supergirl
05-01-2008, 12:07 AM
düzyazı türleri
ROMAN
İnsanların yaşadıkları ya da yaşayabilecekleri olayları, yere, zamana ve şahsa bağlayarak anlatan eserlere roman denir.
*Romanda olaylar geniş ve ayrıntılı olarak anlatılır.
*Ana olay etrafında olaycıklar vardır.
*Şahıs kadrosu geniştir.Karakter çözümlemeleri yapılır.
*Zaman olarak geri dönüşler olur.
Romanlar çeşitli türlere ayrılır;
- Tarihi Roman: Konusunu tarihten alır.
- Töre Romanı: Toplumun yaşayış tarzını, geleneklerini, adetlerini işleyen romandır.
- Psikolojik Roman: Ruh çözümlemelerinin yapıldığı romanlardır.
- Egzotik Roman: Uzak ve yabancı ülkelerin doğa ve insanlarını anlatan romandır.
- Tezli Roman: Bir görüş veya düşünceyi savunan romandır.
- Polisiye Roman: Dedektif hikayelerini anlatan romandır.
Daha ayrıntılı bilgi için romanlar bölümünü ziyaret edebilirsiniz.
HİKAYE
Olmuş ya da olması mümkün olan olayları anlatan kısa sanat eserleridir.
*Tek bir olay vardır.Olaycıklar yoktur.
*Şahıs kadrosu romana göre dardır.
*Kişiler çoğu zaman hayatlarının belli bir anı içinde anlatılır.
*İki tür hikaye görülür;
a)Olay Hikayesi: Maupassant tarzı da denir. Olay esastır.Bizdeki temsilcisi, Ömer Seyfettindir.
b)Durum Hikayesi: Çehov tarzı da denir. Olaydan çok insanın belli bir zaman dilimindeki durumu anlatılır.Bizdeki temsilcisi, Sait Faik Abasıyanıktır
Hikayeler bölümümüzü de ziyaret edebilirsiniz.
MASAL
Olağanüstü olayların anlatıldığı sözlü bir edebiyat ürünüdür.
*Olaylar hayal ürünüdür.
*Yer ve zaman belli değildir.
*Kahramanlar insanüstü nitelikler gösterir.
*İyiler hep iyi, kötüler hep kötüdür.
*iyiler ödüllendirilir, kötüler cezalandırılır.
*Eğiticilik esastır. Evrensel konular işlenir.
*Olaylar miş'li geçmiş zaman kullanılarak anlatılır.
Daha ayrıntılı bilgiler için masallar bölümümüzü ziyaret edebilirsiniz.
MAKALE
Bir gerçeği açıklamak, bir konuda görüş ve düşünceler öne sürmek ya da bir tezi savunmak, desteklemek için yazılan yazılara makale denir.
*Anlatım yalın ve yoğundur, nesnel bir nitelik taşır.
*Öne sürülen düşünce ve tez kanıtlanır.
*Söz oyunlarına baş vurulmaz, süslü anlatımdan uzak durulur.
*Her konuda makale yazılabilir.
*Gazete ve dergilerde yayımlanır.
Örnek makalelere de bakabilirsiniz.
DENEME
Yazarın herhangi bir konudaki görüşlerini, kesin kurallara varmadan, kanıtlamaya kalkmadan, okuyucuyu inanmaya zorlamadan anlattığı yazı türüdür.
*Yazar, kendisiyle konuşuyormuş gibi bir hava sezdirir.
*Samimi bir dil kullanılır.
*Yazar, öne sürdüğü görüşleri ispatlamak zorunda değildir.
*Yazarın kesin bir sonuca varma zorunluluğu yoktur.
*Nurullah Ataç "Deneme, ben ülkesidir" der.
*Yazar anlatımda ve konu seçiminde özgürdür.
*Türün ünlüleri, Ahmet Haşim, Nurullah Ataç, Suut Kemal Yetkin, Ahmet Hamdi Tanpınar, Selahattin Eyyüboğlu.
Örnek denemelere de bakabilirsiniz.
FIKRA
Yazarın, gündelik olayları, özel bir görüşle, güzel bir üslupla, kanıtlama gereği duymadan yazdığı kısa, günübirlik yazılardır.
*Gazete yazısıdır.
*Yazar düşüncelerini kanıtlama yoluna gitmez.
*Dil tabiidir.Günlük deyimlere, yer yer nükteli sözlere yer verilir.
*Okuyucuyla sohbet ediyormuş gibi bir hava sezdirilir.
*Türün ünlüleri, Ahmet Rasim, Falih Rıfkı,
Ahmet Haşim, Hüseyin Cahit Yalçın, Peyami Safa.
SOHBET
Yazarın, gündelik olaylarla ilgili düşüncelerini, okuyucu ile karşı karşıya oturup konuşuyormuş gibi içten bir hava içinde yazdığı yazılardır.
*Herkesi ilgilendiren konular seçilir.
*Cümleler çoğu zaman konuşmadaki gibi devriktir.
*Yazar, sorulu-cevaplı cümlelerle konuşuyormuş hissi verir.
*İçtenlik, samimilik,doğallık sohbetin özelliklerindendir.
*Türün ünlüleri, Ahmet Rasim, Şevket Rado, Atilla İlhan.
ELEŞTİRİ
Sanat, edebiyat, düşünce eserlerini hem öz hem yapı yönünden açıklayan, başarılı ve başarısız ya da değerli ve değersiz yönlerini gösteren, bunları örneklerle somutlayıp belirten yazı türüdür.
*Eleştiri objektif olmalıdır.
*Eleştiride amaç okura ve yazara yol göstermektir.
*Eleştirmenin kişisel duygularını kattığı eleştirilere öznel eleştiri, kişisel duygularını katmadığı,objektif olduğu eleştirilere de nesnel eleştiri denir.
GÜNLÜK (GÜNCE)
Yaşanan olayların, izlenimlerin, tarih atılarak, günü gününe yazılması ile oluşan türe günlük denir.
*Kısa yazılardır.
*Olayı yaşayan kişi tarafından yazılır.
*Yazarın hayatından izler taşır.
*İçten ve sevecendir.
*Ruzname de denir.
*Türün ünlüleri, Oktay Akbal, Suut Kemal Yetkin,
Seyit Kemal Karaalioğlu.
HATIRA (ANI)
Bir yazarın kendisini yaşadığı ya da tanık olduğu olayları, sanat değeri taşıyan bir üslupla anlattığı yazılardır.
*Geçmişteki olay üzerine yazılır.
*Yazar, olayları kendi bakış açısından anlatır.
*Anılar, yaşandığı dönem hakkında bilgi verir.
*Anılarda, yazarın kişisel bakışı söz konusudur.
*Türün ünlüleri, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Rasim, Halit Ziya, Hüseyin Cahit, Falih Rıfkı.
BİYOGRAFİ
Ünlü kişilerin hayatını anlatan yazı türüdür.
*Kişiyi tüm yönleriyle tanıtır.
*Açık, sade bir dil kullanılır.
*Divan edebiyatında şairleri anlatan bu eserlere, "Tezkire" denirdi.
*Türün ünlüleri; Mithat Cemal Kuntay, Şevket Süreyya Aydemir.
OTOBİYOGRAFİ
Bir kimsenin kendi yaşam olaylarını anlattığı eserlerdir.
*Çoğu zaman bunlarda, sanatçı kendisiyle beraber aile büyüklerinden, çevreden, aile içi durumlardan da söz eder.
MEKTUP
Bir düşünce veya duygunun birilerine iletilmesi amacıyla yazılan özel yazılardır.
*Türün ünlüleri; Fuzuli, Namık Kemal, Ziya Gökalp, Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Sıtkı Tarancı.
GEZİ YAZISI
Gezilip görülen yerler hakkında yazılan yazılardır.
*Gezi yazısında yazar daima, gezdiği yerleri anlatmalı, uydurma, yanlış bilgiler vermemelidir.
*Yazar gördüklerini, okuyucusunun daha iyi algılaması için, karşılaştırma yapar.Okur sanki o yerleri sanatçıyla gezer gibi olur.
TİYATRO
Hayattaki olayları konu edinen, sahnede oynanmak amacıyla yazılan edebi eserdir.
*Roman ve hikaye soyut olduğu halde, tiyatro somuttur.
*Tiyatro eserleri, konularına göre dram, trajedi ve komedi gibi türlere ayrılır.
A-TRAJEDİ:
Seyirciye, hayatın acıklı yönlerini göstermek, ahlak, erdemi anlatmak için yazılmış manzum eserlerdir.
*Konusunu seçkin kimselerin hayatından ya da mitolojiden alır.
*Kahramanları tanrılar, tanrıçalar ve soylu kimselerdir.
*Kusursuz bir üslubu vardır. Kaba sözlere yer verilmez.
*Eser baştan sona kadar ağırbaşlı, ciddi bir hava içinde geçer.
*Çirkin olaylar, seyircinin gözü önünde gerçekleştirilmez, sahne arkasında gerçekleştirilir. Bu olaylar haberciler tarafından sahnede aktarılır.
*Üç birlik kuralına uyulur.( Yer, zaman, olay )
*Oyunda korolara yer verilir.
*Ünlü trajedi yazarları;
Eski Yunan; Aiskhylos, Eurupides, Sophokles.
Fransız; Corneille, Racine.
B-KOMEDİ:
İnsanların ve olayların gülünç yönlerini ortaya koymak, izleyenleri güldürmek ve düşündürmek amacıyla yazılmış tiyatro eseridir.
*Konusunu, yaşanılan hayattan ve günlük olaylardan alır.
*Kişiler halktan ve yüksek zümreden her çeşit insan olabilir.
*Her türlü söze şakaya yer verilir.
*Kişilerin her türlü davranışları sahnede gösterilir.
*Birbirini izleyen diyalog ve koro bölümlerinden oluşur.
*Manzum olarak yazılır.
*Üç birlik kuralına uyulur.
Türün yazarları, Yunan-Aristophanes, Fransız- Moliere.
C-DRAM:
Hayatı olduğu gibi acıklı ve gülünç yönleriyle sahnede göstermek için yazılan tiyatro eseridir.
