la birlikte Orta Avrupa'da etkili oldular. İ
Macarlar:

IX. yy- 1526 arasında egemen olan Macarlar, Orta Asya'dan gelen Türklerdendir. X. yüzyılda Hristiyanlığı benimsediler. 1526- Mohaç Savaşı sonunda Osmanlı Devleti'ne bağlandılar.

Bulgarlar:

583- 1396 arasında egemen olan Bulgarlar, Kubrat tarafından kurulmuştur. 642'de beş kola ayrılmışlar; İtil ve Tuna Bulgarları etkilerini devam ettirmişlerdir.
- İtil Bulgarları, ticaret sayesinde gelişmiş, X. yüzyılda İslamiyet'i benimsemiş ve 1237'de Altınorda egemenliğine gererek siyasal yaşamdan çekilmişlerdir.
- Tuna Bulgarları da, IX. yüzyılda Hristiyanlığı benimsemişler, Türklüklerini kaybetmişlerdir. Han unvanı yerine çar unvanını kullanmaları bunun belirtisidir. 1396- Niğbolu Savaşı sonunda Osmanlı Devleti'ne bağlanmışlardır.

Kumanlar ( Kıpçaklar) :

Avrupa'ya göç eden ve Hristiyanlığı benimseyen Türklerdendir.
- Altınorda Devleti'nin oluşumunda ve Moğollar'ın Türkleşmesinde rol oynadılar.
- Askerlikteki başarıları nedeniyle Macar, Altınorda, Bulgar, Romanya, Rusya, Gürcistan, Memluk ve özellikle Bizans gibi birçok devletin ordusunda önemli görevlerde bulundular.

Peçenekler:

Avrupa'ya gelen ve Hristiyanlığı benimseyen Peçenekler, Bizans'ta paralı askerlik yapmışlardır. Malazgirt Savaşı'nda Selçuklular tarafına geçerek savaşın sonucunda önemli etkilerde bulunmuşlardır.

Sibirler (Sabarlar):

Bugünkü Sibirya'da yaşamışlar ve bu bölgeye ad olmuşlardır. Hazar Türkleri'ne temel olmuşlardır.

Oğuzlar (Uzlar):

Türk topluluklarının en büyük kollarından olan Oğuz Türkleri 24 boydan oluşmaktaydı. Bunlardan Kınık boyu Selçuklular'ın, Kayı boyu da Osmanlılar'ın mensup olduğu boylardı.
- Oğuzlar, sırasıyla Göktürk, Çin ve Uygur egemenliğine girdikten sonra batıya göç ettiler.
- Hristiyanlığı benimseyenler Türklüklerini unutup yok olurken, geri dönüp İslamiyet'i kabul edenler Selçuklular adıyla tarihte rol oynadılar.
- Oğuzlarla ilgili Orhun Yazıtları'nda önemli bilgilere yer verilmiştir.
- Oğuzlar'ın yerleşik hayatı benimsemeleri İslamiyet'i kabul etmeleriyle başlamıştır. Müslüman Oğuzlar'ın diğer adı da Türkmenlerdir.
- Geçim kaynakları koyunculuktu.
- Bugünkü Türkmenistan, Azerbaycan, İran, Irak, Suriye, Türkiye, Kıbrıs ve Balkan Türklerinin ataları Oğuzlar'dır.

Türgişler:

Batı Göktürkleri'nin devamıdır. Emeviler'le mücadele ederek Orta Asya'nın Araplaşmasını engellediler. Bilinen ilk Türk parası da Türgişlere aittir. Bu durum ekonomilerinin geliştiğinin göstergesidir.

Kırgızlar:

Uygurlar'ın yıkılmasında rol oynadılar. Cengiz Han'a itaat eden ilk Türk topluluğu oldular.

Akhunlar:

Bizans kaynaklarında Eftalitler olarak adlandırılan Akhunlar, Hindistan'da egemen oldular. İpek Yolu'nu kontrol altında tuttukları için, başka bir Türk devleti olan Göktürkler'in Sasaniler'le yaptıkları ittifak sonucunda yıkıldılar.

Karluklar:

751-Talas Savaşı'nda, Çinliler'e karşı Abbasiler'İ desteklediler. Bu yakınlaşma sonucunda İslamiyet'i kitleler halinde kabul eden ilk Türk boyu oldular. Karluklar, Karahanlılar'ın da etnik yapısını oluşturan gruplardan biridir. Cengiz Han'ın egemenliğine giren ilk Müslüman Türk topluluğu Karluklar olumuştur.

KÜLTÜR VE UYGARLIK

DEVLET YÖNETİMİ

Türkler'de sosyal yapılanma: Oguş (aile), Urug (soy), Bod (boy) ve Bodun (Boylar birliği) şeklinde olup, son kademede il (devlet) bulunurdu. Devlet, dört ayak üzerinde dururdu: Hakan, Hatun, Toy ve Töre.
Hakan: Devleti yöneten ve orduya başkomutanlık yapan; Han, Kağan, Yabgu, İdukut adlarını alan, Tanrı'nın devlet yönetme yetkisi verdiği en üst düzey yönetici idi. Hakan'ın Kurultay'a hesap vermesi ve törelere uymak mecburiyetinde olması, yetkilerinin sınırsız olmadığının göstergesidir.
Hatun: Eski Türk topluluklarında kadın, küçük yaştan itibaren sosyal bir kişiliği sahip olduğu için hakanın eşi hatun da devlet yönetiminde doğrudan görev alırdı.
Kurultay (Toy): Boy temsilcilerinden oluşan, üst düzey yöneticilerin bulunduğu, önemli konuların görüşülüp karara bağlandığı danışma meclisidir.
Töre: Yazısız hukuk kurallarıdır. Gelenek, görenek ve örflerin oluşturduğu töreye uymak herkes gibi hakanın da görevleri arasındadır.
Eski Türk kültüründe devlet yönetme işine "Kut" adı verilirdi. Bu görev tanrı tarafından verilir ve kutsal sayılırdı. Kanında kut olan herkesin de devlet yönetme yetkisi vardı. Kut, kan yoluyla babadan oğullara geçerdi. Bu anlayışın sonucu olarak "Ülke, hükümdar ailesinin ortak malıdır" düşüncesi yerleşmiş; çoğu kez hakanın ölümünden sonra ya taht kavgaları yaşanmış, ya da ülke oğullar arasında bölüşülmüştür. (Doğu Göktürk, Batı Göktürk gibi) . Veraset sistemi denilen bu uygulama Türk devletlerinin çok çabuk parçalanmalarına, yıkılmalarına ve esaret altına girmelerine neden olmuştur. Ancak bazı kardeşler bu geleneğe uymayıp ikili yönetimi benimseyip devleti bölmemişlerdir (I. Göktürk'te Bumin Kağan ve kardeşi İstemi Yabgu, II. Göktürk'te Bilge Kağan ve kardeşi Kültiğin , Selçuklular'da Tuğrul Bey ve kardeşi çağrı Bey devleti birlikte yönetmişlerdir.)
Eski Türkler'de ordu- millet anlayışı hakimdi. Küçük yaştan itibaren herkes bir asker gibi yetiştirilirdi Türk ordusu , Mete han tarafından On'lu Sisteme göre düzenlenmiştir. Bu sistem, daha sonraki Türk devletlerine örnek olduğu gibi, günümüzde de birçok devlet bu sisteme göre ordularını düzenlemektedir.

DİN

Totemizm, Şamanizm , Budizm, Maniheizm, Musevilik ve Hristiyanlık görülse de en yaygın din Gök Tanrı dini olmuştur. Türkler'in çok fazla inanç farklılığı yaşamaları; onların, farklı kültürlerle ilişki içinde olmaları ve din baskısı yapmamalarının sonucudur.
Ölümden sonra hayatın devam ettiği inancı olan Türkler'de;
- Ölenin atının da gömülmesi,
- Hayatta iken öldürdüğü insanların resimlerinin tahtalara oyulup mezara konulması,
- Balbal adı verilen ve öldürdüğü insanları temsil eden küçük heykelciklerin mezarların etrafına dikilmesi,
sıkça görülen uygulamalardandır.
Yuğ adıyla ölü gömme törenleri de düzenlenirdi.
Uygurlar'ın benimsediği Maniheizm'in şehirli ve tüccar dini olması, bu Türk topluluğunun bilim, sanat ve edebiyatta farklı etkiler göstermelerinde etkili olmuştur.

