09-02-2008, 02:20 PM
09-02-2008, 02:38 PM
Cem Sultan isyanı, Osmanlı tarihinin en önemli olaylarından biridir. Çünkü bu isyan, diğer şehzade ayaklanmalarına göre hem uzun sürmüş, hem de daha önemli, fakat olumsuz sonuçlar doğurmuştur.
Bu konuda, Cumhuriyetten sonra yazılan belli başlı biyografik eserler, Ahmet Refik ALTINAY, Cavit BAYSUN, İ.HERTAYLAN, Feridun Fazıl TÜLBENTÇİ ve Turhan TAN'a aittirler. Osmanlı Devleti döneminde, bu konuda Haydar Bey, Şehâbeddin Süleyman ve Sinaneddin Bîhişti tarafından monografiler yazılmıştır. Bunlardan Haydar Beyin eseri, birinci elden kaynak durumun¬dadır. Çünkü yazar, doğumundan ölümüne kadar, Cem Sultan'ın hizmetinde bulunmuştur. Olayları görmüş ve yazmıştır. Bu konudaki en önemli eser durumundadır. Osmanlı tarihçilerinin çoğunluğu da, II. Bayezid döne¬mini anlatırken, Cem Sultan konusuna, az veya çok yer vermişlerdir. Ben bu tezimde, branşım gereği sadece Cem Sultan'ın tarihî kişiliği ile ilgiledim. Cem Sultan'ın edebî yönü de, edebiyat branşındaki araştırmacılar tarafından etraflıca incelenmiştir
■ BAYEZİD VE CEM
Sultan II. Mehmed öldüğü zaman, bü¬yüğü Bayezid ve küçüğü Cem olmak üzere, iki oğlu kalmıştı. Bayezid, merkezi Amasya olan Rum eyaleti ve Cem de, merkezi Kon¬ya olmak üzere Karaman eyaleti valisi idi¬ler . Bir kaynağa göre, Bayezid, "Mağni-sa"da idi . Babalan öldüğü sırada, Cem SuU tan 23 yaşında, Amasya valisi bulunan Ba¬yezid ise 34 yaşında idi. Her iki şehzade de iyi yetişmiş olmakla beraber Cem Sultan daha cesur ve hareketli idi . Cem Sultan, devrinin en iyi öğretmenlerinden okudu¬ğundan bilgili, canlı ve aynı zamanda has¬sastı. Ağabeyisi Bayezid gibi pasif değildi. Bu sebepten bulunduğu memleketlerin hal¬kı ve askerleri tarafından daha çok sevili¬yordu .
II. Bayezid de, Amasyadaki valiliği sı¬rasında, çevresine topladığı o dönemin bilgin ve sanatçılarından hem kültür, hem de beğeni bakımından gereğince yararlan¬mıştı. Gerçi bu arada yaşına göre zevk ve sefaya fazla düşmüş, özellikle içkicili¬ği, babasına şikâyetlere kadar yol açmıştı ama padişah olduktan sonra sakin ve din¬dar bir kişiliğe bürünmeği yeğ tuttu. Şeh¬zadeliği ve Amasya valiliği döneminde, Ba-yezid'in öğretmenleri arasında, Tacîzâde, Çandarlızâde İbrahim Çelebi, Hamza Bey¬zade Mustafa Çelebi ve Şeyh Hamdullah gibi, ünlü bilginler vardı . II. Bayezid'in, afyon ve esrara düşkün olduğu da söylenmektedir. Bayezid, çocukluğunda özenli bir tahsil ve terbiye görmüş ve Amasya valiliğine gönderilmiştir. Burada, tefsir ve hadis ilimlerindeki geniş yetkisiyle tanınan, Amasyalı Hatîb Kasım da kendisine hoca olmuştur .
Cem Sultan; erdemli, ileri görüşlü, yüce gönüllü ve zeki idi. Yaşıtları arasında eş¬sizdi. Özellikle, güzel söz söyleme yeteneği olağanüstüydü. Bu yeteneği o kadar üstün¬dü ki, para ve armağandan çok, söylevleri sayesinde taraftar kazanıyordu. Hıristi-
yanlara sığınmakla bu iyi nitelikleri karart-masaydı, bu kadar tanınmış bir kökene lâyık olurdu. Hıristiyanlar arasında bile, islâm dininin kurallarına saygı gösterdi. Hatta haftada bir "Telavet-i Kur 'an' 'ı hatme¬derdi .