*Hayatı olduğu gibi yansıtır. Trajedi ve Komedi kaynaşmıştır.
*Konusunu günlük yaşamdan ve tarihten alır.
*Üçbirlik kuralına uyma zorunluluğu yoktur.
*Olaylar, çirkin dahi olsa sahnede gösterildiği gibi kişiler hangi sınıf ve halktan olursa olsun dramda yer alır.
BİYOGRAFİ VE OTOBİYOGRAFİ*******
Kendi alanlarında ünlü olmuş, siyaset adamı, edebiyatçı, sporcu, bilim adamı, ses, sinema, tiyatro sanatçısı, gazeteci, ticaret adamı gibi kişilerin hayatlarını, neler yaptıklarını, ülke ve dünya insanlığına neler kazandırdıklarını, hayatlarının önemli başarılarını ve dönüm noktalarını bütünüyle anlatan yazı ve kitaplara biyografi (yaşamöyküsü) denir.
Bir kişinin hayatını ayrıntılı olarak veren kişisel biyografi kitapları olduğu gibi, birden çok kişinin hayat hikâyelerini bir araya getiren genel biyografi eserleri de vardır.
Örneğin antolojilerde, ansiklopedilerde, yıllıklarda birden çok kişinin biyografileri çok kısa olarak ana hatlarıyla verilir. Bu eserlerde ya da yazarın kitabının arka kapağında veya iç sayfasında yer alan biyografiler genellikle kısadır. Ayrıntıları atılmış daha çok doğum ölüm tarihleri, doğum yerleri, bitirdikleri okullar, çalıştıkları işler, yazdıkları eserler ve önemli başarıları anılmakla yetinilir. Her döneme, her mesleğe ve her millete ait kişilerin biyografilerini veren eserlere evrensel biyografi, bir millete ait kişilerin biyografilerini verenlere ulusal biyografi, bir bölgeye mensup kişilerin biyografilerinin toplandığı eserlere bölgesel biyografi, belli bir mesleğe mensup kişilerin yer aldığı eserlere meslekî biyografi, belli bir dönemde yaşayanların hayat hikâyelerinin verildiği eserlere de dönem biyografisi denir. Dönem biyografisine çağdaş insanların yer aldığı Who's Who? (Kim Kimdir?) adlı eseri gösterebiliriz.
Biyografiler yazım tekniğine göre de farklılıklar arz etmektedir. Bunları kısaca şöyle sınıflandırabiliriz:
a. Bilimsel biyografi
Biyografik bilgileri kronolojik bir sıra içerisinde, alt başlıklar halinde, onun dönemi içindeki konumunu, getirdiği yenilikleri, gösterdiği başarıları, eserlerini, eserlerinin değişik özelliklerini eleştirel bir tutumla, belgelere, araştırma ve incelemelere dayalı olarak veren çalışmalara bilimsel biyografi ya da biyografik monografi denir. Bu tür eserlerde kişinin doğumu, yetişmesi, öğrenimi, çalışma hayatı, türlerine göre eserleri, eserlerinin önemi, şekil ve muhteva özellikleri, başarıları, ödülleri ve başka özellikleri bölümler halinde verilir. Bilimsel biyografi türüne şu örnekler verilebilir: Mehmet Kaplan, Tevfik Fikret Devir-Şahsiyet-Eser (1971); İsmail Parlatır,
b. Biyografik roman
Roman, hikâye gibi tahkiye kurgusu içerisinde, olay anlatımı üslûbuyla kişiyi bir roman kahramanı gibi olayların içindeki konumlarıyla sunan eserlere de edebî biyografi ya da biyografik roman denir. Biyografik romanlarda kişinin ruhsal ve fiziksel özellikleri, davranışları, duyguları, düşünceleri, tepkileri, tavır alışları, giyinişi gibi
pek çok değişik özellikleri ayrıntılı olarak verilip bir anlamda onun portresi çizilir. Hayatı içerisinde canlı, yaşayan bir kişilik olarak sergilenir. Buna örnek olarak M. Emin Erişirgil'in Mehmet Akif /İslâmcı Bir Şairin Romanı (1956); Tahir Alangu'nun Ömer Seyfettin (1968) adlı eserleri verilebilir. Ayrıca Oğuz Atay'ın Bir Bilim Adamının Romanı (1975) adlı romanı da bu türün en iyi örneklerindendir. Yazar bu romanında hocası Mustafa İnan'ı merkez alarak bir dönemin idealist neslinin hayatını yansıtmıştır.
c. Nekroloji
Ölen ünlü bir kişinin hemen ölümünden sonraki günlerde genellikle gazete ve dergilerde yakın çevresinde yer alan kişiler tarafından onun üstün niteliklerinin, erdemlerinin, çalışmalarının ve diğer özelliklerinin anı üslûbuyla anlatıldığı yazılara denir. Bu yazılar bir anlamda öleni çok seven birinin ağıtları, duygusal, öznel açıklamalarıdır.
Bu tür yazılara örnek olarak Yahya Kemal'in ölümü dolayısıyla kaleme alınmış şu yazıları verebiliriz: Vehbi Cem Aşkun, "İstanbul Aşığını Kaybetti" (Dün-ya, 5 Kasım 1958); Nimet Behsuz, "Büyük Şairin Arkasından" (Yeni Gün, 3 Kasım 1958); Cenap Gedikoğlu, "Bir Dev Şair Göçtü" (Yeni Gün, 5 Kasım 1958).
Oto-biyografi:
Bazı ünlü kişiler hayattayken kendi hayat hikâyelerini yazmışlardır. Bunlara da oto-biyografi (özyaşamöyküsü) denir.
Önceleri biyografiler, genellikle kralların, büyük din adamlarının ya da olağanüstü kahramanlıklar göstermiş kişilerin hayatıyla sınırlıydı. Bunların biyografilerinde genellikle onların gerçek özelliklerinin ve niteliklerinin yanında efsanevî, menkıbevî özellikleri de vurgulanırdı. Kahramanların yüceltilmiş kişilikleri o topluma bir özgüven aşılıyor, ayrıca model kişilikleri sunularak onlar gibi olunması salık veriliyor ve bazı hikmetli davranışlarıyla da ibretli dersler verilmesi amaçlanıyordu.
Örneğin Tanzimat’tan önce klâsik Türk edebiyatında yazılan menakıpnameler, tarikat büyüklerinin kerametlerle dolu olağanüstü hayatları verilir.
Türk edebiyatında ilk biyografik eser, Malik Bahşi'nin Feridüddin-i Attar'dan çevirmiş olduğu Tezkiretü'l-Evliya'dır.
Daha çok mesleklerine göre düzenlenmiş ve birden fazla kişinin biyografisinin yeraldığı tezkire, menakıb, vefeyat, devha, sefine, tuhfe, hadika, fihrist, silsilename, şairname, gazavatname, sicil gibi adlar altında birçok eser kaleme alınmıştır. Menakıpname ya da velâyetname denilen eserlerde tarikat büyüklerinin, evliyaların, pir ve şeyhlerin olağanüstü halleri, kerametleri ve diğer kişisel özellikleri anlatılır.
Yayımlanmış bazı menakıpnamelere şu örnekler gösterilebilir: Hacımsultan
Velâyetnamesi (Rudolp Tschudi); Hacı Bektaş Velâyetnamesi (Erich Gross).Vakayinamelerde de birçok devlet adamının biyografilerine ait malzemelerbulmak mümkündür.
Şuara Tezkireleri:
Şairlerin biyografilerine, eserlerine yer veren, şiirleri hakkında değerlendirmelerin bulunduğu eserlere şuara tezkiresi denir.
Türk şairlerinin biyografilerinin toplandığı ilk Türkçe şuara tezkiresi XV. Yüzyılda kaleme alınan Ali Şir Nevayî 'nin Mecâlisü'n-Nefâis adlı eseridir.
H İ K Â Y E
İlk Çağ Anadolu’sunda masal, ve tarihi olayları anlatan eserlerle oluşmuştur. Orta Çağda özellikle Hindistan’da “Binbir Gece Masalları” sağlam bir hikaye geleneğinin varlığını bildirmektedir. Bu gelenek, Arapça’dan yapılan çevirilerle Avrupa’ya masal, efsane, rivayetler şekliyle yayılmıştır.
Hikâyeye bugünkü anlamda ilk edebi kimlik kazandıran İtalyan yazar Boccacio’dur. XVI. Yüzyılda yazdığı “Decameron” adlı eseriyle ilk öykü örneğini vermiştir. Rönesans’ın etkisiyle de XIX. Yüzyıl edebiyatının en yaygın türü olmuştur.
Bizde, destanlar, halk hikâyeleri , ve masallarla eski bir temeli olan bu tür, XIV. Ve XV. Yüzyıl-da “Dede Korkut Hikâyeleri” ile çağdaş hikâye tekniğine yaklaşmıştır.
XIX. yüzyılda Tanzimat’la gelen yeniliklerle birlikte batılı anlamda ilk örneğini Ahmet Mithat Efendi “Letaif-i Rivayet ( söylene gelen güzel şeyler ) adlı eserini yazarak vermiş; “Kısadan Hise” ile bu türü geliştirmiş, Sami Paşazade Sezai : “Küçük Şeyler” adlı eseriyle modern hikâyeyi oluşturmuştur. Bağımsız bir tür olma özelliğini ise Milli Edebiyat döneminde Ömer Seyfettin’le kazanmıştır.
TANIMI : Yaşanmış ya da yaşanabilecek şekilde tasarlanmış olayları kişilere bağlı olarak belli bir yer ve zaman içinde anlatan türe hikâye diyoruz.
HİKÂYENİN UNSURLARI
1) OLAY: Hikâyede üzerinde söz söylenen yaşantı ya da durumdur
2) KİŞİLER: Olayın oluşmasında etkili olan ya da olayı yaşayan insanlardır.
3) YER: Olayın yaşandığı çevre veya mekândır.
4) ZAMAN : Olayın yaşandığı dönem, an mevsim ya da gündür.
5) DİL VE ANLATIM : Hikâyenin dili açık, akıcı ve günlük konuşma dilinden farklı olarak, etkili sözcük, deyim atasözü ve tamlamalarla zenginleştirilmiş güzel bir dil olmalıdır.