SOSYAL ve EKONOMİK YAPI

Türkler aile yapısına çok fazla önem vermişler , pederi (babanın reisliğine dayanan) ve tek eşli aileyi benimsemişler, kadını sosyal hayatın dışında görmemişlerdir. Türkler'de sosyal ve ekonomik yapının temeli göçebe kültürüne dayanır.
Göçebe yaşam tarzını benimseyen Türkler'de;
- Atın çok büyük yeri vardır. Ulaşım aracı, savaşlarda silah, göçlerde vasıta olan atın sütü ve eti de gıda malzemesidir.
- çadır kültürü egemendir, çadır Türk'ün herşeyidir.
- Bağımsızlık duygusu gelişmiştir.
- Halk sınıfları oluşmamış, kölelik uygulanmamıştır.
- Hapis cezaları on günden fazla olmamıştır.
- Sürekli göçer-konar olmak teşkilatçılığı ve yönetimi geliştirmiştir.
- Hayvancılığa dayalı geçim kaynakları yaygınlaşmıştır.
Orta Asya Türkleri'nin ipek yolu için mücadele ettikleri Çin'le ticaretlerinin çok geliştiği; Çinlilere hayvan ve hayvan ürünleri verip, onlardan ipek aldıkları bilinmektedir.
Uygurlar, ilk yerleşik hayata geçen topluluk olarak şehir kültürünü benimsemişler, Çin'de ticaret kolonileri kurmuşlar ve İpek ticaretine önem vermişlerdir.

YAZI - DİL VE EDEBİYAT

Türkler, yazılı yaşama ancak VI. yüzyılda geçtikleri için; Türklere ait bilgiler genellikle Çin, Bizans ve İran kaynaklarında yer almaktadır. İlk Türk alfabesi Göktürk alfabesidir. Daha sonra Uygurlar da kendilerine özgü bir alfabe oluşturdukları gibi hareketli harf sistemiyle matbayı da kullanan ilk Türk devleti olmuş, kitap basmıştır. Türk edebiyatının en önemli ürünleri, yazı kullanılmadığı için Destan ve Efsanelerdir. Yazılı dönemde ise en önemli eserler kitabelerdir. Sözlü edebiyatta yer alan destanlardan bazıları; Oğuz Kağan (Hunlar), Türeyiş (Uygurlar) , Ergenekon (Göktürler), Manas (Kırgız) destanlarıdır.
Kitabeler arasında Kutluklar'a ait Orhun Kitabeleri ,Uygurlar'a ait Karabalgasun Yazıtları ve Kırgızlar'a ait Yenisey Abideleri önemlidir.

Orhun Kitabeleri: Göktürk Abideleri ya da yazıtları olarak da adlandırılan kitabeler , Kutluk ( II. Göktürk) Devleti'nin ünlü yöneticilerinden Vezir Tonyukuk (727) , ordu komutanı Kültiğin (732)) ve devlet başkanı Bilge Kağan (735) adına dikilen; Türk Milleti kavramının geçtiği ilk Türkçe eserdir. Kitabeler;
- Yöneticilerin halka hesap verdiği,
- Devletle halkın birbirlerine karşı görevlerinin belirtildiği,
- Türk kültür ve yasalarının anlatıldığı
- Sosyal devlet yapısının vurgulandığı belgelerdir.
Karabalgasun Yazıtları: Uygurlar'ın Mani dininin etkisiyle düzenledikleri yazıtlardır.

BİLİM - SANAT

Eski Türk devletlerinde bilime ve bilim adamlarına önem verilir, Keneşçi adı verilen bilim adamları danışman olarak görev yaparlardı. Oniki Hayvanlı Takvimi oluşturmaları astronomi ile yakından ilgilendiklerinin belirtisidir.
Genellikle taşınabilir sanat eserleri, çadır eşyaları, halı- kilim ve at süslerinde çok güzel ürünler verilmiştir . Göçebe yaşamda kalıcı ve mimari büyüklüğe bağlı binalara fazla yer verilmemiştir. Bunun yanında Uygurlar'da yerleşik hayata geçen ilk Türk topluluğu olarak, eski Türk devletlerinden farklı saraylar, mabetler ve iç süslemelerle resimlere rastlanmaktadır.

DİĞER KÜLTÜRLERLE İLİŞKİLER

Türk- Çin: İlk Türk topluluklarının en fazla ilişkide bulunduğu topluluk Çinliler'dir. Siyasi ve ekonomik ilişkilerin temelinde de İpek yoluna egemen olma mücadelesi vardır. Özellikle Çin prensesleri ve ipek, Türk edebiyatına da konu olmuştur. Türk - Çin mücadelesi Uygurlar'da dostluğa dönüşmüş, Uygurlar Çin dini olan Maniheizm'i benimsemişler ve etkisinde kalmışlardır. Çinliler, Türkler'den korunmak amacıyla Çin Seddi'ni yapmışlar; Türkler ise Çin'e egemen olabilecek bir çok fırsatı elde etmelerine rağmen, asimile olmaktan çekindikleri için Çin'i istila etmemişlerdir.

Türk- Moğol: Türkler'le Moğollar uzun dönemler iç içe yaşadıkları için her iki topluluğun bir çok özelliği birbirine benzemektedir. Uygurlar döneminde etkileşim daha çok artmış ve bazı Moğol kabileleri Türkleşmiştir. Uygur hocalar Cengiz Han'a danışmanlık yapmış, Cengiz Yasalar'nın temelini Türk töreleri oluşturmuş ve Moğollar yazıyı Uygurlar'dan almışlardır. Türkler'deki Kağan ve Kurultay gibi kavramlar Moğollar'dan gelirken, Moğol ordusu ve devlet yapısında da Türklere' ait bir çok ize rastlamak mümkündür.

Türk- Arap: Yaşadıkları bölgelerin yakın olmaması nedeniyle fazla ilişki içinde olmayan iki topluluk, İslamiyet'in yayılma sürecine girmesi sonucunda Sasani(İran) Devleti yıkılınca komşu oldular. Hz. Osman döneminde Hazarlar'la, Emeviler döneminde de Türgişler'le mücadeleler olmuş; Abbasiler döneminde de dostluk başlamıştır. Bu dönemde Karluklar'ın Abbasiler'in yanında yer almasıyla Türkler'in kitleler halinde İslamiyet'i benimsemesi başlamıştır. Bu dönemden sonra Abbasi yönetiminde Türkler görev almıştır.

Türk- İran: Göktürkler döneminde, İpek yolunu ele geçirmek için bazen birlikte olunmuş, bazen de savaşılmıştır. Karşılıklı gönderilen elçiler etkileşimi sağlamıştır.

Türk- Bizans: Ticaret yollarının kontrolü iki topluluğu tanıştırmıştır. Bizanslı gezginlerin Orta Asya'ya yaptıkları gezi notları, Türklerin yaşamını dünyaya aktarmıştır.

XIX. YY. SONLARI VE XX. YY. BAŞLARINDA OSMANLI DEVLETİNİN GENEL DURUMU

I. Meşrutiyet (1876 - 1878) :

Avrupa'da öğrenim gören ve örgütlenen Osmanlı aydınları (Jön Türkler = Genç Türkler) Avrupa'daki yenilikler ve fikir akımlarından etkilendiler.
İlk defa Osmanlı aydınları Osmanlıcılık fikir akımını savunmaya başladılar. Osmanlıcılığa göre; Osmanlı Devleti'nin dağılma ve çöküşten kurtulabilmesi için "Meşrutiyeti yönetimine ve anayasal düzene geçilmesi gerekiyordu. Çünkü Meşrutiyet ile tüm halk ve dolayısıyla azınlıklar yönetime katılacaklar, anayasa ile haklar güven altına alınacak. Sonuç olarak, azınlıklar ayaklanmaktan vazgeçecek böylece Avrupa devletleri iç işlerimize karışamayacaktı.
Osmanlıcılık özellikle Panislavizme karşı geliştirilmiştir. Jön Türkler'in ileri gelenleri (Mithat Paşa, Namık Kemal, Ziya Paşa ... gibi) Osmanlıcılık akımının uygulanması için Padişah Abdülaziz'e baskı yaptılar. Abdülaziz bu fikirlere karşı çıktı. Bunun üzerine Harb Okulu ve Donanmanın desteğiyle bir Jön Türk ihtilali sonucu görevden alındı. Yerine V. Murat padişah ilan edildi.
Ancak kısa bir süre sonra Abdülaziz sarayda ölü bulundu. V. Murat ise aşırı hastalandığından Şeyhülislam fetvasıyla görevden alındı.

Jön Türkler :
- Meşrutiyet'i ve anayasacılığı uygulayacağını vaad eden II. Abdülhamid'i padişah ilan ettiler.

II. ABDÜLHAMİD HAN :

23 Aralık 1876'da özellikle Avrupa devletlerinin Panislavizm konusunu görüştükleri, İstanbul Konferansı'nın toplandığı gün Meşrutiyet'i ve Kanun-i Esasi Anayasası'nı ilan etti. Ancak Avrupa devletleri özellikle Rusya'yı isteklerinden vazgeçiremediler. İstanbul Konferansı'na katılmış olan devletler Londra Protokolü'nü imzalayarak Osmanlının azınlıklara geniş haklar vermesini istediler. Ancak Londra Protokolü'ne Osmanlı Devleti katılmadı.