Sultan Cem Karaman valisi iken, çevre¬sinde lalası Gedik Ahmed Paşadan başka, Frenk Süleyman, Hatîbzâde Nasuh, Def¬terdar Ahmed, Sofu Hüseyin ve Çaşnigir-başı îlyas, Şirmerd Ağa gibi şahsiyetler ile bazı Rum ve İtalyan bilginler de var¬dı . Cem Sultan, buradayken, edebiyat ve astronomi ile meşgul oldu. Boş zamanla¬rını ata binmek, ok atmak, gürz sallamak¬la geçirmekte idi . O'nun, "Fâl-ı Reyhân-t Sultan Cem" adlı bir kitabı vardır . Bu da gösteriyor ki Cem Sultan, astronomiyle de¬ğil, astrolojiyle ilgilenmiştir. Bayezîd, kar¬deşinden on bir yaş büyük olmasından do¬layı, bilgi bakımından daha üstündü. Cem Sultan da meşreb ve incelik itibariyle daha sevimli olup, aynı zamanda dinamik idi .
Fatihin son zamanlarında, büyük Şeh¬zade Bayezid, ile Cem Sultan arasında, sal¬tanat meselesi yüzünden, gizli bir rekabet hüküm sürüyordu. Bayezid, Karaman'da bulunan bütün şeyhlerin Cem Sultan'a ta¬raftar olmasından telâşa düşmüştü. Şeh¬zade Bayezid, bu yüzden Şeyh Mehmed Cemâlî-i Halvetî'den yardım istedi. Şeyh Cemâli, söylentiye göre, İbn Vefâ'nın dışın¬daki bütün şeyhleri, "evkaf-ı mûslîmin"i ip¬tal ettiğini ileri sürmek suretiyle, Cem Sul¬tan taraftarı Sadrazam Karamanî Mehmet Paşadan soğutarak, Bayezîd'e kazandırma¬yı başarmıştır. Şeyh Cemâli, bir "işâret-i gay-btye"ye dayanarak, Saltanatın 33 gün :çinde kendisine geçeceğini Veliahd Şehzade Ba-yezid'e bildirmiştir.
Fatih Sultan Mehmed yaptığı kanunna¬mede, kendisinden sonra evlâdlarından hangisinin hükümdar olacağını göstermiye-rek, eski geleneği (Bu eski Türk geleneğine göre "Kut"A sahip olan hükümdar oluyordu.) kabul etmişti. Bu kanuna, evlâdlarından her kime Saltanat nasip olursa, "nizam-ı âlem" için kardeşlerini öldürmesi hakkında açık olarak bir madde koydurmuştu .
Fatih, Cem Sultan'ı, sefahate düşkün olan Bayezid'den daha çok seviyor¬du. "Kanunname-i Âl-i Osman"da, şehzadelere yazılacak hükümlerin elkabı konusunda, yalnız "Cem" a-dırun anılmasın da bunu gösterir. Cem Sultan'a yazılarda "Vâris-î Mülk-Î Süleymanî...... oğlum
Cem......" diye hitabedileceğinin belirtilmesi, ba¬basının padişahlık i-çin onu seçtiğine bir işaret sayılabilir . Keza Sultan Cem'in, veliaht-Şehzâde Sul¬tan Mustafa'nın ha¬lefi olarak "Karaman tahtı"na gönderil¬mesi, Fatih'in o-nun tahta geçmesi¬ni istediğini göste¬ren ikinci bir işaret¬tir.
Babaları Fatih'in sarayında, her iki şehzâdeninde birer oğlu rehin olarak bulunuyordu. Baye-zid'in oğlunun adı -"Korkud" ve Cem-'inkinin de "Oğuz
Han" idi . Bir kaynak ise, Fatih'in savaşa giderken Şehzade Bayezid'i de birlikte götürdüğünü ve ağabeyi Şehzade Mustafanın ölümü üzerine, Bayezid'in saltanata veliaht olduğunu yazmaktadır.17
FATİHİN ÖLÜMÜNE KADAR CEM SULTAN
(1459-1481)
I) "CEM SULTAN" İSMİ HAKKINDA
"Cem" ve "Sultan" kelimele¬rinin anlamları sözlükte şöyle be¬lirtilmiştir:
Cem (Farsça):
1) Iran tarihine göre Pîşdâdi-yan sülâlesine mensup bir hü¬kümdar.