Anlatım ise: iki şekilde olur Hikâye kahramanlarından birinin ağzından yapılan anlatım “hikâyede birinci kişili anlatım” ; yazarın ağzından anlatılanlar “hikâyede üçüncü kişili anlatım”
HİKÂYEDE PLÂN:
Hikâyenin planı da diğer yazı türlerinde olduğu gibi üç bölümden oluşur; ancak bu bölümlerin adları farklıdır. Bunlar:
1) SERİM: Hikayenin giriş bölümüdür.Bu bölümde olayın geçtiği çevre , kişiler tanıtılarak ana olaya giriş yapılır.
2) DÜĞÜM : Hikayenin bütün yönleriyle anlatıldığı en geniş bölümdür.
3) ÇÖZÜM : Hikayenin sonuç bölümü olup merakın bir sonuca bağlanarak giderildiği bölümdür
Ancak bütün hikayelerde bu plân uygulanmaz , bazı öykülerde başlangıç ve sonuç bölümü yoktur .Bu bölümler okuyucu tarafından tamamlanır.
Ö Y K Ü Ç E Ş İ T L E R İ
Hikâye, hayatın bütünü içinde fakat bir bölümü üzerine kurulmuş derinliği olan bir büyüteçtir. Bu büyüteç altında kimi zaman olay bir plan içinde , kişi, zaman, çevre bağlantısı içinde hikaye boyunca irdelenir. Kimi zaman da büyütecin altında incelenen olay değil, hayatın küçük bir kesiti, insan gerçeğinin kendisidir Bu da öykünün çeşitlerini oluşturur. Buna göre
. 1) OLAY ( KLASİK VAK’A ) HİKÂYESİ : Bir olayı ele alarak, serim, düğüm, çözüm plânıyla anlatıp bir sonuca bağlayan öykülerdir. Kahramanlar ve çevrenin tasvirine yer verilir Bir fikir verilmeye çalışılır; okuyucuda merak ve heyecan uyandırılır. Bu tür, Fransız yazar Guy de Maupassant ( Guy dö Mopasan) tarafından yaygınlaştırıldığı için “Mopasan Tarzı Hikâye” de denir
Bu tarzın bizdeki en önemli temsilcileri: Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Reşat Nuri Güntekin’dir..
2) DURUM ( KESİT ) HİKÂYESİ: Bir olayı değil günlük yaşamın her hangi bir kesitini ele alıp anlatan öykülerdir Serim, düğüm, çözüm planına uyulmaz Belli bir sonucu da yoktur. Merak ve heyecandan çok duygu ve hayallere yer verilir; fikre önem verilmez, kişiler kendi doğal ortamlarında hissettirilir. Olayların ve durumların akışı okuyucunun hayal gücüne bırakılır.
Bu tarzın dünya edebiyatında ilk temsilcisi Rus yazar Anton Çehov olduğu için “Çehov Tarzı Hikâye” de denir.
Bizdeki en güçlü temsilcileri : Sait Faik Abasıyanık, Memduh Şevket Esendal ve Tarık Buğra’dır
3) MODERN HİKÂYE : Diğer öykü çeşitlerinden farklı olarak, insanların her gün gördükleri fakat düşünemedikleri bazı durumların gerisindeki gerçekleri, hayaller ve bir takım olağanüstülüklerle gösteren hikâyelerdir.
Hikâyede bir tür olarak 1920’lerde ilk defa batıda görülen bu anlayışın en güçlü temsilcisi Fransız Kafka’dır Bizdeki ilk temsilcisi Haldun Taner’dir. Genellikle büyük şehirlerdeki yozlaşmış tipleri, sosyal ve toplumsal bozuklukları , felsefi bir yaklaşımla, ince bir yergi ve yer yer alay katarak, irdeler biçimde gözler önüne serer.
R O M A N
Latince’de, “yazı” anlamına gelen bir sözcüktür Roma’da bozulmuş latince’ye verilen ad olarak kullanılırken daha sonra yaşanmış bir olayı hikâye etme anlamında kullanılmaya başlanmış; çağımızda ise, öykü türünün her yönüyle gelişmiş şekline “roman denmiştir.
Yani yaşanmış ya da yaşanabilir olayları, yer, zaman, çevre ve insan unsurlarına dayanarak, geniş bir bakış açısıyla anlatan yazı türüne ROMAN diyoruz.
ÖZELLİKLERİ:
1) Konusu insan ve dünyadır.
2) Gerçek yaşamı yansıtmaya çalışır.
3) Anlattığı olay, çevre ve kişiler, yaşamdan alınır
4) Olay ve kişileri ayrıntılı anlatma, tahlil ve tasvirlere çok yer verme, bir ana olay etrafında bir çok küçük olaya yer verme bakımından hikâye türünden ayrılır
Roman türünün ilk örneğini ilk defa XVI. Yüzyılda İspanyol yazar Miguel de Cervontes ( Mişel dö Servantes) “ Don Kişot” adlı esriyle vermiştir XVII. Yüzyılda Madema de la Fayette : “Princesse de Clevs “ adlı eseriyle onu takip etmiş; XIX. Yüzyılda gelişen romantizm verealizm akımları bu tütün de gelişmesinde etkili olmuştur..
Türk Edebiyatında daha önceleri bu türün yerini tutan MESNEVİLER vardı Batılı anlamdaki roman türü bizde önce çevirilerle başlar.
İlk olarak Yusuf Kâmil Paşa Fransız yazar Fenelon’dan “Telmaque”adlı esri çevirmiş ; sonra Wictor Hugo’dan “Sefiller”, Daniel Defo’dan “Robinsun Crosoe” ve Alexandre Dumas ‘dan “Monte Criesto” çevrilmiştir.
Bizde ilk yerli romanı Şemsettin Sami : “Taaşşuk u Talat ve Fitnat adlı eseriyle vermiştir.
Daha sonra Namık Kemal “İntibah “ adlı eseriyle ilk edebi roman örneğini Halit Ziya Uşaklıgil “Mai ve SİYAH “la ilk modern roman örneğini vermişlerdir. Bunları “Araba Sevdası “ adlı romanıyla Hüseyin Rahmi , “Eylül” adlı romanıyla Mehmet Rauf takip eder .
Milli Mücadele döneminde Halide Edip “Ateşten Gömlek “, “yaban”. Reşat Nuri “Çalıkuşu “ romanlarıyla bu türü mükemmele ulaştırır.
ROMAN ÇEŞİTLERİ
A ) KONULARINA GÖRE
1 – Tarihi Roman : Tarihteki olay ya da kişileri konu alan romanlardır. Yazar tarihi gerçekleri kendi hayal gücüyle birleştirerek anlatır.
İlk örneğini Valter Scolt “Vaverley “ adlı eseriyle vermiş. Bunu Gogol ,”Toros Bulba “, W. Hugo “Nöturdam de Paris “ , A. Dumas “Monte Criestove Üç Silhşörler” le takip eder
Türk edebiyatında ilk örneği N. Kemal’in “Cezmi “ romanıdır. N. ADSIZ’ın “Bozkurtlar “;T Buğra “Küçük Ağa “, Küçük Ağa Ankara'da” K. Tahir’in Yorgun Savaşçı”. “Devlet Ana” bu tür romanlardır.
2 - Macera Romanı:Günlük hayatta her zaman rastlanmayan, şaşırtıcı, sürükleyici, esrarengiz olay-ları anlatan romanlardır “Serüven Romanları” da denir. Bir araştırma ve izlemeyi anlatan “Polisiye Roman “, alışılmışın dışında uzak yerleri ve yaşamları anlatan” Egzotik Romanlar” da bu gruba )- girer.
Dünya edebiyatında R. L. Stevensın’ın “Hazine Adası”. D. Defo’nun “Rabinson Cruse” R . Kiplink’in “Cangel”; Türk edebiyatında A. Mithat Efendinin “Hasan Mellah “ . “Dünyaya İkinci Geliş”, Peyami Safa’nın “ Cingöz Recai “ bu türün en tanınmış örnekleridir.
3) Sosyal Roman : İnsan yaşamınn sınırsız kültür birikimi içinde yer alan ve insanı derinden etkileyen toplumsal, siyasi olaylar, inançlar, gelenek ve görenekleri bazen eleştirisel, bazen de bilimsel açıdan ele alıp anlatan romanlardır
Dünya edebiyatında : W. Hugo’nun “Sefiller “, Tolstoy’un “Suç ve Ceza”; Türk edebiyatında Namık Kemal’in “İntibah “,R. M. Ekrem’in Araba Sevdası “ A. M. Efendinin “Felatun Bey İle Rakım Efendi bu tür romanlardır.
Bir fikri savunup bilimsel verilerle olaya yaklaşan “Tezli Roman “( Yakup Kadri’nin “Yaban” romanı gibi.) ; toplumdaki inanç ve gelenekleri anlatan Töre Romanı” ( Halide Edip “ Sinekli Bakkal) bir olayı eleştirisel yaklaşımla anlatan “Yergi Romanı “ (Y Kemal’in İnce Memet “ ) ; belli bir yerin özelliklerini anlatan “Mahalli Roman ( F. Baykurrt’un “ Yılanları Öcü “
sosyal romanın çeşitleridir4)- Psikolojik Roman : ( Tahlil Romanı ) : Dış alemdeki olaylardan çok , kahramanların iç dünyasını, ruh hallerini ele alarak kişilerin toplumla ilişkilerini, bunların birbirinden nasıl etkilendiklerini anlatan romanlardır.
İlk örneği: Madame de La Fayette’nin “Prencesse de Clevs” Adlı romandır.
Bizde Mehmet Rauf’un “Eylül” ilk örnektir. Peyami Safa’nın “Matmazel Noralya’nın Koltuğu”, “Bir Tereddütün Romanı “, “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu “ bu türdendir.
5) Otobiyografik Roman: Yazarın kendi yaşamın anlattığı romanlardır. Dünya edebiyatında Alfonse Dode’nin “Küçük Şeyler “ , bizim edebiyatımızda: Y. Kadri Karaosmanoğlu’nun “Anamın Kitabı “. P. Safa’nın “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu”bu türün örnekleridir.