I. MEŞRUTİYET'İN İLANININ SONUÇLARI VE GELİŞMELER :

1. İlk defa padişahın yanında halk, temsilcileri vasıtasıyla yönetime katılmış oldu.

2. Halka seçme ve seçilme hakkı tanınmış oldu. Azınlıklar bile yönetime katılma hakkı elde ettiler.

3. İlk defa batıdaki gibi meclisin kabul ettiği Anayasa yürürlüğe girdi. Kanun-i Esasi adı verilen anayasaya göre;
a) Genel Meclis : Ayan ve Mebusan Meclisi'nden oluşmaktaydı.
b) Ayan Meclisi'nin üyeleri padişah, Genel Meclis'in üyeleri halk tarafından seçilecekti. Genel Meclisin etnik ve kültürel yapısı çok farklı özellikteydi. (En zayıf tarafı) Genel Meclis'e seçilen vekillerin çoğunluğu azınlık temsilcileriydi.

4. Yürütme görevi, başkanlığı padişahta olmak üzere "Vekiller Heyeti'nei (Bakanlar Kurulu) aitti.

5. Kanun yapma yetkisi Ayan ve Mebusan Meclisi'ne aitti.

6. Ayan Meclisi üyeleri ömür boyu görevlerini sürdürebilirdi.

7. Hükümet Padişaha karşı sorumluydu. Padişah meclisi açma, kapatma yetkilerine sahipti. Hükümeti meclis değil padişah denetleyebilirdi.
* Padişah bu madde ile meclisin önüne geçmiş oluyordu.

Not : II. Abdülhamid ;

- Padişah Abdülaziz gibi ıslahat karşıtı bir kişiliğe sahipti. Çünkü Avrupa'nın ve azınlıkların niyetlerinin Osmanlı'yı parçalamak, yıkmak olduğunu biliyordu. Yapılacak her ıslahat hareketi bunu kolaylaştıracaktı.
- II. Abdülhamid; Sadrazam Mithat Paşa ve Jön Türkler'i padişah Abdülaziz'in katili olarak görüyordu.
- Mebusan Meclisi Mebusları'nın çoğu azınlık olduğundan bunların Osmanlı Devleti'ne düşmanı olduklarına inanıyordu.
- Jön Türkler'in Panislavizme karşı sundukları Osmanlıcılık reçetesi Osmanlı Rus Harbi'nin (1877 - 78 / 93 Harbi) Rusya tarafından başlatılması üzerine tamamen iflas etmiş oldu.

Meşrutiyet'in Sona Ermesi ve Sonuçları :

II. Abdülhamid özellikle 93 Harbi'ni öne sürerek;
- Meşrutiyet'e son verdi, meclisi dağıttı ve anayasayı askıya aldı. (14 Şubat 1878)
- 1878-1908 arası dönemde ülkeyi tek başına yönetti.
- Jön Türkler'in ülkeye zarar vereceğine inandığından onlara karşı çok sert davrandı.
- Tekrar Mutlakiyet rejimi uygulandı.
- Osmanlıcılık fikir akımı yerine, II. Abdülhamit Panislamizm (Müslümanların birliği) fikir akımını savunmaya başladı.
* II. Abdülhamid veya İstibdad (Baskı) Dönemi'nde Jön Türkler İstanbul'da tekrar örgütlenerek İttihat ve Terakki Partisi'ni kurdular. Bu parti özellikle Harbiye ve Tıbbiyeli'ler üzerinde etkili oldu.

II. Meşrutiyet Dönemi (1908-1918)

II. Meşrutiyet'in İlanı :

İttihat ve Terakki Partisi Kanun-i Esasi'yi yürürlüğe koymak, Mebusan Meclisi'nin açılmasını sağlamak amacıyla çalışmalar sürdürdü.
Rus Çarı ile İngiltere Kralı'nın Reval (Talin)'de bir araya gelip Boğazlar, Balkanlar ve Akdeniz'le ilgili kararlar alması İttihat ve Terakki Cemiyeti üyelerini telaşlandırdı. Kolağası Niyazi ve Binbaşı Enver orduyu ayaklandırdı. Bunun üzerine II. Abdülhamid anayasayı yürürlüğe koyarak Mebusan Meclisi'ni tekrar açtı.

II. MEŞRUTİYETİN SONUÇLARI :

a) İttihat ve Terakki Partisi hükümeti ele geçirdi ancak hiç bir programı ve hazırlığı yoktu Bunun için iktidar boşluğu doğdu, bu boşluktan yararlanan ;
* Bulgaristan bağımsızlığını ilan etti,
* Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Berlin Antlaşması'nda yönetimi altına aldığı Bosna - Hersek'i ülkesine kattığını ilan etti.
* Girit Meclisi, Osmanlı'dan ayrılarak Yunanistan'a katılma kararı aldı.
* İlk defa çok partili hayat başladı.

31 Mart Vak'ası

İttihat ve Terakkiciler Osmanlıcılığın yerine Türkçülük ve Turancılık fikirlerini savunmaya başladılar. Ayrıca hürriyet, eşitlik, adalet gibi hoş sözcükleri ağızlarına adeta sakız yaptılar. Ancak hükümet uygulamalarında tam tersi hareket edip muhalif güçleri baskı ve hükümet terörüyle sindirmeye çalıştılar.
- İttihat ve Terakki hükümetinin muhalefete baskıları ;
- Dış güçlerin kışkırtmaları,
- Muhalefet güçlerinin aşırı davranışları üzerine İstanbul'da bir ayaklanma çıktı. Ayaklanma İttihat ve Terakki Partisi'ne ve onun savunduğu rejime yönelik bir hal aldı. Ayaklanmaya muhalefet partileri ve Avcı Taburu Askerleri katıldı.
Padişah II. Abdülhamid ayaklanmayı bastırma girişiminde bulunduysa da sonuç alamadı.
13 Nisan 1909 (31 Mart) günü meydana gelen bu rejim karşıtı ayaklanmayı Selanik'ten gelen hükümet taraftarı ordu bastırdı. Hareket Ordusu adı verilen askerlerin komutanı Mahmut Şevket Paşa, Kurmay Başkanı Mustafa Kemal'di.

31 Mart Vak'ası'nın Sonuçları :

1. Rejime karşı ilk ayaklanma bastırıldı. Ve rejim büyük tehlike atlattı.
2. Padişah II. Abdülhamid Han olaylar karşısında pasif davrandığı gerekçesiyle görevden alındı. Yerine V. Mehmet Reşat padişah ilan edildi.
3. Kanun-i Esasi Anayasası'nda değişiklikler yapıldı. buna göre ;
- Bakanlar meclise karşı sorumlu olacak,
- Padişahın meclisi açma-kapatma, kişileri sürgüne gönderme, savaş-barış kararı alma gibi yetkileri sınırlandırıldı.
4. Padişahın varlığına rağmen bütün güç ve iktidar İttihat ve Terakki Partisi şeflerinin eline geçti.
5. Ülke içi direnç tamamen bozuldu. 1909 - 1913 yılları arası İttihat ve Terakki Partisi şefleri tam on tane hükümet darbesi yaptı. (Birbirlerine karşı.)

OSMANLI DEVLETİ'NİN DAĞILMASINI ÖNLEMEK AMACIYLA ORTAYA ATILAN FİKİR AKIMLARI :

a) Osmanlıcılık :

Tanzimat Dönemi sonlarına doğru Osmanlı aydınları tarafından ortaya atılmıştır.
Özellikle Panislavizme karşı alternatif önerilerden oluşmaktaydı. Bu fikirlerin kaynağı Fransız İhtilali ilkeleridir. Osmanlı aydınları Fransız İhtilali'nin ilkelerinden yararlanarak Osmanlıcılığı geliştirmişlerdir.
Osmanlıcılığa göre; Osmanlı Devletinin dağılmaktan kurtulması için ülkede din, dil ve ırk ayrımı yapılmadan herkes kendisini ülke yönetiminde temsil etmeli ve bütün bu haklar anayasa ile güvence altına alınmalıdır. Ancak milliyetçilik fikirleri azınlıklar arasında ilgi gördüğünden bu akım başarılı olamadı.

b) İslam Birliği (İslamcılık) :

1877 - 1878 Osmanlı - Rus Harbi'nden sonra önem kazanan fikir akımıdır.
Padişah II. Abdülhamid (1878 - 1908) ve çevresindeki ulema bu fikir akımını savunmuşlardır.
İslamcılığa göre toplumun temel direği dindir. Din ile millet birdir. Hangi milletten olursa olsun bütün Müslümanlar halifenin etrafında birleşmelidir.
- Şeriattan asla taviz vermeden batının maddi yönü alınmalıdır. İslamcılık düşüncesi I. Dünya Savaşı sırasında Arapların halife fetvasına değil, İngilizlerin yalanlarına uymaları sonucu başarısız olmuştur.