2) Süleyman Peygamberin ve Büyük İskender'in lâkablan. 3) Şarabın mucidi ol¬duğu rivayet edilen hü¬kümdar (Cemşid) , Sultân (Arapça):
1) Hükümdar. Bâzı İslâm hükümdar veya prenslerine veri¬len unvan.
2) Osmanlı padişah¬larına verilen unvan.
3) Osmanlı padişah¬larının anne, hanım ve kız kardeşlerine verilen unvan.
4) Eskiden, bâzı Bektaşi 19
azizlerine verilen unvan . Osmanoğullarmda -"Sultan" sanı hanedanın erkek üyelerinde adın ba¬şına, kadınlarda sonuna getirilerek kullanıldığı hal¬de, istisnaî olarak "Sultan Cem" değil, "Cem Sultan" denilmiştir . Herhalde amaç Cem Sultanı küçük düşürmek, aşağılamak olma¬lıdır. Cem Sultan'in adı batı kaynaklarında "Djem" veya "Zizim" , Rum kaynakların¬da ise "Zizimos" olarak geçmektedir. Bazı Frenk tarihleri Sultan Cem'den "Cim" diye 23 bahsederler .
Cem Sultana Mısır Memlûkleri de "Cem-ceme Sultan" ismini vermişlerdir. Cemce-me veya Cemcem (Farsçası Cimcime veya Cimcim) isminin sözlükteki manâsı ise şöy¬ledir: Yolculuğa çıkan Bektaşî dervişlerinin giydiği, kaim bez tabanlı, örme ipten, konç lu bir nevi ayakkabı . Bu da Cem Sultan'm, zayıf da olsa, Bektaşî olabileceği ihtimalini akla getirmektedir. "Cem" ismi, başka bir ansiklopedide de "Cam" şeklinde yazılmıştır26.
2) CEM SULTANIN DOĞUMU:
Sultan Cem, sekiz yüz altmış dört yılı¬nın, safer ayının, yirmi yedinci Cumartesi günü (23.12.1459), geceden bir saat kaldı¬ğında, Edirne şehrinde dünyaya geldi . Cem Sultan'in doğum tarihi, bir ansiklopedide 23 Kânun 1.1459 (27/28 Safer 864) pa¬zar günü olarak gösterilmiştir. Bir başka kaynak bu tarihi, 23 Ocak 1459 olarak gös¬teriyorsa da, bu farklılık herhalde baskı ha-tasından kaynaklanmış olsa gerektir . Al-derson ise, aynı doğum tarihinin 22 Aralık 1459 olduğunu ileri sürmektedir. Başka bir kaynakta Cem Sultan'm, hicretin yedi yüz doksan bir tarihinde padişah olan Sul¬tan Yıldırım Bayezid'in kardeşi olduğunu31 yazmakla , büyük bir hataya düşmektedir.Hemen hemen bütün kaynaklar, Cem Sultan'ın doğum tarihinin 23 Aralık 1459 olduğu görüşünü paylaşmaktadır.Bir makalede ise, Cem Sultan'ın Kara-man'da doğduğu öne sürülmüştür. Bu ko¬nuda da kaynaklarda değişik başka bir gö¬rüşe rastlamadım.
Cem Sultan, Fatihin üç oğlundan en kü¬çüğü idi. Sultan Cem'in annesi Çiçek Ha¬tun ve dayısı Ali Bey' 'dir. Çiçek Hatun, Saray-ı hümayundaki esirelerden biriydi . Sultan II. Mehmet, Mayıs 1453'de Çiçek Ha-tun'u haremine almıştır . Cem Sultan'ın annesinin, bir Sırp prensesi olduğu rivayet edilir . Çiçek Hatun'un Venedikli, Fransız veya Rum olduğunu ileri süren kaynaklar da mevcuttur. Bir eserde, Karamanoelu Ka-sun Bey'in, Cem Sultan'ın dayısı olduğu' belirtilmektedir.
Bu kaynağa göre Çiçek Hatun da, Ka-ramanoğlu Kasım Bey'in kız kardeşidir, Karamanoğullan hanedanındandır.