NEHİR ROMAN : Bir kişinin, bir toplumun hayatındaki gelişmeleri ya da tarihi bir olayı birden fazla cilt halinde anlatan romanlardır.
Tarık Buğra’’nın “Küçük Ağa”, “Küçük Ağa Ankara’da” , “Firaun İmanı”; Nihal Adsız’ın “Bozkurtlar “ , “Bozkurtların Ölümü”, “Bozkurtlar Diriliyor” romanları gibi.
B) KONULARIN IŞLENİŞİNE GÖRE ROMANLAR:
1 – Romantik Roman . Romantik akıma uygun olarak, duygu ve hayallerin ön plânda olduğu romanlardır.( İntibah”, “Eylül”, “Mai Ve Siyah” gibi )
2 – Realist Roman : Gerçekçi akıma uygun olarak gözlem ve deneyimin duygu ve hayalden daha ön plânda olduğu akımdır İlk örneği R. M. Ekrem’in “Araba Sevdası “.
3 – Natüralist Roman: Bilimsel araştırmalara bağlı kalarak kahramanlarını gözlemlerle seçen romanlardır.
SÖZ SANATLARI******
1.)TEŞBİH(BENZETME)
Sözü daha etkili duruma getirmek için aralarında ilgi bulunan iki unsurdan güçsüzü olanı güçlü olana benzetmektir.
Benzetmede dört unsur bulunur:
a)Benzenen b)Benzetilen
c)Benzetme Yönü d)Benzetme Edatı
Bu öğelerin kullanılıp kullanılmaması açısından da üç çeşit benzetme vardır:
--- Çocuk tilki gibi kurnaz biriydi.
---Minik yavrucak elma gibi kıpkırmızı yanaklarıyla gülücükler saçıyordu.
Benzeyen
---Bizim de kalbimizi kımıldatır yerinden
Toprağa diz vuruşu dağ gibi zeybeğin
---Binalar kale gibi olduğundan içeri
B.tilen B.nen B.E
girilemiyordu.
---Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
B.tilen B.yen
---Karısına yıllarca cehennem hayatı yaşattı.
B.tilen B.yen
---Muavin,yolculara: Pamuk eller cebe!
B.tilen B.yen
diye bağrıyordu.
2.İSTİARE(EĞRETİLEME)
Benzetmenin asıl unsuru olan benzeyen ve benzetilenden yalnızca biri kullanılarak yapılır.
a.)Açık İstiare:Benzeyenin bulunmayıp yalnızca benzetilenle yapılan istiaredir.
b.)Kapalı İstiare:Benzetilenin bulunmayıp yalnızca benzeyenle yapılan istiaredir.
---Bir hilal uğruna ya rab ne güneşler batıyor. (A.İ)
---Ay,altın ağaçlardan yere damlıyordu.(K.İ)
Açtım avucumu altına tuttum.
---Ülkemizde üniversiteden mezun olmuş pek çok fidan artık iş de bulamıyor.(A.İ)
---Bahar gelince bir ağızdan şarkılar söyler kuşlar.(K.İ)
---Bugün gökten inciler yağıyordu.(A.İ)
---Forum Kurallarını Okuyalım !!!,Forum Kurallarını Okuyalım !!! kalesine gol yağdırdı.(K.İ)
---Genç adamın sözleri,kızın yüreğini yakıyordu.(K.İ)
---Sanat,hür bir ortamda boy atar.(K.İ)
---Kurban olam,kurban olam,
Beşikte yatan kuzuya.(A.İ)
3.)KİNAYE
Bir sözü hem gerçek hem de mecaz anlamda kullanmaktır.
Uyarı:Kinayede daha çok mecaz anlam kastedilir.
---Mum dibine ışık vermez.
---Hamama giren terler.
---Taşıma su ile değirmen dönmez.
---Yuvarlanan taş yosun tutmaz.
---Ateş düştüğü yeri yakar.
---Yaptığı hatayı anlayınca yüzü kızardı.
4.)MECAZ-I MÜRSEL(AD AKTARMASI)
Benzetme amaç güdülmeden bir sözün ilgili olduğu başka bir söz yerine kullanılmasıdır.
---İşe alınman için dün şirketle görüştüm.(İnsan)
---Yarın sınıfı 9/H sınıfı yapacak.(Öğrenci)
---Toplantıya Milliyet gazetesinin güçlü kalemleri de geldi.(Yazar)
---Nihatın golüyle tüm stat ayağa kalktı.(Seyirci)
---O evine çok bağlı bir insandır.(Ailesi)
---Bu olay üzerine bütün köy ayaklandı.(Halk)
---İstanbul'dan kalkan uçak az önce Adana'ya indi.(Havaalanı)
5.)TEŞHİS(KİŞİLEŞTİRME)
İnsan dışındaki canlı cansız varlıklara insan özelliği kazandırmaktır.
Her teşhiste aynı zamanda kapalı istiare vardır.
---Güzel gitti diye pınar ağladı.
---Menekşeler külahını kaldırır.
---Bir sarmaşık uyanıyordu uykusunda
Geriniyordu bir eski duvarın sıvasında.
---Toros dağlarının üstüne,
Ay un eledi bütün gece.
---O çay ağır akar,yorgun mu bilmem,
Mehtabı hasta mı,solgun mu bilmem.
---Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın,
Eskici dükkanında asma saat,
Çelik bir şal atmış omuzlarına.
---Yalnızlığın okşadığı kalbime,yağmurlar küskün,
En güzel türküyü bir kurşun söyler.
---Bu akşam sonbahar ne kadar serin,
Geceyi hasretle zaman.
6.)İNTAK(KONUŞTURMA)
İnsan dışındaki varlıkları konuşturmaktır.Her intak sanatında teşhis sanatı vardır;ancak her teşhiste intak sanatı yoktur.
---Deniz ve Mehtap sordular seni: Neredesin?
---Maymun şunu anlatmak istemişti fikrince:
Boşa gitmez kötüye bir ceza verilince.
---Dal bir gün dedi ki tomurcuğuna:
İçimde kanayan yara gibisin.
---Ey benim sarı tamburam!
Sen ne için inilersin?
İçim oyuk,derdim büyük
Ben onunçün inilerim
---Ben ki toz kanatlı bir kelebeğim,
Minicik gövdeme yüklü Kaf dağı.
---Adam elini uzattı,tam onu koparacağı sırada menekşe: Bana dokunma!diye bağırdı.
7.)TECAHÜL-İ ARİF
Anlam inceliği oluşturmak için herkesçe bilinen bir gerçeği bilmiyormuş gibi aktarmalıdır.
---Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz.
---Sular mı yandı,neden tunca benziyor mermer?
Geç fark ettim taşın sert olduğunu.
---Gökyüzünün başka rengi de varmış,
Su insanı boğar,ateş yakarmış.
---Şu karşıma göğüs geren,
Taş bağırlı dağlar mısın?
---Saçların dalgalı,boya mı sürdün?
Gelmiyorsun artık,bana mı küstün?
---İçimde kar donar,buzlar tutuşur,
Yağan ateş midir,kar mıdır bilmem.
8.)HÜSN-İ TA'LİL
Sebebi bilinen bir olayın meydana gelişini,gerçek sebebinin dışında başka,güzel bir nedene bağlamadır.
---Gül bahçesi sevgiliden haber geldiği için
Süslendi ve güzel kokular süründü.
---Yoksun diye bahçemde çiçekler açmıyor bak.
---Senin o gül yüzünü görmek için
Sana güneş bakmak için doğuyor.
---Benim kaderime ve yalnızlığıma
Irmaklar bile ağladı.
---Rüzgar gökte bir gezinti,
Üşürüz her akşam vakti,
Ne sıcak vücutlar gitti,
Toprağı ısıtmak için.
---Güller kızarır utancından o gonca gül gülünce
Sümbül bükülür kıskancından kakül bükülünce.
---Bir an önce görülsün diye Akdeniz,
Toroslarda ağaçlar hep çocuk kalır.
---Toros dağlarının üstüne
Ay, un eledi bütün gece.
9.) MÜBALAĞA (ABARTMA):
Sözün etkisini güçlendirmek için bir şeyi olduğundan daha çok ya da olduğundan daha az göstermektir.
---Manda yuva yapmış söğüt dalına,
Yavrusunu sinek kapmış.
---Alem sele gitti gözüm yaşından.
---Bir ah çeksem dağı taşı eritir,
Gözüm yaşı değirmeni yürütür.
---Bir gün gökyüzüne otursam,
Evlerin tavanlarını birer birer açsam.
---Sıladan ayrıyım,gözümde yaşlar,
Sel olup taşacak bir gün derinden.
---Sana olan aşkım dağı taşı eritir,
Gözümdeki yaşlardan bir deniz olur.
---Ben ki toz kanatlı bir kelebeğim,
Minicik gövdeme yüklü Kaf dağı.
---Sekizimiz odun çeker,
Dokuzumuz ateş yakar
Kaz kaldırmış başın bakar
Kırk gün oldu ,kaynatırım kaynamaz.
---Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
Gömelim gel seni tarihe desem,sığmazsın.
---Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır.
10.)TEZAT (KARŞITLIK)
Aralarında ilgiden dolayı,birbirine zıt kavramları bir arada kullanmaktır.
---Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz.
---Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
---İçimde kar donar,buzlar tutuşur,
Yağan ateş midir,kar mıdır bilmem.
---Sana çirkin dediler,düşmanı oldum güzelin.
---Yükseğinde büyük namlı karın var,
Alçağında mor sümbüllü bağın var.
---Gülmek ol,goncaya münasiptir,
Ağlamak bu,dil-i hazine gerek.
---Karlar etrafı bembeyaz bir karanlığa gömdü.
11.) TEVRİYE (AMACI GİZLEME)
İki değişik anlamı olan bir sözcüğün bir dize ya da beyitte iki anlamının da kullanılmasıdır.
---Tahir Efendi bize kelp demiz (Tahir:özel ad.)
İltifatı bu sözde zahirdir
Maliki mezhebim benim zira
İtikadımca kelp Tahirdir.
---Bu kadar letafet çünkü sende var,
Beyaz gerdanında bir de ben gerek.