c) Türk Birliği (Turancılık) :

Bir kültür hareketi olarak başlayan Türkçülük düşüncesinin siyasi yönüdür.
Amacı bütün Türkleri bir ülkede bir devlet içinde, bir bayrak altında birleştirmektir.
II. Meşrutiyet'ten sonra güç kazanmış olan bu fikrin en önemli savunucusu Ziya Gökalp'tir.
Milliyetçilik paralelinde olan bu görüş, Kurtuluş Savaşı'nda Misak-ı Milli'nin esaslarını oluşturdu.
Türkçülük, İttihat ve Terakki Fırkası ileri gelenlerince, özellikle Enver Paşa tarafından desteklendi. Osmanlı'nın I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgisi Turancılık hareketini zayıflattı. Enver Paşa Türkistan'a gidip bir ordu kurarak Ruslar'a karşı mücadeleye giriştiyse de başarılı olamadı.
Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasından sonra Turancılık tamamen reddedildi. Bütün dünya Türklerini bir bayrak altında toplamayı amaç edinen Turancılığın yerine Vatan kavramı kabul edildi.

d) Batıcılık :

XVIII. yy. dan itibaren Osmanlı yöneticileri batılılaşma yönünde ıslahat hareketlerine başladılar.
Batıcılık II. Meşrutiyet Dönemi'nde bir düşünce akımı halini aldı. Batıdaki maddi ve manevi bütün değer yargılarının kabul edilmesini savunuyorlardı. Cumhuriyet Dönemi'nde bunların görüşleri geçerli olmuştur.

TRABLUSGARP SAVAŞI - (1911)

Nedenleri :

- İtalya'nın sömürgecilik siyaseti gütmesi,
- Osmanlı'nın zayıflığı
- Avrupa devletlerinin aralarındaki denge siyasetleri İtalya'nın hiç bir gerekçe göstermeden Trablus'u Osmanlı'dan istemesine neden olmuştur. Fakat İtalya'nın sömürge isteği Bab-ı Ali tarafından reddedilmiştir.
İtalya işgalden önce Rusya, İngiltere ve Fransa'nın desteğini almıştır. İngiltere ve Fransa, İtalya'nın kendi sömürgelerine saldıracağından çekinmeleri ve Osmanlı'nın yıkılmasını istediklerinden İtalya'yı desteklemişlerdir.
İtalya Osmanlı'nın Trablus'da az sayıda asker bulundurmasını da fırsat bilerek Trablusgarp sahillerine asker çıkarmıştır.
Osmanlı padişahı V. Mehmed Reşat bazı seçkin subayları Mısır ve Tunus üzerinden Trablusgarb'a gizlice göndermiştir. Bu subaylar yerli Müslüman halkı örgütleyerek İtalyanlara karşı mücadele ettiler. Yüzbaşı Mustafa Kemal, Binbaşı Enver Bey gibi subaylarımız Derne, Tobruk, Bingazi gibi kentlerde İtalyanlar'a karşı önemli başarılar kazandılar.
* İlk defa sömürecilik ve emperyalizme karşı direnen bu subaylarımız İtalyanları şaşırttı.
Başarısızlığını örtmek ve Osmanlı'yı barışa zorlamak isteyen İtalya Oniki Ada'yı işgal etti. Çanakkale Boğazı'nı geçmek istedi.
İtalya ile Osmanlı'nın savaşını fırsat bilen Balkan ülkeleri harekete geçtiler. Bu durum Osmanlı'yı İtalya ile anlaşma yapmaya mecbur bıraktı.
Uşi Antlaşmasına göre; (18 Ekim 1912) Trablusgarp İtalya'ya kalacak, Oniki Ada ise geçici olarak İtalyanlar'a bırakılacaktı.
Böylece Osmanlı'nın Kuzey Afrika'daki son toprak parçası da elden çıkmış oldu. Oniki Ada konusunda İtalya sözünde durup, geri vermedi ve bu adalar da elden çıkmış oldu.
* Oniki Ada Lozan'da İtalya'ya kalmış, 1945'te II. Dünya Savaşı sonunda İngilizler adaları Yunanlılar'a verdirmişlerdir.

BALKAN SAVAŞLARI

I. Balkan Savaşı : (Ekim-1912)

Nedenleri :

1. Balkan milletlerini milliyetçilik akımının etkilemesi
2. Rusya'nın Panislavizm siyasetini uygulaması
3. Osmanlı'nın Balkanlar'daki son topraklarının paylaşılmak istenmesi.
4. Osmanlı yönetiminin güçsüzlüğü

Not :

İttihat ve Terakki Partisi yönetiminin Balkan Devletleri arasında sorun olan Kiliseler Anlaşmazlığını çözmesi Balkan Birliği'nin kurulmasında etkili olmuştur. Ayrıca Trablusgarp Savaşı Balkan milletlerini cesaretlendirmiştir.
* Reval (Talin) Antlaşması'yla Rusya Balkanlarda istediği gibi hareket ederken, İngiltere buna karışmamıştır.
I. Balkan Savaşı'nda Osmanlı'ya karşı sırasıyla Karadağ, Sırbistan, Yunanistan ve Bulgaristan harp ilan etti.

Osmanlı Devleti'nin Yenilmesinin Nedenleri :

- Yönetimin, Balkanlar'daki tehlikeyi görmezlikten gelerek ordunun bir kısmını terhis etmiş olması.
- Subayları arasında siyasi sebepler nedeniyle anlaşmazlığın bulunması (Partizanlık)

Sonuçlar :

1. Osmanlı orduları yenildi ve Çatalca'ya kadar Balkan toprakları elden çıktı.
2. Yunanlılar Ege Adaları'nı işgal ettiler.
3. Sırbistan'ın Akdeniz'e çıkmasını engellemek için Avusturya'nın desteklediği Arnavutluk Osmanlı'ya karşı bağımsızlığını ilan etti. Osmanlı'ya karşı Avrupa'da son bağımsız devleti kuran Arnavutlar olmuştur.
4. İttihat ve Terakki Partisi içerisinde bir hükümet darbesi oldu. (Bab-ı Ali baskını)
5. İngiltere'nin arabuluculuğu ile Balkan ülkeleri Londra Konferansı'nda Osmanlı'nın Balkan topraklarını pay ettiler.

Buna göre ;

- Bulgaristan sınırı doğu ve batı Trakya'yı içine alarak Ege Denizi'ne ulaştı.
- Yunanistan, Girit, Selanik, Ege Adaları, İmroz ve Bozcaada'yı ele geçirdi.
- Kosova ve Makedonya Sırbistan ile Karadağ arasında paylaştırıldı.

II. Balkan Savaşı (1913)

Nedenleri:

- Londra Konferansı'nda en büyük payı Bulgaristan'ın kapması.
- Bulgaristan'ın güçlenmesi Rusya'nın Akdeniz'e inme siyasetine ters düştü.
- Rusya Romanya'yı da devreye sokarak Karadağ, Yunanistan ve Sırbistan Bulgaristan'a saldırdı.
II. Balkan Savaşı'nda fırsatı değerlendiren Osmanlı Devleti orduları bugünkü Trakya topraklarını tekrar ele geçirdiler.

Not :

Balkan Savaşları'nda, ordunun siyasetle uğraşmasının zararlı olduğu gerçeğini anlayan Mustafa Kemal ilk defa siyasete atılmak için kurduğu Vatan ve Hürriyet Derneği'ni kapattı.

II. Balkan Savaşı Sonucunda :

Balkan Devletleri kendi aralarında Bükreş Antlaşması'nı imzaladılar. Bulgaristan'dan alınan toprakları paylaştılar.
Buna göre;
- Dobruca Romanya'ya
- Batı Trakya'nın bir bölümü Yunanistan'a
- Manastır Sırbistan'a verildi.
- Makedonya'nın küçük bir kısmı ve Dedeağaç Bulgaristan'a verildi.
- Plevne ve Cakova Karadağ'a verildi.
Bu antlaşma devletlerin hepsini memnun etmediğinden, Balkanlarda çekişmeler devam etmiştir.

İstanbul Antlaşması :

29 Eylül 1913'te Osmanlı ile Bulgaristan arasında imzalanmıştır.

Buna göre ;

- Bugünkü Türkiye - Bulgaristan sınırı çizildi,
- Bulgaristan'daki Türkler'in hakları güvence altına alındı.

Atina Antlaşması :

14 Kasım - 1913'te Osmanlı ile Yunanistan arasında imzalanmıştır.

Buna göre ;

- Girit, Yanya, Selanik Yunanistan'a bırakıldı.
- Ege Adaları'nın durumu kesinlik kazanmadı, ancak Yunan işgalinde kaldı,
* Atina Antlaşması Yunan'ın İzmir'i işgaliyle resmen bozuldu. Bu antlaşmanın yerini Lozan Barış Antlaşması almıştır.