3) CEM SULTAN'IN ÇOCUKLUĞU VE GENÇLİĞİ
Cem Sultan, edeb öğretmeyi bilen da¬dılarla terbiye olundu ve dört yıl, dört aylık olunca muallime verildi . Sekiz yüz yetmiş üç yılı recep ayının başlarında (15-25.1.1469), Kastamonu sancağına yani Candar tahtına gönderildi. Dokuz yaşında idi . Bir ansiklo¬pedi, bu tarihi Kânun 11.1469 olarak vermek¬tedir. Başka bir kaynak ise, Sultan Cem'in 10 yaşında Kastamonu sancak beyliğine atandı¬ğını yazmaktadır. Sultan Cem, Kastamonu'¬da da ilim ve edeble meşgul olmuştur.
Cem Sultan'ın sünnet düğünü, sekiz yüz yetmiş yedi yılının safer ayının başla¬rında (8-18.VII. 1472) yapıldı44. Cem Sultan, 1473'te Uzun Hasan'a karşı sefere çıkan Fa¬tih Sultan Mehmet'in yokluğunda, çevresi¬nin kışkırtması ile zamansız bir saltanat he¬vesine kapıldıysa da, Ctluk-Beli savaşından başarıyla dönen padişahın duruma egemen olması bu girişimi yarıda bıraktı . Fâtih seferdeyken, ordudan bir süre haber alına¬maması, Osmanlıların hezimete uğradıkları söylentisinin çıkmasına sebep olmuştur. Angiolello'ya göre, Edirne'de bulunan Cem Sultan, etrafındakilerin teşviki üzerine, bazı ümeradan sadakat yemini almağa kalkışmış¬ta. Padişah II. Mehmet, Otluk-Beli (Baş-Kent) savaşından muzaffer olarak dönünce, kışkırtıcılan îdam ettirmiştir. Bu Cem Sultan'ın ilk başarısız iktidar girişimidir. Cem Sul¬tan'ın saltanat hırsının en önemli delili bu olaydır. Henüz on dört yaşındaki bir şeh¬zadenin böyle bir harekete girmesi, Cem Sultan'ın saltanat hırsım açıkça gösterir . Sultan Cem'in ikinci resmi görevi, Otluk-Beli savaşı sırasındaki padişah naipliği ve Edir¬ne muhafızlığıdır .
Sultan Cem'in en büyük kardeşi Sultan Mustafa, Uzun Hasan seferinden geldikten sonra vefat etti 8. Cem Sultan, 879 Şabanının ortasında (25 Aralık 1474) Sultan Mustafa'nın yerine Karaman vilayetine vali oldu Altı yıl¬dan daha fazla Karaman'da kalıp, silahşorluk sanatını iyice öğrendi . Cem Sultan Türk, Rum, italyan öğretmenlerden ders görerek, özenli bir eğitimle yetiştirildi . Cem Sultan Karaman'dayken binmek, inmek, avlanmak, ot atmak, gürz sallamak öğrendi. Hatta Sultan Alâeddin'in Konya ve Lârende'deki gürzleri¬ne, okkalarca halkalar ekledi. Hoca Selman'ın "Cemşid ve Hurşîd" adlı kitabını, babası Sultan II. Mehmet adına tercüme etti . Cem Sultan, Selçuklu'lardan Sultan Alâeddîn'in Konya ve Lârende'de yaptırmış olduğu gözlere (hücre) nice kubbe ve kemerler ekledi . Sul¬tan Cem, ıssız bir harabe halindeki Lârende'de saray, bedestan ve çarşı yaptırmak suretiyle, imar işlerinde bulunmuştur. Zulmü ortadan kaldırıp adalet gösterdiğinden, ahali yurdla-nna dönmüştür. Bunlardan dolayı Cem Sul¬tan, Karaman eyaletinde halkın muhabbet ve teveccühünü kazanmıştır .
Bir makalede ise, Cem Sultan'ın Kon¬ya'ya gelerek üç yıl kadar orada kaldığı, sonra dört yıl Lârende'de kaldığı yazılıdır. Aynı makalede, Cem Sultan'ın sonradan baş¬ka bir sancağa tayin edildiği ve onun yerine Lârende'ye yeğeni Sultan Ahmet'in geldiği, onun da Lârende'de kısa bir müddet kal¬dığı belirtilmektedir. Yazara göre, Sultan Ahmet'in yerine, Cem Sultan'ın diğer ye¬ğeni Şehzade Sultan Mehmet Lârende'ye tayin edilmiş ve o da üç yıl kadar orada kalmıştır. Yine aynı makaleye göre, Lâren¬de'ye en sonunda yine Cem Sultan tayin edilmiştir . Bu kaynakta, Cem Sultan'ın Lârende'ye tayinle geliş tarihi, diğer olayların tarihlerinde de olduğu gibi belirtilmemiştir. Sultan Cem'in Lârende'ye 1474'te geldiği ka¬bul edilirse, yukarıdaki iddialar ancak doğru olabilir. Bu durumda Cem Sultan'ın Lâren¬de'ye ikinci tayin tarihinin, babasının ölü¬münden önceki aylara rastlaması gerekmek¬tedir. Çünkü Cem Sultan'ın Fâtih'in öldüğü tarihte Lârende'de bulunduğu, tarihi kay¬nakların çoğunluğu tarafından kabul edil¬mektedir.