---O güzel yüzün benli de,
Göğsün niye bensiz?
---Baki kalan bu kubbede hoş bir sada imiş,
Ben yarime gül demem,yarim bana gülmedi.
---Beyefendi ailenin güneşi,sen de ayısın.
---Sen gittin yaslara büründü cihan,
Soluyor dallarda gül dertli dertli.
---Şu köpek leşi de şurda fuzuli,
O kadar içerlediysen tut kıçından
Vur yere de çıksın içindeki ruhi.
12.)TELMİH (HATIRLATMA)
Söz arasında herkesin bildiği bir olaya ya da kişiye işaret etme sanatı.
---Vefasız Aslıya yol gösteren bu,
Keremin sazına cevap veren bu.
---Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor teshidi,
Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi.
---Ekmek Leyla oldu bire dostlarım,
Mecnun olup ardı sıra giderim.
---Şu Boğaz harbı nedir?Var mı ki dünyada eşi?
En keşif orduların yükleniyor dördü beşi.
---Yırtarım dağları enginlere sığmam taşarım.
---Gökyüzünde İsa ile,
Tur dağında Musa ile ,
Elindeki asa ile,M
Çağırayım Mevlam seni.
13.)TARİZ (TAŞ ATMA)
Bir kişiyi iğneleme,bir konuyla alay etme veya sözün tam tersini kastetmedir.
---Müftü Efendi bize kafir demiş.
---Tutalım ben ona diyem müselman.
---Lakin varıldıktan ruz-ı mahşere,
İkimiz çıkarız orda yalan.
---Bu ne kudret ki elifbayı okur ezberden.
---Tahir Efendi bize kelp demiş,
İltifatı bu sözde zehirdir,
Maliki mezhebim benim zira,
İtikadımca kelp Tahirdir.
---Bir nasihatım var zamana uygun,
Tut sözümü yattıkça yat uyuma,
Meşhur bir kelamdır sen kazan sen ye,
El için yok yere yanma.
---O kadar zeki ki bütün sınıfları çift dikiş gidiyor.
14.)TEKRİR
Anlatımı güçlendirmek için bir sözü sık sık tekrar etmektir.
---Beni bende demen,ben değilim,
Bir ben vardır,bende benden öte.
---Söz ola kese savaşı,
Söz ola kestire başı,
Söz ola oğlu aşı,
Yağ ile bal ede bir söz.
---Ben güzele güzel demem,
Güzel benim olmayınca.
---Seni tanımadan önce ben,ben değildim,
Seni tanıdıktan sonra aslında bensizliğin sensizliğin olduğunu anladım.
---Gece midir insanı hüzünlendiren,
Yoksa insan mıdır hüzünlenmek için, Geceyi bekleyen?
Gece midir seni bana düşündüren?
Yoksa ben miyim seni düşünmek için,
Geceyi bekleyen?
15.)TENASÜP (UYGUNLUK)
Anlam yönünden birbiriyle ilgili sözcükleri bir arada kullanmaktır.
---Deli eder insanı bu dünya,
Bu gece,bu yıldızlar,bu koku,
Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç.
---Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan. (Yahya Kemal Beyatlı)
---Arım,balım,peteğim,
Gülüm,dalım,çiçeğim,
Bilsem ki öleceğim,
Yine seni seveceğim,
---Güller kızarır o gonca gül gülünce,
Sümbül bükülür kıskancından kalül bükülünce
---Bu akşam ışık olduk,renk olduk,ses olduk,
Yeniden kışla olduk,asker olduk,tüfek olduk.
16.)LEFF ÜNEŞR
Bir dizede iki ya da daha fazla kavramdan bahsettikten sonra diğer dizede onlarla ilgili açıklama yapmaktır.
---Bakışların fırtına,
Duruşun durgun su,
Biri alabora eder,
Biri boğar.
---Gönlümde ateştin,gözümde yaştın,
Ne diye tutuştun,ne diye taştın.
---Ben bir sedefim,sen nisan bulutu,
Ver damlaları,al yuvarlak inciyi.
17.)İSTİFHAM(SORU SORMA)
Anlatımı daha etkili hale getirmek için cevap alma amacı gütmeden soru sormaktır.
---Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? (Mehmet Akif Ersoy)
---Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz? (Cahit Sıtkı Tarancı)
---Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
---Şu karşıma göğüs geren
Taş bağırlı dağlar mısın?
---Hangi çılgın bana zincir vuracakmış?Şaşarım!
---Her gün bu kadar güzel mi bu deniz?
Böyle mi görünür gökyüzü her zaman?
18.)TEDRİC
Birbiriyle ilgili kavramların bir derece gözetilerek sıralanmasıdır.
---İki asker,mızrak mızrağa,kılıç kılıca,hançer hançere vuruşmaya başladı.
---Makbar,makber değil;bir türbe,türbe değil;bir mabet,mabet değil;bir küre,küre değil;bir sonsuz uzay.
19)NİDA (SESLENME)
Şiddetli duyguları,heyecanları coşkun bir seslenişle anlatmadır.Daha çok ay,ey,hay,ah ünlemleriyle yapılır.
---Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü! (Arif Nihat Asya)
---Ey benim sarı tamburam!
Sen ne için inilersin?
---Çatma kurban olayım ey nazlı hilal!
20.)CİNAS
Yazılışları aynı,anlamları farklı sözcüklerin bir arada kullanılmasıdır.
---Niçin kondun a bülbül kapımdaki asmaya
Ben yarimden ayrılmam götürseler asmaya.
---Göl kıyısındaki sazların arasında bir saz sesi geliyordu.
--- Kara gözler,
Sürmeli kara gözler,
Gemim deryada kaldı,
Gözlerim kara gözler.
---Kalem böyle çalınmıştır yazıma,
Yazım kışıma uymaz,kışım yazıma.
---Böyle bağlar,
Yar başın böyle bağlar,
Gül açmaz,bülbül ötmez,
Yıkılsın böyle bağlar.
21) ALİTERASYON
Dize ya da mısrada ahenk oluşturacak şekilde,aynı sesin veya hecenin tekrarlanmasıdır.
---Eylülde melül oldu gönül soldu lale
Bir kaküle meyletti gönül geldi bu hale.
---Seherde seyre koyuldum semayı deryayı.
---Kara toprak içinde kara karıncayı karanlık gecede görür.
---Beyaz gerdanında bir de ben gerek.
22.) SECİ
Düz yazıda cümle içinde yapılan uyağa denir.
---İlahi,kabul senden,ret senden;şifa senden,dert senden İlahi,iman verdin,daim eyle;ihsan verdin,kaim eyle.
---Ten cübbesi çak gerek,gönül evi pak gerek.
---Ey gönlümün nuru,gönüllerin süruru!
---De gül idim ben sana mail sen ettin aklımı zail. (Fuzuli)
ANLAM SANATLARI
TEŞBİH (BENZETME): Aralarında türlü yönlerden benzerlik ilgisi bulunan iki şeyden, benzerlik bakımından güçsüz durumda olanı daha üstün olana benzetmektir. Dört ögesi vardır. (Benzeyen, kendisine benzetilen, benzetme yönü, benzetme edatı).
Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik.
Benzeyen benzetilen benzetme benzetme
Edatı yönü
Şimşek gibi bir semte atıldık yedi koldan
Benzetilen benzetme benzetme
Edatı yönü
Askerlerimiz aslan gibi kuvvetlidir.
Benzeyen benzetilen benzetme benzetme
Edatı yönü
A) TEŞBİH-İ BELİĞ (GÜZEL BENZETME): Sadece benzeyen ve benzetilen ögelerle yapılan benzetmedir. Benzetme yönü ve benzetme edatı kullanılmaz.
Gürz ayaklı
Kalkan elli
Sancaktar olduğu
Sancak tutuşundan belli
F.H.Dağlarca
Divan edebiyatındaki mazmunların çoğo teşbih-i beliği sanatına örnektir.
Servi boy, elma yanak, gonca ağız, kiraz dudak..........
B) YAYGIN BENZETME: Benzeyenle benzetilen arasındaki birden çok özelliklerin sıralnmasıyla yapılan benzetmedir.
Aşağıdaki örnekte “vatan” bir çınara benzetilmiştir.
ÇINAR
Hani bir gün seninle Topkapı’dan
Geliyorduk; yol üstü bir meydan
Bir çınar gördük; Enli, boylu, vakur
Bir ağaç; hiç eğilmemiş, mağrur
Koca bir gövde, belki altı asır
Belki ondan da fazla dalgın, ağır
Kaygısız bir ömür sürüp gelmiş;
Öyle serpilmiş, öyle yükselmiş,
.........................
Tevfik Fikret
2) İSTİARE (EĞRETİLEME): Benzetme sanatının temel ögelerinden benzeyen ve benzetilenden sadece birinin kullanılmasıyla yapılan benzetmeye denir. Diğer bir deyişle, bir şeyi kendi adının dışında türlü yönlerden benzediği başka bir şeyin adıyla anma sanatıdır. Bu bakımdan istiare hem bir benzetme hem de mecaz sanatıdır.
A) AÇIK İSTİARE: Benzetme ögelerinden yalnızca benzetilenle yapılan istiaredir.
“Aslanlarımız düşmanı denize döktüler”
“Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor.
Bir hilâl uğruna ya Rab ne güneşler batıyor”.
Yukarıdaki örneklerde altı çizili sözcüklerde, askerlerimizle, “aslan” ve “güneş” arasında birer benzetme yapılmıştır. Burada benzeyen (benzetme bakımından zayıf olan öge, yani askerler) söylenmemiş, kendisinebenzetilen (benzetme bakımından güçlü olan öge, yani aslan ve güneş) söylendiğine göre bu benzetmeler “açık istiare”dir.
B) KAPALI İSTİARE: Benzetme ögelerinden sadece benzeyenin bulunduğu (kendisine benzetilenin bulunmadığı) benzetme sanatına “kapalı istiare” denir.
“Askerlerimiz, kükreyerek düşmana saldırdı”.
Yukarıdaki örnekte askerler, aslana benzetilmiştir. Güçlü olan öge yani aslan (benzetilen)söylenmemiş, sadece benzeyen söylenmiş olduğundan bu benzetme bir “kapalı istiare”dir. (Kişileştirme sanatının bulunduğu her dizede kapalı istiare de vardır).