İstanbul Antlaşması :

13 Mart 1914'te Osmanlı Devleti ile Sırbistan arasında imzalanmıştır.
Bu iki devletin ortak bir sınırı kalmadığından, bu antlaşma daha çok Sırbistan'da kalan Türklerin ve taşınmaz mallarının durumları ile ilgili geleceğini saptamaktaydı.

Not :

Balkan Savaşlarının sonunda Osmanlı'nın ne kadar zayıf durumda olduğu bir kez daha kanıtlanmış oldu. İtalya, Uşi Antlaşması'yla rehin bırakılan Oniki Ada'yı geri vermeyeceğini açıklamıştır.


I. DÜNYA SAVAŞI (1914-1918) (1)

GENEL NEDENLERİ :

1. Sanayi İnkılabı sonucu hızlanan sömürgecilik ile devletlerarası pazar ve hammadde arayışlarının, rekabeti artırması
* Özellikle Almanya ile İngiltere arasında siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda rekabetin yaşanması.

2. Fransız İhtilali ile gelişen milliyetçilik akımı ile özellikle imparatorlukların siyasi dengesinin bozulması.
* Özellikle Rusya'nın Balkanlar'da uyguladığı Panislavizm fikir akımından Avusturya - Macaristan İmparatorluğu ve Osmanlı'nın etkilenmesi.

3. Liberalizm - özgürlükçülük gibi akımlarla milletlerin bağımsız devletler kurma bilincinin gelişmesi.

4. Fransa'nın 1871'de Almanya'ya kaptırdığı Alses Loren Bölgesi'ni geri almak istemesi sebebiyle bu iki devlet arasında geleneksel düşmanlığın bulunması.
Yukarıdaki nedenlerden dolayı Avrupa devletleri kendi aralarında bloklaşmaya başladılar.

- Üçlü İtilaf (Anlaşma) Grubu :

İngiltere, Fransa, Çarlık Rusya'sı

- Üçlü İttifak (Bağlaşma) Grubu :

Almanya, İtalya, Avusturya - Macaristan İmp.
grupları olmak üzere Avrupa devletleri iki gruba bölündü ve silahlanmaya başladılar.
I. Dünya Savaşı 28 Haziran 1914'de Sırbistan'ın başkenti Saray Bosna'da başladı.
* Avusturya - Macaristan İmparatorluğu Sırbistan'a saldırarak savaşı başlattı. (Bir Sırp Milliyetçisinin Avusturya-Macaristan veliahtını öldürmesinden dolayı.)
İtalya İttifak grubundayken - Rejim değişikliği ve İngiltere'nin diplomatik çabaları sonucu Çanakkale Savaşları'ndan sonra İttifak grubundan koparak İtilaf Devletleri yanında yer aldı. Bulgaristan, Balkan Savaşları'nda kaybettiklerini geri almak amacıyla İttifak grubuna katıldı.

Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na girişi :

Nedenleri :

1. Yöneticilerin Almanya hayranı olmaları ve Almanya'nın kazanacağını ümit etmeleri
2. Almanya'nın kazanması halinde Rusya'ya ve diğer devletlere kaptırılan toprakların geri alınabileceği ümidi.
3. Almanya genel kurmayının isteği ve oyunu.
(Cephe genişler ve Alman orduları zaman kazanabilir, Osmanlı halifesinin konumundan yararlanabilirlerdi.)

Not :

a) İlk Almanya - Osmanlı yakınlaşması 1878 Berlin Antlaşması sırasında başlamış, II. Meşrutiyet ile gelişmiş, Balkan Savaşları'ndan sonra en ileri düzeye erişmiştir.
b) Almanya, saltanatı ve halifeliği kullanarak Osmanlı'yı sömürge yapmak siyaseti gütmekteydi.
c) Osmanlı, Almanya'yı kullanarak kaybettiği toprakları geri almak ve Almanya'yı diğer büyük devletlerin iki yüzlü siyasetine karşı kullanma siyasetini gütmekteydi.
Goben ve Breslav isimli Alman savaş gemilerinin İstanbul'a gelme senaryosu sonunda Osmanlı hiç yoktan savaşa girmiştir. Gemilerin Rus limanlarını bombalaması Osmanlı'nın savaşa girişinin ilk kıvılcımıdır.

Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'nda Çarpıştığı Cepheler :

1. KAFKAS CEPHESİ (Doğu Anadolu ) :

Çarlık Rusya'sının Kafkaslar'a saldırısıyla başladı. Ruslar Erzurum'a kadar işgal ettiler.
Daha sonra Aralık - Ocak 1914'de Enver Paşa;
- Almanya karşısında zor durumdaki Rusya'yı sıkıştırmak,
- Kafkaslar'daki Türk ve Müslümanlarla birlik kurmak (Turancılık hayali)
gibi nedenlerden dolayı Sarıkamış Taarruzu'nu başlatmıştır.
Enver Paşa'nın giriştiği hareket, Sarıkamış faciasıyla (soğuk kış şartları) başarısız olmuştur.
Erzurum, Muş, Bitlis, Trabzon Erzincan ve Van illeri Rusya'nın eline geçmiş, fakat Miralay Mustafa Kemal, Muş ve Bitlis'in geri alınmasını sağlamıştır. Sonraki yıllarda Bolşevik İhtilali'yle Sovyet Rusya'sının savaştan çekilmesi Osmanlı'nın lehine olmuştur. (1917)

Not :

Çarlık Rusyası'nın Berlin Antlaşması sırasında aldığı Kars, Ardahan, Artvin, Batum ve I. Dünya Savaşı sırasında işgal ettiği toprakları, 1917'de yönetimi ele geçiren Sovyet Rusya, Brest Litowsk (1918) antlaşmasıyla geri vermiştir.
Bunun nedeni; Yeni Sovyet Rusya yönetiminin güney kanadını güvenlik altına alıp yeni rejimi yerleştirmek istemesidir.

2. ÇANAKKALE CEPHESİ : 18 Mart 1915

Nedenleri :

1. İç siyasi durumu bozulan ve Almanya karşısında zor durumda kalan Çarlık Rusyası'na yardım etmek, (İngiltere, Fransa ve bağdaşıkları donanmalarıyla saldırmışlardır.)
2. İstanbul'u (başkent) alarak Osmanlı'yı savaş dışı bırakmak,
3. Balkanlar üzerinden Almanya'ya karşı yeni bir saldırı cephesi açmaktır.

Not :

Osmanlı'nın asıl ordusu diğer cephelerde olduğu için, genelde yedek kuvvetler (özellikle aydın gençliği) Çanakkale Cephesi'ni savunmakla görevlendirilmiştir.
I. Dünya Savaşı'nın en kanlı çarpışmaları Çanakkale'de gerçekleşmiş, İtilaf Devletleri yenilerek geri çekilmişlerdir. Kazanılan tek cephedir.

Sonuçları :

- Yardım alamayan Rus Çarlığı (Osmanlı'nın parçalanmasında en büyük rolü olan devlet) Bolşevik İhtilali ile çöktü.
Bolşevik Sovyet Rusya yönetimi Almanya, Osmanlı ve bağdaşıklarıyla Brest Litowsk Antlaşması'nı imzalayıp savaştan çekildi. (1918)
- I. Dünya Savaşı ortalama iki yıl uzadı. En çok insan ve malzeme kaybı bu cephede olmuştur.
- Türkler çok büyük oranda aydın kaybına uğramıştır.
Türklerin bu cephedeki başarıları ;
* Sömürgelere örnek olmuş,
* Türk Kurtuluş Mücadelesi'nin başlamasına çok büyük etki yapmış,
* Türk milliyetçiliğinin gelişmesine katkı sağlamıştır.

Not :

Mustafa Kemal (6 - 7 Ağustos 1915) Anafartalar Savunması Komutanı olarak düşman çıkarmasını durdurmuştur.
- ABD ve Japonya'nın savaş içerisindeki konumları önem kazanmıştır. Özellikle ekonomik güçleri artmıştır.

3. KANAL HAREKATI :

Alman genel kurmayının isteği üzerine Türk ordusu taarruz ederek İngilizler'le çarpışmıştır.

Amaç ;

- Süveyş Kanalı'nı ele geçirerek İngilizler'in sömürgeleriyle olan ilişkisini kesip ekonomisine zarar vermek.
- Mısır'a tekrar sahip olmak
Sonuç ;
Askeri güç üstünlüğü dolayısıyla Osmanlı, İngilizler'e yenildi.