Sultan II. Mehmet Gazi, ani olarak sekiz yüz seksen altı yılı Rebîülevvelinin dördün¬cü Perşembe günü (3.5.1481) vefat etti. Se¬kizinci gün yani Pazartesi günü ulak gelip haber getirdi. Cem Sultan, matem edip ertesi gün Bursa şehrine hareket etti . Bu kaynakta Cem Sultan'ın Fâtih'in ölümü sırasında ne¬rede bulunduğu belirtilmemiştir. Aynca "sekizinci gün"im, 8 Rebîülevvel mi; yoksa Fa¬tih'in öldüğü günün sekiz gün sonrası yani 12 Rebîülevvel mi olduğu açıklanmamıştır. Haberin geliş tarihinin 8 Rebîülevvel 886 pazartesi günü, yani Fâtih'in ölümünün dördüncü günü olması gerekmektedir. Bu esere göre, Cem Sultan, 9 Rebîülevvel Salı günü Bursa üzerine yürümüştür.
kusura bakma bu kadar bulabildim..
Bu konuda, Cumhuriyetten sonra yazılan belli başlı biyografik eserler, Ahmet Refik ALTINAY, Cavit BAYSUN, İ.HERTAYLAN, Feridun Fazıl TÜLBENTÇİ ve Turhan TAN'a aittirler. Osmanlı Devleti döneminde, bu konuda Haydar Bey, Şehâbeddin Süleyman ve Sinaneddin Bîhişti tarafından monografiler yazılmıştır. Bunlardan Haydar Beyin eseri, birinci elden kaynak durumun¬dadır. Çünkü yazar, doğumundan ölümüne kadar, Cem Sultan'ın hizmetinde bulunmuştur. Olayları görmüş ve yazmıştır. Bu konudaki en önemli eser durumundadır. Osmanlı tarihçilerinin çoğunluğu da, II. Bayezid döne¬mini anlatırken, Cem Sultan konusuna, az veya çok yer vermişlerdir. Ben bu tezimde, branşım gereği sadece Cem Sultan'ın tarihî kişiliği ile ilgiledim. Cem Sultan'ın edebî yönü de, edebiyat branşındaki araştırmacılar tarafından etraflıca incelenmiştir
■ BAYEZİD VE CEM
Sultan II. Mehmed öldüğü zaman, bü¬yüğü Bayezid ve küçüğü Cem olmak üzere, iki oğlu kalmıştı. Bayezid, merkezi Amasya olan Rum eyaleti ve Cem de, merkezi Kon¬ya olmak üzere Karaman eyaleti valisi idi¬ler . Bir kaynağa göre, Bayezid, "Mağni-sa"da idi . Babalan öldüğü sırada, Cem SuU tan 23 yaşında, Amasya valisi bulunan Ba¬yezid ise 34 yaşında idi. Her iki şehzade de iyi yetişmiş olmakla beraber Cem Sultan daha cesur ve hareketli idi . Cem Sultan, devrinin en iyi öğretmenlerinden okudu¬ğundan bilgili, canlı ve aynı zamanda has¬sastı. Ağabeyisi Bayezid gibi pasif değildi. Bu sebepten bulunduğu memleketlerin hal¬kı ve askerleri tarafından daha çok sevili¬yordu .