Kıyı takmış yaprağını gülünü
Mahzun hudutların ötesinde akan sular
Boynu bükük adalar, tanıyorsanki bizi.
C) YAYGIN İSTİARE: Benzetmenin temel ögelerinden yalnız biriyle, çok sayıda benzerlikleri sıralayarak yapılan istiaredir. Örneğin Yahya Kemal’in “Sessiz Gemi” adlı şiirinde “ruh” söylenmemiş (benzeyen), Benzetilen yani “gemi” söylenmiştir.
3) MECAZ: Bir sözü gerçek anlamının dışında kullanma sanatıdır.
Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü
Bana seni gerek seni
Yunus Emre
Yukarıdaki dörtlükte “yanmak”, aşağıdaki dörtlükte de “deynek” sözcüğü mecaz sanatına örnektir.
Anavarza at oynağı
Kana bulanmış gömleği
Kıyman a zalimler kıyman
Kör karının bir deyneği
4) MECAZ-I MÜRSEL (MÜRSEL MECAZ): Bir sözün benzetme amacı gütmeden gerçek anlamının dışında başka bir sözün ya da kavramın yerine kullanılmasıdır. Kavramlar arasında benzetmenin dışında, gerçek veya mecazlı anlamlar arasında parça-bütün, özel-genel, neden-sonuç.....gibi ilgiler bulunur.
Anadolu, hepimize hınç ve şüpheyle bakıyor.
Anadoluda
yaşayanlar
Çankaya, bu gelişmelere sessiz kalamazdı.
Cumhurbaşkanlığı
makamı
O, beyaz perdenin en güzel sanatçısıdır.
Sinema
Çatma, kurban olayım çehreni ay nazlı hilâl.
Türk bayrağı
Sobayı yaktınız mı?
Odun/kömür
O, ülkemizin en güçlü raketlerinden biridir.
Tenis oyuncusu
Siz, hiç Yaşar Kemal’i okudunuz mu?
Eserleri
Son günlerde Vivaldi dinliyorum.
Eserleri
Gökten bereket yağıyor.
Yağmur
5) KİNAYE: Bir sözü hem gerçek hem de mecaz anlamda kullanma sanatıdır.
Ey benim sarı tanburam Ben toprak oldum yoluna
Sen ne için inilersin Sen aşırı gözetirsin
İçim oyuk derdim büyük Şu karşıma göğüs geren
Ben onun’çün inilerim Taş bağırlı dağlar mısın?
Yukarıdaki dörtlüklerde altı çizili sözcükler hem gerçek hem de mecaz anlamlarını düşündürecek şekilde kullanılmıştır.
6) TEVRİYE: İki ya da daha çok anlamı olan bir sözün yakın ve uzak anlamlarını birlikte kastetme sanatıdır.
Bana Tahir Efendi kelp demiş
İltifatı bu sözde zâhirdir.
Mâliki mezhebim benim zirâ
İtikadımca kelp tâhirdir.
Tahir: 1) Özel isim;2) Temiz
Kelp: Köpek
7) TARİZ: Söylenen sözün ya da kavramın gerçek ve mecazlı anlamı dışında büsbütün tersini kastetmektir. Genelliklebir kişiyi ya da durumu iğnelemek, alaya almak için yapılır.
Bir yetim görünce döktür dişini
Bozmaya çabala halkın işini
Günde yüz adamın vur kır dişini
Bir yaralı sarmak için yeltenme
Huzuri
8) TEŞHİS VE İNTAK (KİŞİLEŞTİRME VE KONUŞTURMA): İnsana özgü niteliklerin başka varlıklara aktarılmasına, onlara kişilik kazandırılmasına “teşhis”; onların konuşturulmasına da “intak” denir. İntak sanatının bulunduğu her yerde teşhis sanatı da vardır.
E D E B Î S A N A T L A R ( SÖZ SANATLARI )
A-) Mecaza Dayalı Söz Sanatları
Mecaz (Değişmece),Mecaz-ı Mürsel (Ad Aktarması,Düz Değişmece)
Teşbih (Benzetme),İstiare (Eğretileme / Deyim Aktarmaları),
Teşhis (Kişileştirme),İntak (Konuşturma),Kinaye (Değinmece),
Tariz (Dokundurma,İğneleme)
B-) Anlama Dayalı Söz Sanatları
Hüsn-i Talil (Güzel neden bulma),Tecâhül-i Ârif (Bilip de bilmezlikten gelme ),
Tenasüp (Uygunluk), Leff ü Neşr, Mübalağa (Abartma),
Tezat (Karşıtlık),Tekrir (Yineleme),Telmih (Hatırlatma),Tevriye,
İstifham (Soru sorma),İrsâl-i Mesel, Rücû, Terdîd, İktibas,Îham…
1-) MECAZ ( DEĞİŞMECE )
Bir sözcüğün gerçek anlamlarından (temel ve yan anlamlarından)
sıyrılarak,başka bir sözcüğün yerinde kullanılmasıdır. Sözcükler
cümle içerisinde ya da en azından başka sözcüklerle öbekleşerek
mecazlı anlam kazanır.Deyimler,mecazlı öbeklerin en tipik örnekleridir.
Atasözlerinde de mecaz bolca kullanılır.
Sözcüğe mecazlı anlam yüklenmesinde iki ana yöntem vardır:
a) Benzetmelerden yararlanılarak gerçekleştirilen anlam aktarmamaları ;
bir başka deyişle "benzetme ilgisine dayalı" mecazlar (Benzetme,
eğretileme,kişileştirme,kinaye,tariz,abartma)
b) Benzetme dışı ilgilerle gerçekleştirilen mecazlar (Mecaz-ı mürsel,
ad aktarması)
Her iki durumda da sözcüğün gerçek anlamından (temel ve yan) uzaklaşıp
başka bir sözcüğün yerini alması,değişim söz konusudur.
* " Günler akıp gidiyor."
Akmak sözcüğü mecazlıdır. Günler,akıcı bir maddeye,mesela bir suya
benzetilerek mecaz gerçekleştirilmiştir."akıp" sözcüğü,değişmece
yoluyla "geçip" sözcüğünün yerini almıştır.
* "O kadar susamış ki bardağı bir dikişte bitirdi."
Sözü edilen kişi bardağı değil,içindeki suyu içmiştir."bardak" sözcüğü
"su" sözcüğünün yerini almıştır.Benzerlik söz konusu değildir.
İç - dış ilgisiyle mecaz gerçekleştirilmiştir.
UYARI
Mecazlı kullanımı ayırt etmenin bir yolu da, sözcüğün yeni kazandığı
anlamın gerçekte mümkün olup olmadığına bakmaktır.Mesela yukarı-
daki kullanımlarda günlerin,gerçek bir su gibi akması mümkün değil-
dir.Su içerken bardağın "bitmesi" şöyle dursun,bir zerresinin eksil-
mesi bile düşünülemez.
ÖRNEKLER
*"Duygularımız içimize sığmadı, "alkış" ve "bravo" larla dışarıya döküldü.
Duygular akıcı bir maddeye benzetilmiş,"sığmamak" ve "dökülmek"
sözcükleri mecazlı kullanılmıştır.
* "Bu işçi biraz daha pişmek ister." (soyut; olgunlaşmak anlamında)
*Barış umutları yeşerdi." (soyut; oluşmak anlamında)
* "Serin ama tatlı bir ilkbahar akşamıydı." (soyut; hoş anlamında)
* "Olaylara bir de bu gözle bakmalısın." (anlayış anlamında)
* "Yeni idarecimizin davranışları hamdı." (tecrübesizlik )
* "Ölçülü davranışları vardı." (seviyeli)
DİKKAT!
Mecaz anlamlılıklar sözcük,deyim,argo ve atasözü düzeylerinde
görülebilir:
* "Lodos soğuğu kırdı." (sözcük düzeyinde)
* "Onun ne zamandır kırdığı ceviz kırkı aşıyordu zaten." (deyim)
* "Seni görünce kirişi kırdı tabii." (argo)
* "Ana sorunumuz bu değil." (sözcük)
* "Borsada kaybedince kafayı yedi." (argo)
* "Bu boş kafalar gelişmemizi engelliyor." (sözcük)
* "Her işte kılı kırk yarardı." (deyim)
* "Ateş düştüğü yeri yakar." (atasözü)
Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz
1. "Bildiğim kadarıyla o evine bağlı bir insandır."
Anlamı: Düzeyi:
2. "Babam:'Kalk,su getir.'dedi;kardeşim oralı olmadı."
Anlamı: Düzeyi:
3. "Bu acı olay hepimizi derinden etkiledi."
Anlamı: Düzeyi:
4. "Bakanın istifasından sonra yoğun bir koltuk kavgası başladı."
Anlamı: Düzeyi:
5. "Sizin böyle bir işte harcanmanızı istemem."
Anlamı: Düzeyi:
6. "Çocuğu çok sıkıyorlar."
Anlamı: Düzeyi:
7. "Ne diyelim, talih bizimle oynuyor."
Anlamı: Düzeyi:
8. "Hayatımda onun kadar tilki bir adam görmedim."
Anlamı: Düzeyi:
9. "Su testisi su yolunda kırılır."
Anlamı: Düzeyi:
10. "Hiçbir şeyi beğenmez;her şeye burun kıvırırdı."
Anlamı: Düzeyi:
11. "Taşıma su ile değirmen dönmez."
Anlamı: Düzeyi:
12. "Sanıyorum bu işte onun da parmağı var."
Anlamı: Düzeyi:
13. "Oturup dururken ne parlıyorsun,sana bir şey diyen mi var?"
Anlamı: Düzeyi:
14. "Ağzı süt kokan sanatçılar bile bize akıl vermek istediler."
Anlamı: Düzeyi:
15. "Biz ne dersek diyelim karşı duruyor,bildiğinden şaşmıyordu."
Anlamı: Düzeyi:
16. "Vatan borcu biter bitmez ordayım."
Anlamı: Düzeyi:
17. "Bu öğrenci diğerinden bir gömlek daha bilgili."