4. IRAK - MUSUL CEPHESİ :

Nedenleri :

- İngilizler'in Irak yoluyla Bakü petrollerini ve Azerbaycan'ı ele geçirmek istemesi,
- Rusya ile bağlantı kurmak istemeleri
- Osmanlı'nın İran üzerinden Hindistan'a yönelik saldırı yapmalarını önceden önlemek istemeleridir.

Sonuç ;

- İngilizler sömürge amacıyla bir taraftan Araplar'ı kışkırtırken diğer taraftan bölgeyi işgal etti. Bölge İngiltere kontrolüne girdi. Kuttü'l Amare'de İngiliz komutan ve subaylar esir alındıysa da, sonraları Osmanlı orduları yenildi. İngilizler Musul'a kadar olan bölgeyi işgal ettiler.

5. HİCAZ - YEMEN CEPHESİ :

İngilizler, Araplar'ı bağımsızlık ile kandırıp işbirliği yaparak Osmanlı'ya karşı saldırıya geçtiler. Asıl amaçları: Arabistan'ın doğal kaynaklarını sömürmek, Osmanlı'nın kutsal topraklarla ve Müslüman Araplarla bağlarını koparmak.
Arap yöneticilerinin İngilizler'le işbirliği yapıp Osmanlı'yı vurması, İslamcılık fikir akımına çok büyük zarar vermiştir.

6. ROMANYA GALİÇYA CEPHESİ :

- Osmanlı'ya yönelik açılan bir cephe değildir.
Osmanlı;
- Müttefiklerine yardım etmek,
- Almanya'dan gelen yardım akışını sağlamak amacıyla, Rus - Yunan ve Fransız kuvvetlerine karşı mücadele etmiştir.
Almanya'nın yenilmesi ve yardım akışının kesilmesi ile Osmanlı ve İttifak Orduları başarısız olmuştur.

7. SURİYE - FİLİSTİN CEPHESİ :

Kanal Cephesi'nin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine taarruza geçen İngilizler, Sina, Filistin ve Suriye'yi ele geçirdiler. Alman komutanların yönettiği cephede Mustafa Kemal görev almıştır.
Mustafa Kemal, orduları Hatay'a doğru çekerek Yıldırım Orduları'nı yeniden kurmuştur.
Osmanlı en büyük ve kesin yenilgisini Suriye Filistin Cephesi'nde alarak Arabistan Yarımadası'ndan çekilmiş, elinde sadece Anadolu kalmıştır.

I. Dünya Savaşı Sürerken Osmanlı Devleti'nin Paylaşılma Tasarıları ve Yapılan Gizli Antlaşmalar :

Nedenleri :

İtilaf Devletlerinin ;

* Osmanlı'nın yenileceğini anlaması ve savaş sonunda bir anlaşmazlığa düşmemek,
* Savaşı uyum içinde götürmek,
* Savaştan çekilmeleri önlemek,
* Bazı devletlerin savaşa katılımını sağlamak
için bu gizli antlaşmaları yapmışlardır.

A. İstanbul Antlaşması 10 Nisan 1915

İngiltere, Fransa ve Rusya arasında imzalanmıştır.
İngiltere ve Fransa Rusya'yı yanlarında tutabilmek için bütün isteklerini kabul etmişlerdir.
Antlaşmaya göre ;
* Boğazlar ve çevresi,
* Trakya'nın bir kısmı ve Marmara kıyıları, Rusya'ya verilmiştir.

B. Londra Antlaşması 26 Nisan 1915

İtalya, İngiltere, Fransa ve Rusya arasında imzalanmıştır.
İtalya'yı İtilaf Devletleri tarafına çekmek için yapılan bir antlaşmadır.

Antlaşmaya göre ;

* Antalya'ya yakın yerler İtalya'ya verilecek,
* Oniki Ada üzerindeki İtalya hakimiyeti kabul edilecek,
* Trablusgarp'taki Osmanlı Devleti'ne ait olan haklar İtalya'ya verilecekti.

C. Sykes - Picot Antlaşması 3 Ocak 1916

İngiltere ve Fransa arasında imzalanmıştır.

Antlaşmaya göre ;

* Fransa'ya › Adana, Antalya bölgesi, Suriye kıyıları ve Lübnan,
* İngiltere'ye › Musul hariç Irak verilmiştir.
Suriye'nin diğer bölgeleri, Musul ve Ürdün'ü kapsayan bir Arap Krallığı kurulacak, bu krallık Fransız ve İngiliz Devletleri'nin koruyuculuğu altında bulunacaktı.

D. Petrograd Sözleşmesi Mart 1916

İngiltere ve Fransa Sykes - Picot Antlaşmasını Rusya'nın kabul etmesi şartıyla, Rusya ile Petrograd Protokolü'nü imzalamışlardır.

Buna göre ;

* Boğazlar bölgesine ek olarak, Trabzon'a kadar Doğu Karadeniz kıyıları ile Erzurum, Van ve Bitlis Rusya'ya verilmiştir.

E. Saint Jean De Maurienne Antlaşması 19 Nisan 1917

İtalya; İngiltere, Fransa ve Rusya'nın aralarında yaptıkları gizli antlaşmayı öğrenir ve tepki göstererek kendisi de bazı isteklerde bulunur.


Buna göre ;

* Mersin dışında, Antalya, Konya, Aydın, İzmir İtalya'ya verilecek,
* İngiltere ve Fransa, İzmir'de serbest liman bölgesi kuracaklardır.
Bu antlaşmanın geçerli olabilmesi için Rusya'nın onayını alması gerekiyordu. Rusya'da meydana gelen karışıklıklar antlaşmanın onaylanmasına engel olmuş, bu nedenle Fransa ve İngiltere antlaşmayı yürürlüğe koyamamışlardır.
Antlaşmanın yürürlüğe girmemesi ilerde İtalya ile Fransa ve İngiltere'nin aralarının açılmasına neden olacaktır.

F. Mac Mahon Antlaşması

İngiltere; Hicaz Emiri Hüseyin'le anlaşmıştır. Antlaşmaya göre ;
* Araplar Osmanlıya karşı ayaklanacaktır.
* İngiltere, Arabistan Devleti'nin kurulmasını sağlayacaktır.

Not 1 :

Bu antlaşmalar özellikle Ekim 1917'de Rusya'da Bolşevik Devrimi'nin meydana gelmesi sonucuna bağlı olarak meydana gelen gelişmeler yüzünden yeniden düzenlendi.

Çarlık Rusyası'na vaadedilen ;

- Doğu Anadolu, kurulacak olan Ermenistan'a,
- Boğazlar ise İtilaf Devletleri ortak yönetimine verildi.
* Musul ve Bakü'deki petrol yataklarından dolayı İngiltere Musul'u kendi işgal bölgesine katıp Anadolu'daki İngiliz işgal alanını genişletti.

Not 2 :

Mondros Ateşkes Antlaşması, bu gizli antlaşmalara göre şekillenip, kısa sürede imzalanmıştır.
I. Dünya Savaşı ABD'nin savaşa katılması ve İtilaf Devletleri'nin galibiyetiyle sona ermiştir.
ABD'nin savaşa katılmasının nedeni :
ABD savaş sırasında İtilaf güçlerine maddi yardımda bulunmaktaydı. Almanya deniz güçleri, İtilaf Devletleri'ne malzeme taşıyan ABD'ye saldırdı.
ABD'nin savaş gücü üstünlüğü Almanya'nın yenilmesine neden oldu.

I. DÜNYA SAVAŞI'NIN GENEL SONUÇLARI :

1. Galip gelen İtilaf Devletleri'yle İttifak Devletleri ayrı ayrı antlaşmalar imzaladılar.
a) Almanya ile Versay Antlaşması (28 Haziran 1919)
- Almanya Fransa'ya Alses Loren'i geri vermek zorunda kaldı,
- Bütün sömürgelerini kaybetti,
- Ağır ekonomik, askeri ve siyasi yaptırımlar uygulandı.
- Avusturya ile birleşmeme sözü verdi.
b) Avusturya ile Saint Germin Antlaşması (10 Eylül 1919)
- Avusturya - Macaristan İmparatorluğu parçalandı. Macaristan, Çekoslovakya, Yugoslavya devletleri doğdu.
c) Macaristan ile Trianon Antlaşması (6 Haziran 1920)
- Macaristan Devleti kuruldu.
d) Bulgaristan ile Neuilly (Nöyyi) Antlaşması (27 Kasım 1919)
- Batı Trakya ve Makedonya Yunanistan ile Yugoslavya arasında pay edildi.
e) Osmanlı ile Sevr Antlaşması 10 Ağustos 1920 tarihinde yapıldı fakat Türk Kurtuluş Mücadelesi nedeniyle tam uygulanamadı. Bu antlaşmanın yerini Lozan Barış Antlaşması aldı.
2. İmparatorluklar yıkıldı, sadece savaş galibi İngiltere etkilenmedi.
3. Sömürgecilik anlayışının yerini Mandacılık (Mandatercilik) aldı. Yani kavramlar isim değiştirdi.
4. Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam) kuruldu.
5. İttifak Devletleri ile yapılan ağır şartnameli antlaşmalar (özellikle Versay Antlaşması) II. Dünya savaşına ortam hazırladı. Almanya'da Nazizm, İtalya'da Faşizm, Rusya'da Komünizm rejimleri güçlendi.
6. Cumhuriyet rejimleri güçlendi ve yaygınlaştı. Özellikle yenilen İttifak Devletleri'nde krallıklar zayıfladı veya yıkıldı. Almanya ve Avusturya'da rejim değişikliği oldu. Krallıklar yıkıldı, cumhuriyete geçildi. Bulgar Kralı ülkesini terk etti.
7. Cephe gerisi sivil savunmanın önemi anlaşıldı. Bunun için çalışmalara önem verildi.
8. Türk Kurtuluş mücadelesine ortam oluştu.