II. Bayezid de, Amasyadaki valiliği sı¬rasında, çevresine topladığı o dönemin bilgin ve sanatçılarından hem kültür, hem de beğeni bakımından gereğince yararlan¬mıştı. Gerçi bu arada yaşına göre zevk ve sefaya fazla düşmüş, özellikle içkicili¬ği, babasına şikâyetlere kadar yol açmıştı ama padişah olduktan sonra sakin ve din¬dar bir kişiliğe bürünmeği yeğ tuttu. Şeh¬zadeliği ve Amasya valiliği döneminde, Ba-yezid'in öğretmenleri arasında, Tacîzâde, Çandarlızâde İbrahim Çelebi, Hamza Bey¬zade Mustafa Çelebi ve Şeyh Hamdullah gibi, ünlü bilginler vardı . II. Bayezid'in, afyon ve esrara düşkün olduğu da söylenmektedir. Bayezid, çocukluğunda özenli bir tahsil ve terbiye görmüş ve Amasya valiliğine gönderilmiştir. Burada, tefsir ve hadis ilimlerindeki geniş yetkisiyle tanınan, Amasyalı Hatîb Kasım da kendisine hoca olmuştur .
Cem Sultan; erdemli, ileri görüşlü, yüce gönüllü ve zeki idi. Yaşıtları arasında eş¬sizdi. Özellikle, güzel söz söyleme yeteneği olağanüstüydü. Bu yeteneği o kadar üstün¬dü ki, para ve armağandan çok, söylevleri sayesinde taraftar kazanıyordu. Hıristi-
yanlara sığınmakla bu iyi nitelikleri karart-masaydı, bu kadar tanınmış bir kökene lâyık olurdu. Hıristiyanlar arasında bile, islâm dininin kurallarına saygı gösterdi. Hatta haftada bir "Telavet-i Kur 'an' 'ı hatme¬derdi .
Sultan Cem Karaman valisi iken, çevre¬sinde lalası Gedik Ahmed Paşadan başka, Frenk Süleyman, Hatîbzâde Nasuh, Def¬terdar Ahmed, Sofu Hüseyin ve Çaşnigir-başı îlyas, Şirmerd Ağa gibi şahsiyetler ile bazı Rum ve İtalyan bilginler de var¬dı . Cem Sultan, buradayken, edebiyat ve astronomi ile meşgul oldu. Boş zamanla¬rını ata binmek, ok atmak, gürz sallamak¬la geçirmekte idi . O'nun, "Fâl-ı Reyhân-t Sultan Cem" adlı bir kitabı vardır . Bu da gösteriyor ki Cem Sultan, astronomiyle de¬ğil, astrolojiyle ilgilenmiştir. Bayezîd, kar¬deşinden on bir yaş büyük olmasından do¬layı, bilgi bakımından daha üstündü. Cem Sultan da meşreb ve incelik itibariyle daha sevimli olup, aynı zamanda dinamik idi .
Fatihin son zamanlarında, büyük Şeh¬zade Bayezid, ile Cem Sultan arasında, sal¬tanat meselesi yüzünden, gizli bir rekabet hüküm sürüyordu. Bayezid, Karaman'da bulunan bütün şeyhlerin Cem Sultan'a ta¬raftar olmasından telâşa düşmüştü. Şeh¬zade Bayezid, bu yüzden Şeyh Mehmed Cemâlî-i Halvetî'den yardım istedi. Şeyh Cemâli, söylentiye göre, İbn Vefâ'nın dışın¬daki bütün şeyhleri, "evkaf-ı mûslîmin"i ip¬tal ettiğini ileri sürmek suretiyle, Cem Sul¬tan taraftarı Sadrazam Karamanî Mehmet Paşadan soğutarak, Bayezîd'e kazandırma¬yı başarmıştır. Şeyh Cemâli, bir "işâret-i gay-btye"ye dayanarak, Saltanatın 33 gün :çinde kendisine geçeceğini Veliahd Şehzade Ba-yezid'e bildirmiştir.
Fatih Sultan Mehmed yaptığı kanunna¬mede, kendisinden sonra evlâdlarından hangisinin hükümdar olacağını göstermiye-rek, eski geleneği (Bu eski Türk geleneğine göre "Kut"A sahip olan hükümdar oluyordu.) kabul etmişti. Bu kanuna, evlâdlarından her kime Saltanat nasip olursa, "nizam-ı âlem" için kardeşlerini öldürmesi hakkında açık olarak bir madde koydurmuştu .
Fatih, Cem Sultan'ı, sefahate düşkün olan Bayezid'den daha çok seviyor¬du. "Kanunname-i Âl-i Osman"da, şehzadelere yazılacak hükümlerin elkabı konusunda, yalnız "Cem" a-dırun anılmasın da bunu gösterir. Cem Sultan'a yazılarda "Vâris-î Mülk-Î Süleymanî...... oğlum
Cem......" diye hitabedileceğinin belirtilmesi, ba¬basının padişahlık i-çin onu seçtiğine bir işaret sayılabilir . Keza Sultan Cem'in, veliaht-Şehzâde Sul¬tan Mustafa'nın ha¬lefi olarak "Karaman tahtı"na gönderil¬mesi, Fatih'in o-nun tahta geçmesi¬ni istediğini göste¬ren ikinci bir işaret¬tir.