Anlamı: Düzeyi:
Argo Düzeyinde Mecaz: Toplumda herkesçe kullanılan dilden ayrı
olarak belirli kesimlerce kullanılan ancak genel dilin içinde yer alan
ve ondan türeyen özel dile argo denir.
GERÇEK ANLAM ARGO ANLAM
Çok sövmek kalaylamak
kolayca kandırılabilen keriz
hapishane dam,delik,kodes,kafes
esrar ot
öldürmek nallamak
2-)MECAZ-I MÜRSEL (AD AKTARMASI/DÜZ DEĞİŞMECE)
Benzetme ilgisi söz konusu olmadan,başka bazı ilgilerle,bir sözün
başka bir söz yerinde kullanılmasıyla oluşturulan mecazlardır.
İç -dış ilgisi
* "Anne, çamaşır kazanı kaynadı,gel!"
* "Üstünü çıkarıp yatağa uzandı."
* "Ne zamandır evde tencere kaynamıyor."
* "Bu depoyla Düzce'ye kadar gideriz."
* "Şofben yanıyordu."
Parça - bütün ilgisi
* "O zamanlar bu gazetede usta kalemler vardı."
* "Üniversitedeki kürsüsünde yıllarca çalıştı."
* "Motor gece karanlığında yükünü Bartın'a boşalttı."
* "Bu sahalarda nice altın ayaklar top koşturdu."
Neden - sonuç ilgisi
* "Hay mübarek! Bereket yağıyor bereket!"
* "Bahar aylarında rahmet düşmezse ürün iyi olmaz."
Sanatçı - eser ilgisi
* "Davetlilere piyanosuyla önce Çaykovski,sonra Mozart çaldı."
* "Şimdi de biraz Yûnus Emre okuyalım mı?"
* "Pikapta Münir Nurettin dönüyordu."
Yer , yön , bölge , çağ - insan ilgisi
* "Eve haber verip geleyim."
* "Batı ve Doğu , inanç ve felsefe yönünden hem birbirini etkilemiş
hem birbirine uzak durmuştur."
* "Dünya uyanıkken uyumak maskaralıktır."
* "Ankara bu notaya cevap vermekte gecikmedi."
* "Adresi bir de şu büfeye sorsak mı?"
* "Sizin işinizi şu masa halleder beyefendi."
Soyut - somut ilgisi
* "Türklük yüreğini dağlasın gayrı/Cihan da bizimle ağlasın gayrı."
Somut bir varlık olan "Türk insanı,Türk milleti " yerinde, soyut
olan "Türklük" kullanıldı.
* "Gençlik; kafası ve yüreğiyle toplumun güvencesidir."
"Gençler" yerine soyut olan "gençlik";"düşünce" yerine somut
olan kafa;"cesaret,duygu" kavramları yerine somut olan "yürek"
kullanıldı.
Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz.
1. "Ön sokakta yer yok,arabayı arkaya bırakınız."
2. "Çocuk kitapları birinci hamura basılmalı."
3. "Sen bu otobüsle git,ben Bartın'a bineceğim."
4. "Koştu yokuş aşağı,rengi atmış bir şapka."
5. "Depremden sonra Düzce geceyi sokakta geçirdi."
6. "Marmara'da her yelken / Uçar gibi neşeli."
7. "Tiyatroda oynamam konusunda bütün mahalle beni destekledi."
8. "Turistler bu tur için yeni lokomotifler yerine buharlıyı tercih
ediyorlar."
9. "Koparıp öpmek için,basacağı toprağı
Bütün şehir bekliyor onu dizler üstünde."
10. "Türkiye,Tanzimat'la yüzünü Batı'ya çevirmişti."
3-) TEŞBİH ( BENZETME )
Anlatımı güçlendirmek amacıyla,aralarında ortak nitelik bulunan
iki varlık ya da kavramdan,ortak nitelik yönünden güçlü olandan
zayıf olana aktarma yapılmasıdır.
Benzetmenin dört öğesi vardır :
1.Benzeyen ( B ) : Özellikçe zayıf olan
2.Kendisine Benzetilen ( KB ) : Özellikçe güçlü olan
3.Benzetme Yönü ( BY ) : Aktarılan özellik
4.Benzetme Edatı ( BE ) : gibi,kadar,sanki,güya,misal,andırmak ….
Bunlardan ilk ikisi benzetmenin asıl öğeleridir.Benzetme yönü ve
benzetme edatı yardımcı öğelerdir.Yardımcı öğeler kullanılmadan da
benzetme gerçekleştirilebilir.
ÖRNEK " Cennet gibi güzel vatan "
KB BE BY B
Bir benzetmede bu dört öğe her zaman bir arada bulunmayabilir.
Benzetme,kullanılan öğeler bakımından çeşitlere ayrılır:
1.Ayrıntılı (Tam) teşbih : Dört öğesi de bulunan benzetmedir.
ÖRNEK "Ah bu türküler,köy türküleri
Ana sütü gibi candan
Ana sütü gibi temiz. "
Benzeyen : Köy türküleri
Kendisine benzetilen : Ana sütü
Benzetme yönü : temiz ve candan olması
Benzetme edatı : gibi
2.Kısaltılmış teşbih : Benzetme yönü bulunmayan benzetmedir.
ÖRNEK "Kutu gibi bir dairede oturuyor."
KB BE B
3.Pekiştirilmiş teşbih :Benzetme edatı bulunmayan benzetmedir.
ÖRNEK "Bir siyah kadındır kaldırımlarda gece "
BY KB B
"Yollar köyleri saran eskimiş çerçeveler "
B BY KB
4.Yalın teşbih (teşbih-i beliğ) : Benzeyen ve kendisine benzetilenle
yapılan benzetmedir.
ÖRNEK " Gül tenli sevdiğim "
KB B
" Selviler içinde bir alevdir Emir Sultan "
KB B
"Unutmakta haklısın kömür gözlüm/Haklısın…Bu sözüm sana sitemdir"
KB B
UYARI !
Tam teşbihte mecaz yoktur.Çünkü bütün sözcükler gerçek anlamlarını
korumaktadır.Benzetme kısaldıkça anlatım güçlenmekte,mecaz hava-
sı oluşmaktadır.Mecaz,pekiştirilmiş benzetmede başlar,teşbih-i beliğde
iyice güçlenir.Aşağıdaki örnekleri bu açıdan inceleyiniz.
"Annem melek gibi temiz ruhlu bir insandı." (tam teşbih,mecaz yok)
"Annem iyilikte,bir melekti." (Pekiştirilmiş benzetme,mecaz var;
çünkü,"anne" aslında melek değildir;"melekti" sözcüğü mecazdır.)
"Melek annem,cennete doğru yola çıktı." ("Melek annem" sözü
teşbih-i beliğdir.Mecaz iyice güçlenmiştir.Özellikle "melek" sözün-
de yoğun bir mecaz anlam vardır.)
Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz
1."Ovadan bakılınca çelikten dev bir testere ağzını andıran tepeler,
yaz kış ışıl ışıldır."
2."Bütün gece vagondan vagona un çuvalları taşımış hamallar gibiyiz."
3."Büyük sahra denen bu kum denizinde daha günlerce hamallık
edeceğiz."
UYARI !
Benzetmelerde "benzemek,andırmak,dönmek" gibi fiiller ve bunlardan
türetilmiş fiilimsiler edat yerinde kullanılabilir.
"Saçların tarumar,gözlerinde nem/Ateşe benzerdin,küle dönmüşsün."
KB BE KB BE
"Tepegöz gök gürültüsünü andıran bir sesle kükredi."
B KB BE BY
4."Erciş sapağında,Van Gölü mavi bir çarşaf gibi önüme serildi."
5."Beş altı araba,gelin alayı gibi sıralandı."
6."Fırtınada bir deniz feneri kadar yalnızdım."
7."Rujlu dudakları açık bir yarayı andırıyordu."
8."Köpek leşi gibi uyuyor şehir."
9."Ağzımda bal gibi tatlı bir türkü…"
10."İyi sözler söylenmiş bir kadın gibi güzelleşiyor dünya."
11."Sürüklenen bir kış ölüsüdür zaman."
12."Biliyorum / Şiir bir pencere kuşudur."
13."İnsan bir ormandır derdim sana hep."
14."Bir bakışı vardı Esma'nın / Kavak yelleri gibi pırıl pırıl."
15."Kükremiş sel gibiyim bendimi çiğner aşarım."
16."Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik."
17. "Durmuş bir saat gibiydi durup geçmeyen zaman."
18. "Şiir bir cennet bahçesi / Girmeyene anlatılmaz."
19. "Gözlerimiz kurşun,elimiz bıçak/Severek öldürdük güzellikleri."
20. "Garibanlar yolunuyor kaz gibi/Hangi kuşun neresini yazayım."
21. "Gördüm deniz dedikleri bin başlı ejderi."
22. "Acep beni anar m'ola / O kaşları keman şimdi."
23. "Ve çobanlar gibi dallar yaktık."
24. "Kul Mustafa karakolda gezerken /Gülle kurşun yağmur gibi
yağarken."
25. "Yıldız gibi doğdukça güzel her akşam."
26. "Gözleri çıkarılmış bir âmâ gibi evler."
27. "Ben kendi varlığı içinde taşan / Uçsuz bucaksız bir denizim."
4-) İSTİARE (EĞRETİLEME)
Temel öğelerden (benzeyen, kendisine benzetilen) sadece biri söylenerek
yapılan benzetmeye istiare denir.
İstiare, bir sözün benzetme amacıyla, başka bir söz yerine kullanılması
olarak da tanımlanabilir.
"Yuvayı yapan dişi kuştur."
Bir atasözü olan bu cümlede,"kadın", "dişi kuş"a benzetilmiş,
ancak benzeyen (kadın) kullanılmamıştır. Bu bir istiaredir.
İstiareler ikiye ayrılır:
Açık İstiare: Sadece kendisine benzetilen kullanılır.
Kapalı İstiare: Sadece benzeyen kullanılır.
ÖRN. "Şakaklarıma kar mı yağdı, ne var?"
Şakaklardaki beyazlık kar'a benzetilmiş. Ancak benzeyen kullanılmamış.
Bu, açık istiare örneğidir.