Wilson İlkeleri (18 Ocak 1918)

ABD Cumhurbaşkanı Wilson, insanlığın bir daha böyle bir felakete düşmemesi için, I. Dünya Savaşı sonlarına doğru bazı insancıl önerilerinde bulunmuştur. Taraflar arası yapılacak antlaşmaların şartları ile ilgili bazı prensipler belirlenmiştir.
İtilaf Devletleri, ABD'nin gücüne muhtaç olduğu için Wilson önerilerine uyacaklarını belirtmişler ancak gerçekte uymamışlardır.

1. Savaşta yenen devletler, yenilenlerden toprak ve savaş tazminatı almasınlar.

Not :

İtilaf Devletleri toprak yerine manda yönetimleri kurdular, savaş tazminatı yerine onarım yardımı aldılar.

2. Devletler, aralarında gizli antlaşmalar yapmasınlar.

Not :

Ege Bölgesi'ne Yunanistan'ın çıkması, 1919 Paris Barış Konferansı'ndaki gizli antlaşmalar dolayısı iledir.

3. Boğazlar : her devlete açık ve barışçı amaçlarla kullanılmalıdır.

Not :

Boğazlar üzerindeki tam egemenlik haklarımıza aykırıdır.

4. Bütün devletlerinin bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı duyulmalıdır. Osmanlı'nın da bağımsızlık ve toprak bütünlüğüne saygı duyulmalıdır.

Not :

Osmanlı için yararlı olan bu madde, Anadolu'nun işgal edilmesiyle İtilaf Devletleri'nce çiğnenmiştir.

5. İsterlerse Türk egemenliği altında yaşayan (Ermeni ve Kürtler) bağımsız devletler kurabilirler.

Not :

Osmanlı'nın zararına olan bu madde gereğince Ermeni ve Kürtler yeniden ayaklanmaya başladılar.
Wilson ilkelerinden, İtilaf Devletleri uygulamada saptıkları için ABD bir süre Avrupa işlerinden elini çekmiştir.

6. Devletler arası antlaşmaları barış yoluyla çözümleyecek uluslararası bir teşkilat kurulacak.

Not :

Milletler Cemiyeti bu maddeye göre kurulmuştur. (1919)
Wilson ilkeleri her şeye rağmen İngiliz, Fransız ve İtalya'nın çıkarlarına ters düşmekteydi. Bunun için uygulama sırasında ABD'yi kandırma yöntemine başvurdular.


I. DÜNYA SAVAŞI (1914-1918) (2)


I. DÜNYA SAVAŞI SONRASI GELİŞMELER :

Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918)

İngiliz Amiral Caltrop ile Bahriye Nazırı Rauf Bey başkanlığında bir Osmanlı heyeti imzalamıştır.

Nedeni :

I. Dünya Savaşı'nda bağdaşıklarıyla birlikte Osmanlı Devleti'nin de yenilmesi.
Mondros, I. Dünya Savaşı sırasında İtilaf Devletleri arasında imzalanan gizli antlaşmaların resmiyet kazanması halidir.

Not :

Tarihinin en kötü şartnameli antlaşmasını imzalayan Osmanlı İmparatorluğu fiilen ortadan kalkmış ancak saltanat yönetimi halktan bir tepki gelmediği için varlığını sürdürmüştür.
Osmanlı İmparatorluğu'nun dağıldığının en son kanıtıdır.

Maddeleri :

1. Boğazlar : Antlaşma devletleri yönetiminde ve bütün geçişlere açık olacaktır.
Osmanlı'nın Boğazlar üzerindeki egemenliği sona ermiştir.
Başkent İstanbul, dolayısıyla padişah yönetimi düşmanın denetimi altına alınmıştır.
2. Türk ordularının dağıtılması : Osmanlı Devleti, iç güvenliğinin sağlanması için gerekli olan sayıdan fazla askeri terhis edecek (dağıtacak)

Amaç ;

Devleti savunmasız bırakmak, yapacakları işgalleri kolaylaştırmaktı.

3. Toros Tünelleri, haberleşme ve ulaşım araçları doğrudan İtilaf Devletleri denetimine girecektir.
Ülkenin tümüne yönelik işgalin bir belirtisidir.
Amaç ; İşgalleri kolaylaştırmaktı.
4. Türk tersane ve donanmaları İtilaf Devletleri'ne teslim edilecek.
5. Anadolu (Türklerin çoğunlukta yaşadıkları yerler) dışındaki cephelerde çarpışmış olan Türk subayları düşmana teslim olacaklar. Osmanlı Devleti'nin aldığı tutsaklar hemen serbest bırakılacak, Türk tutsaklar ise serbest bırakılmayacak.
6. Antlaşma (İtilaf) Devletleri önemli gördükleri malzemelere el koyacaklar.
7. Doğu Anadolu illeri (Vilayet-i Sitte)'nde bir karışıklık çıkarsa önemli yerler İtilaf Devletleri'nce işgal edilecektir.

Amaç; Ermeniler'e yurt sağlamak için ortam oluşturmaktır.

8. (7. madde) : Düşman güvenliğini tehlikede gördüğü önemli stratejik noktaları işgal edecektir.
Bu madde işgale ortam hazırlamıştır. En tehlikeli maddedir.
Bu maddeye dayanılarak yurdumuz işgal edilmiştir.
9. Kafkasya'daki Türk Orduları 1914 yılındaki Osmanlı sınırlarına kadar geri çekilecektir.
Amaç ; Bölgenin İngilizler tarafından kontrol altına alınarak, Türkiye'yi doğudan, Rusya'yı güneyden sıkıştırmaktır.

Mondros'un uygulanması ve ilk işgaller :

1. Boğazlar maddesine dayanarak, İtilaf Devletleri donanmaları Çanakkale Savaşları'nda geçemedikleri Boğazları işgal ettiler. (13 Kasım 1918)
2. İngilizler; Kafkasya ve Azerbaycan'ı işgal ettiler.
Brest - Litowsk Anlaşmasıyla geri alınan yerler tekrar elden çıktı.
3. Fransızlar; Güney ve Güney Doğu Anadolu Zonguldak ve çevresini (7. maddeye göre)
4. İngilizler; Musul, Sinop ve Samsun'u (7. maddeye göre)

Not :

7. maddeye dayanarak ilk defa Musul işgal edilmiştir. (3 Kasım 1918)
5. İtalyanlar; Antalya ve Kuşadası'nı (7. maddeye göre) işgal ettiler.
Ayrıca Mondros'un diğer şartları gereği önemli yerler ve araçlara el konuldu.

İşgaller Karşısında Padişah ve Osmanlı Yönetiminin Tutumu :

Mondros'tan sonra A. İzzet Paşa hükümeti istifa etmiş, yerine Tevfik Paşa hükümeti kurulmuştur. Osmanlı parlamentosu padişah tarafından dağıtılmış, Tevfik Paşa da istifa etmiş, yerine Padişah tarafından Damat Ferit Sadrazam olarak atanmıştır.

Padişah ve Damat Ferit'e Göre İşgaller :
a) I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgimizin doğal bir sonucudur. İşgalcileri kızdırmak onların istek ve baskılarını daha da artırabilirdi. Özellikle İngilizler'e güvenilmeliydi.
b) İtilaf Devletleri'ne karşı gelmek imkansızdı. Onların istedikleri yerine getirilirse bazı elverişli şartlarla barış yapmak mümkün olurdu.

Paris Barış Konferansı (18 Ocak 1919)

Konferans İtilaf Devletleri'nin isteği ile toplanmıştır. 32 ülke katılmıştır.