Babaları Fatih'in sarayında, her iki şehzâdeninde birer oğlu rehin olarak bulunuyordu. Baye-zid'in oğlunun adı -"Korkud" ve Cem-'inkinin de "Oğuz
Han" idi . Bir kaynak ise, Fatih'in savaşa giderken Şehzade Bayezid'i de birlikte götürdüğünü ve ağabeyi Şehzade Mustafanın ölümü üzerine, Bayezid'in saltanata veliaht olduğunu yazmaktadır.17
FATİHİN ÖLÜMÜNE KADAR CEM SULTAN
(1459-1481)
I) "CEM SULTAN" İSMİ HAKKINDA
"Cem" ve "Sultan" kelimele¬rinin anlamları sözlükte şöyle be¬lirtilmiştir:
Cem (Farsça):
1) Iran tarihine göre Pîşdâdi-yan sülâlesine mensup bir hü¬kümdar.
2) Süleyman Peygamberin ve Büyük İskender'in lâkablan. 3) Şarabın mucidi ol¬duğu rivayet edilen hü¬kümdar (Cemşid) , Sultân (Arapça):
1) Hükümdar. Bâzı İslâm hükümdar veya prenslerine veri¬len unvan.
2) Osmanlı padişah¬larına verilen unvan.
3) Osmanlı padişah¬larının anne, hanım ve kız kardeşlerine verilen unvan.
4) Eskiden, bâzı Bektaşi 19
azizlerine verilen unvan . Osmanoğullarmda -"Sultan" sanı hanedanın erkek üyelerinde adın ba¬şına, kadınlarda sonuna getirilerek kullanıldığı hal¬de, istisnaî olarak "Sultan Cem" değil, "Cem Sultan" denilmiştir . Herhalde amaç Cem Sultanı küçük düşürmek, aşağılamak olma¬lıdır. Cem Sultan'in adı batı kaynaklarında "Djem" veya "Zizim" , Rum kaynakların¬da ise "Zizimos" olarak geçmektedir. Bazı Frenk tarihleri Sultan Cem'den "Cim" diye 23 bahsederler .
Cem Sultana Mısır Memlûkleri de "Cem-ceme Sultan" ismini vermişlerdir. Cemce-me veya Cemcem (Farsçası Cimcime veya Cimcim) isminin sözlükteki manâsı ise şöy¬ledir: Yolculuğa çıkan Bektaşî dervişlerinin giydiği, kaim bez tabanlı, örme ipten, konç lu bir nevi ayakkabı . Bu da Cem Sultan'm, zayıf da olsa, Bektaşî olabileceği ihtimalini akla getirmektedir. "Cem" ismi, başka bir ansiklopedide de "Cam" şeklinde yazılmıştır26.
2) CEM SULTANIN DOĞUMU:
Sultan Cem, sekiz yüz altmış dört yılı¬nın, safer ayının, yirmi yedinci Cumartesi günü (23.12.1459), geceden bir saat kaldı¬ğında, Edirne şehrinde dünyaya geldi . Cem Sultan'in doğum tarihi, bir ansiklopedide 23 Kânun 1.1459 (27/28 Safer 864) pa¬zar günü olarak gösterilmiştir. Bir başka kaynak bu tarihi, 23 Ocak 1459 olarak gös¬teriyorsa da, bu farklılık herhalde baskı ha-tasından kaynaklanmış olsa gerektir . Al-derson ise, aynı doğum tarihinin 22 Aralık 1459 olduğunu ileri sürmektedir. Başka bir kaynakta Cem Sultan'm, hicretin yedi yüz doksan bir tarihinde padişah olan Sul¬tan Yıldırım Bayezid'in kardeşi olduğunu31 yazmakla , büyük bir hataya düşmektedir.Hemen hemen bütün kaynaklar, Cem Sultan'ın doğum tarihinin 23 Aralık 1459 olduğu görüşünü paylaşmaktadır.Bir makalede ise, Cem Sultan'ın Kara-man'da doğduğu öne sürülmüştür. Bu ko¬nuda da kaynaklarda değişik başka bir gö¬rüşe rastlamadım.