ÖRN. "Çatma kurban olayın çehreni ey nazlı hilâl!"
Şair, bayrağı kaşlarını çatmış bir insana benzetiyor; ancak "insan"
(kendisine benzetilen) dizede açıkça geçmiyor. Sadece benzeyen
öğesi kullanılmış. Bu,kapalı istiare örneğidir.
NOT: Kapalı istiarelerde yalnız Benzeyenin (özellikte zayıf olanın)
kullanıldığını biliyoruz. Bu tür benzetmelerde Kendisine Benzetilenin
özelliklerinden (benzerlik yönünden) bazıları da ipucu olarak kullanılır.
ÖRN. "Çocuklar okula doğru adeta uçuyorlardı."
Çocuklar "kuş"a benzetilmiş,"kuş" değil uçmak eylemi kullanılmıştır.
ÖRN. "Gözlerinden uyku akıyordu."
"Uyku" akıcı bir maddeye (mesela suya) benzetilmiştir."Akıyordu"
eylemi ipucu olarak kullanılmıştır.
NOT:Teşhis (Kişileştirme),insan olmayan varlıklara insan niteliği
kazandırma,insana ait özellikleri o varlıklara mal etme,insandan
diğer varlıklara aktarmadır.
Her teşhiste,bir kapalı istiare vardır;çünkü bu tür benzetmelerde
Kendisine Benzetilen bir insandır ve söylenmemiştir.
Her Kapalı İstiarede ise Teşhis yoktur.
ÖRN. "Boynu bükük buğdaylar,yağmur özlemiyle gökleri gözlüyorlardı."
Burada TEŞHİS ve KAPALI İSTİARE vardır."Buğdaylar" insana benzetilmiş;
"özlem çekmek","gözlemek" gibi özellikleri buğdaya mal edilmiştir.
ÖRNEKLER
* "Derinden derine ırmaklar ağlar / Uzaktan uzağa çoban çeşmesi."
B: Irmaklar ve çoban çeşmesi KB: İnsan(?) BY: ağlamak(ipucu)
TÜR: Kapalı İstiare
* "Gece akıp gitti / Çevirin gündüzün sayfalarını."
B: gece KB: akıp giden bir madde, su (?) BY: akmak(ipucu)
TÜR : Kapalı İstiare
* "Gülüm beni terk edecek / Hasretiyle öldürecek."
B: sevgili (?) KB: gül
TÜR : Açık İstiare
* "Nice dolaşık yolları çözdüm bıraktım."
B: yollar KB: ip, ip yumağı (?) BY: dolaşık, çözmek (ipucu)
TÜR: Kapalı İstiare
* "Gönül her çiçekten bal almak ister / Kırıldı kanadı.uçamaz oldu."
B: gönül KB: arı (?) BY: çiçek,bal almak ve kanadı kırılmak(ipucu)
TÜR: Kapalı İstiare
Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz
1. "Eğilmiş arza,kanar,muttasıl kanar güller."
B: KB: TÜR:
2. "Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor
Bir hilâl uğruna ya Rab ne güneşler batıyor."
B: KB: TÜR:
3. "Bir med günü gökyüzü kurşunla örtülü."
B: KB: TÜR:
4. "İki kapılı bir handa / Gidiyorum gündüz gece."
B: KB: TÜR:
5."Can kafeste durmaz uçar / Dünya bir han konan göçer."
B: KB: TÜR:
B: KB: TÜR:
B: KB: TÜR:
6. "Yüce dağların başında salkım salkım olan bulut."
B: KB: TÜR:
7. O kızıl zafer kartalının / Çankaya'da kurulmuş yuvası."
B: KB: TÜR:
8. "Güneş, denizin mavi sularında saçını yıkıyordu."
B: KB: TÜR:
9. Kurban olam kurban olam / Beşikte yatan kuzuya."
B: KB: TÜR:
10."Yeşil kurbağalar öter göllerde / Kırıldı kanadım kaldım çöllerde."
B: KB: TÜR:
11."Yürüyordum, ağlıyordu ırmaklar."
B: KB: TÜR:
12."Havada bir dost eli okşuyor elimizi."
B: KB: TÜR:
13."Yüce dağ başında siyah tül vardır."
B: KB: TÜR:
14."Sabahtan uğradım ben bir fidana."
B: KB: TÜR:
15."Mor menekşe boyun eğmiş / Yapracığı suya deşmiş."
B: KB: TÜR:
16."Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor."
B: KB: TÜR:
17."Birçok seneler geçti dönen yok seferinden."
B: KB: TÜR:
18."Semânın kandilleri yanmıştı."
B: KB: TÜR:
19."Durur tekbir alır dağlar / Döner dağlarda kartallar."
B: KB: TÜR:
20."Vatan ufkundaki en güzel çeyiz
En şanlı süs,baktım yarıya çekildi."
B: KB: TÜR:
21."Uzak dağlarda kaybolmuş bir bulut/Rüzgârın bir unutkanlığıdır."
B: KB: TÜR:
22."Yedi tepeli şehirde bıraktım gonca gülümü."
B: KB: TÜR:
23."Saçlarıma yıldız düşmüş koparma anne."
B: KB: TÜR:
24."Görünmez kanatlarıyla hatıralar / Camlara çarpıp duruyor."
B: KB: TÜR:
25."Başımdan bir kova sevda döküldü
Islanmadım,üşümedim,yandım oy!"
B: KB: TÜR:
26. "Gökyüzü sarsılıp köpürüyor,camlara saldırıyor."
B: KB: TÜR:
27. "Varsın bahçelerde rüzgâr gezinsin."
B: KB: TÜR:
28. "Ufuklar merhametsiz,rüzgârlar hoyrat
Yok artık can verdi aydınlık mevsimler."
B: KB: TÜR:
29."Dağlara yaslanıp yatan güneşi/Yaralı, hastadır, yorgundur sandım."
B: KB: TÜR:
30. "Bir ateş düştü canıma / Yanarım kimseler bilmez."
B: KB: TÜR:
5-) TEŞHİS ( KİŞİLEŞTİRME )
İnsana ait özelliklerin insan olmayan varlıklara mal edilmesiyle
gerçekleştirilen mecazlı bir anlatım özelliğidir. Bazen benzetme çoğu
zaman da kapalı istiare biçiminde gerçekleştirilir.
ÖRNEKLER
* "Sevincinden ağlayan,gülen,haykıran rüzgâr
Kalplere sevinç,umut ve inanç getiriyor."
Rüzgâr,insan gibi sevinmekte,sevincinden ağlamakta,gülüp haykır-
maktadır.Böylece kişileştirme gerçekleştirilmiştir.Kendisine benzetilen
"insan" söylenmediği,gülmek,ağlamak,sevinmek,haykırmak gibi
insana ait özellikler 'benzetme yönleri' belirtildiği için kişileştirme,
kapalı istiare biçiminde gerçekleştirilmiştir.
* "Rüzgâr,bir insan gibi sevincinden ağlıyor,gülüyor,haykırıyordu."
denirse benzeyen de kendisine benzetilen (insan) de belirtildiği
için kişileştirme,benzetme şeklinde gerçekleştirilmiş olur.
* "Dağ başını duman almış / Gümüş dere durmaz akar."
İkinci dizede,insanın 'ağlama' özelliği 'dere'ye aktarılmış,dere
kişileştirilmiştir.Aynı zamanda kapalı istiare yapılmıştır.
* "Ben öpmeden önce yanaklarını/Varsın teller,tüller,duvaklar öpsün."
teller,tüller,duvaklar' kişileştirilmiştir.
* "Besbelli her saat artar kederi/Belki de yüreği yara dağların."
İnsana ait 'yüreği yaralı' ve 'kederli' olmak dağlara verilmiştir.
*Bir yağmur başlar ya inceden ince/Bak o zaman topraktaki sevince."
'sevinmek' özelliği toprağa verilmiştir.
*"Renkler başkalaştı gün ortasında/Koyu bir karanlık öptü denizi."
'öpmek' özelliği karanlığa mal edilmiştir.
* "Bir bulut gezer yayla yayla Anadolu'yu
Bir baştan başa selâm götürür."
'selâm götürmek' özelliği buluta verilmiştir.
* "Aynalar,bakmayın yüzüme dik dik
İşte yakalandık,kelepçelendik."
Şair,kendisine dik dik baktıklarını söyleyerek 'aynaları'
kişileştirmiştir.
* "Kuşlar,senin uzak diyarlara gittiğini söylediler bana."
'Kuşlar' konuşmaktadır,kişileştirme yapılmıştır.
* "Konunun hassasiyeti nedeniyle kalemimin çok temkinli hareket
ettiğini okurların fark etmişlerdir."
'kalem' insan gibi temkinli,tedbirli,ölçülü hareket ediyor.
Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz
1. "Toplanırken göklerde bulutlar yığın yığın
Hırçın bir fırtınaya dönüşüyordu deniz."
2. " Dans eden kelebekler,şarkı söyleyen kuşlar,göz kırpan çiçekler
vardı o yerde."
3. "İçmiş gibi geceyi bir yudumda / Göğün mağrur bakışlı bulutları."
4."Dinle yolcu bu su onun sesidir/Sinsi adımlarla akşam yürüyor."
5. "Rüzgâr uyumuş,ay gülüyor; her taraf ıssız."
6. "Yeditepe üstünde zaman bir gergef işler."
7. "Çukurova bayramlığın giyerken."
8. "Bir balık ağlıyordu / Denizde / Başını yaslamış / Ufacık bir yosun
parçasına."
9. "Dinmiş denizlerin şarkısı, rüzgâr uymakta
Körfez düşünür, Kanlıca mahzundur uzakta."
10."Yeşil sedirlerde dinlenir huzur."
11. "Mavi tulumbayla gülümser evim."
12. "Çocukluğum oynar serin avluda."
13. "Bir bahar sabahının karanlığında ıssız
Gökte diz çökmüş iki titrek ışıklı yıldız."
14. "Ay suda bestelerken en güzel şarkıyı
Küreklerim de suya en derin şiiri yazdı."
15. "Akdeniz'in dalgaları cilveli / Akdeniz'dir denizlerin güzeli."
16. "Hal