Konferansın amaçları;

A) I. Dünya Savaşı'nda yenilen devletlerin durumunu görüşüp imzalanan antlaşmaları onaylamak.
Almanya ile Versailles (Versay)
Avusturya ile Sen Jerman (Saint - Germain)
Macaristan ile Trenon (Trianon)
Bulgaristan ile Nöyi (Neuilly) antlaşmaları kesin biçimini almıştır.
Not : I. Dünya Savaşı sonunda ;

1. Yenilen İttifak Devletleri içerisinde yönetim değişiklikleri olmuş, krallıklar yıkılarak cumhuriyet rejimleri kurulmuştur. Osmanlıda ise İttihat ve Terakki Partisi yöneticileri ülkeyi terk etmiş, saltanat varlığını sürdürmüştür. Padişahın varlığını sürdürmesinde Türk töreleri ve İslam dininin halk üzerindeki etkisi önemlidir.
2. Avusturya - Macaristan iki ayrı devlet haline gelmiş, ayrıca Çekoslovakya, Polonya ve Yugoslavya devletleri kurulmuştur.
3. Yenilen devletlere çok ağır şartnameli antlaşmalar imzalattırılmıştır. Bu antlaşmalar II. Dünya Savaşı'nın en önemli nedeni olmuştur. Özellikle Versay Antlaşması.

B) Paris Konferansı'nın asıl nedeni :

Osmanlı İmparatorluğu'nu paylaşmaktır. Ancak bu konuda anlaşmaya varılamadığı için yapılması gereken barış antlaşması sonraya (zamana) bırakılmıştır.

Not :

İtilaf Devletleri arasında yapılan gizli görüşmelerle Batı Anadolu'nun bir bölümünün (İzmir ve çevresi) işgali hakkı Yunanistan'a bırakıldı. İngilizler, daha önce İtalya'nın payına bırakılan bu bölgenin "İtalya'nın güçlenmesi menfaatlerine ters düştüğü içini Yunanistan gibi kukla bir devlete bırakılmasına yardımcı oldu. ABD ve Fransa, Wilson İlkeleri'ne aykırı davranarak (Gizli Görüşmeler sonucu) bu işgali onayladılar.
Batı Anadolu'nun Yunan işgaline bırakılması, İtalya ile ittifaklarının arasının bozulmasına başlangıç oluşturmuştur.
XIX. ve XX. yy'da Osmanlı aleyhine en fazla genişleyip büyüyen devlet Yunanistan olmuştur.
Yunanlılar, Mondros'un 7. maddesini bahane ederek İzmir ve çevresini işgal etmiştir. Osmanlı yönetiminin tedbirsiz ve aciz olması işgalin kanlı olmasını sağlamıştır.

İZMİR'İN İŞGALİ (15 Mayıs 1919)

1. Yunan işgal ve zulmü yurtta heyecan ve nefret uyandırmıştır.
2. Yurtta milli bilincin uyanmasını hızlandırmıştır.

Not :

Kurtuluş Savaşı'na Mondros Ateşkes Antlaşması ortam hazırlamıştır. İzmir'in işgali Kurtuluş Savaşı'nın başlangıcı olarak kabul edilmiştir.
Yunanlılar işgallerini haklı göstermek için Türkler'in Ege Bölgesi'nde Hristiyanları katletmekte oldukları propagandasını yaymaya çalışmışlardır.

Not :

İzmir'in işgali sırasında Yunanlılar'ın yaptıkları katliam ve saldırılar Avrupa kamuoyunda Türkler lehine gelişmelere neden oldu. Ayrıca Ege'de Avrupalılar'ın ticari ve ekonomik çıkarları sarsılmaya başladı.
Milli Cemiyetlerin Basın Yoluyla Propagandaları;
- Amiral Bristol Raporu
Osmanlı Devleti'nin de isteği üzerine İzmir ve çevresinde Yunan işgal ve cinayetlerini soruşturmak amacıyla Amerikalı Amiral Bristol başkanlığında İngiliz, Fransız, İtalyan generallerinden oluşan bir komisyon bölgede araştırmalar yaptı. Amiral Bristol raporu Yunan işgalinin haksızlığını ve yanlışlığını ortaya koyan ilk uluslararası belgedir. Bu rapor, Avrupa parlamentolarında ve kamuoyunda Yunan işgalinin tartışılmasına neden olmuş, Yunanistan ve onu destekleyen İngiltere ilk defa eleştirilmiştir.

CEMİYETLER (Dernekler)

A. ZARARLI CEMİYETLER :

İşgallere paralel olarak, Osmanlı Devleti otoritesinin bozulması sonucu ortaya çıkmıştır.
a) Azınlıkların Kurduğu Zararlı Cemiyetler :

1. Mavr-i Mira :

- İlerleyen işgalci Yunanlılara yardımcı olmak
- Batı Anadolu'nun Yunanistan'a bağlanmasını sağlamak amacıyla kurulmuş bölücü bir örgüttür. Fener Rum Patriği Mavr-i Mira'nın başkanıdır.

2. Pontus Rum :

Wilson İlkeleri'ni kendilerine göre yorumlayarak Doğu Karadeniz'de bir Rum Pontus Devleti kurmak için çalışmışlardır.
Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkmasında dolaylı rolleri vardır.

3. Etnik-i Eterya :

Yunanistan'ın kurulmasını sağlayan dernek, Mavr-i Mira ve Pontus Rum derneklerini destekleyip işbirliği yapmıştır.

4. Ermeniler'in kurduğu cemiyetler :

Amaç : Doğu Anadolu Bölgesi'nde bir Ermeni Devleti kurmak. Bu amaçla; Taşnak, Hınçak, Sutyan, Ermeni İntikam Alayı, gibi dernekler kurulmuştur.

b) Azınlık Olmayanların Kurduğu

Zararlı Cemiyetler :

Bunlar milliyetçiliğe aykırı hareket etmişlerdir.

1. İngiliz Muhipler Cemiyeti :

- İngiltere ile Osmanlı yönetimi arasındaki dostluğu sürdürmek,
- İngiltere'nin isteklerine uymak ve İngiliz mandasını kabul etmek derneğin amaçlarındandır.
Kurucuları : Damat Ferit ve İstanbul yönetimine yakın çevrelerdir.

2. Wilson İlkeleri Cemiyeti :

ABD mandacılığının yararlı olacağını savunanlar tarafından kurulmuş, Sivas Kongresi'nde etkili olmuş, fakat susturulmuşlardır.

3. Kürt Teali :

Wilson ilkelerine dayanarak, İngilizlerin desteğiyle bağımsız bir Kürdistan Devleti kurmak için çalışmalarda bulunmuşlardır.

4. Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası :

Kurtuluşun padişah ve halifenin emirlerine bağlı olmakla gerçekleşeceği görüşünü benimsemişlerdir. Damat Ferit Hükümeti'ni desteklemişlerdir.

5. Teali-i İslam Derneği :

Kurtuluşun İslami ilimleri öğrenmek ve halifenin emirlerine bağlı kalmakla gerçekleşeceğine inanan medrese alimleri tarafından kurulmuştur.

6. Hürriyet ve İtilaf Fırkası :

İttihat ve Terakkicilerin yargılanıp cezalandırılması için çalışmışlardır.

B. MİLLİ CEMİYETLER :

Kuruluş Nedenleri :

- İşgallere, işgalcilere ve zararlı cemiyetlere tepki,
- İşgaller karşısında padişah yönetiminin bir şeyler yapmayışı,
- Halkın kendisini bilinçli bir şekilde örgütlenerek koruma isteği.
- Milliyetçi bilincin gelişmiş olması.

1. İzmir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti :

Amacı : Yunan işgaline karşı örgütlenmek ve bu haklı davayı dünya kamuoyu önünde savunmak. İzmir işgal edildikten sonra Reddi İlhak Cemiyeti ismini almıştır.

2. Trakya Paşaeli Cemiyeti :

Rum taşkınlıkları ve Yunan işgaline karşı örgütlü çalışarak Trakya'yı savunma amacıyla kurulmuştur. Bağımsız bir Trakya Türk Devleti kurma çabalarında bulunmuştur.

3. Şark Vilayetleri Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti :

İstanbul'da kurulmuş, amacı Doğu'nun bölünmezliğini savunmak ve bu konuda gerekeni yapmaktır.
Mustafa Kemal, bu cemiyet vasıtasıyla ilk bölgesel birliği gerçekleştirmiş ve öteki cemiyetleri bu cemiyet çekirdeği etrafında birleştirmiştir.

4. Trabzon Muhafaza-i Hukuki Milliye :

Pontusçu Rumlara karşı Doğu Karadeniz'in bütünlüğünü korumak için örgütlü çalışmak amacıyla kurulmuştur.

5. Kilikyalılar Cemiyeti :

Adana ve çevresinde bulunan direniş hareketini Ermeni ve Fransızlara karşı örgütlemek amacıyla kurulmuştur.

Milli Cemiyetlerin Ortak Özellikleri :

a) İşgallere paralel olarak kurulmuş bölgesel direniş örgütleridir.