Cem Sultan, Fatihin üç oğlundan en kü¬çüğü idi. Sultan Cem'in annesi Çiçek Ha¬tun ve dayısı Ali Bey' 'dir. Çiçek Hatun, Saray-ı hümayundaki esirelerden biriydi . Sultan II. Mehmet, Mayıs 1453'de Çiçek Ha-tun'u haremine almıştır . Cem Sultan'ın annesinin, bir Sırp prensesi olduğu rivayet edilir . Çiçek Hatun'un Venedikli, Fransız veya Rum olduğunu ileri süren kaynaklar da mevcuttur. Bir eserde, Karamanoelu Ka-sun Bey'in, Cem Sultan'ın dayısı olduğu' belirtilmektedir.
Bu kaynağa göre Çiçek Hatun da, Ka-ramanoğlu Kasım Bey'in kız kardeşidir, Karamanoğullan hanedanındandır.
3) CEM SULTAN'IN ÇOCUKLUĞU VE GENÇLİĞİ
Cem Sultan, edeb öğretmeyi bilen da¬dılarla terbiye olundu ve dört yıl, dört aylık olunca muallime verildi . Sekiz yüz yetmiş üç yılı recep ayının başlarında (15-25.1.1469), Kastamonu sancağına yani Candar tahtına gönderildi. Dokuz yaşında idi . Bir ansiklo¬pedi, bu tarihi Kânun 11.1469 olarak vermek¬tedir. Başka bir kaynak ise, Sultan Cem'in 10 yaşında Kastamonu sancak beyliğine atandı¬ğını yazmaktadır. Sultan Cem, Kastamonu'¬da da ilim ve edeble meşgul olmuştur.
Cem Sultan'ın sünnet düğünü, sekiz yüz yetmiş yedi yılının safer ayının başla¬rında (8-18.VII. 1472) yapıldı44. Cem Sultan, 1473'te Uzun Hasan'a karşı sefere çıkan Fa¬tih Sultan Mehmet'in yokluğunda, çevresi¬nin kışkırtması ile zamansız bir saltanat he¬vesine kapıldıysa da, Ctluk-Beli savaşından başarıyla dönen padişahın duruma egemen olması bu girişimi yarıda bıraktı . Fâtih seferdeyken, ordudan bir süre haber alına¬maması, Osmanlıların hezimete uğradıkları söylentisinin çıkmasına sebep olmuştur. Angiolello'ya göre, Edirne'de bulunan Cem Sultan, etrafındakilerin teşviki üzerine, bazı ümeradan sadakat yemini almağa kalkışmış¬ta. Padişah II. Mehmet, Otluk-Beli (Baş-Kent) savaşından muzaffer olarak dönünce, kışkırtıcılan îdam ettirmiştir. Bu Cem Sultan'ın ilk başarısız iktidar girişimidir. Cem Sul¬tan'ın saltanat hırsının en önemli delili bu olaydır. Henüz on dört yaşındaki bir şeh¬zadenin böyle bir harekete girmesi, Cem Sultan'ın saltanat hırsım açıkça gösterir . Sultan Cem'in ikinci resmi görevi, Otluk-Beli savaşı sırasındaki padişah naipliği ve Edir¬ne muhafızlığıdır .
Sultan Cem'in en büyük kardeşi Sultan Mustafa, Uzun Hasan seferinden geldikten sonra vefat etti 8. Cem Sultan, 879 Şabanının ortasında (25 Aralık 1474) Sultan Mustafa'nın yerine Karaman vilayetine vali oldu Altı yıl¬dan daha fazla Karaman'da kalıp, silahşorluk sanatını iyice öğrendi . Cem Sultan Türk, Rum, italyan öğretmenlerden ders görerek, özenli bir eğitimle yetiştirildi . Cem Sultan Karaman'dayken binmek, inmek, avlanmak, ot atmak, gürz sallamak öğrendi. Hatta Sultan Alâeddin'in Konya ve Lârende'deki gürzleri¬ne, okkalarca halkalar ekledi. Hoca Selman'ın "Cemşid ve Hurşîd" adlı kitabını, babası Sultan II. Mehmet adına tercüme etti . Cem Sultan, Selçuklu'lardan Sultan Alâeddîn'in Konya ve Lârende'de yaptırmış olduğu gözlere (hücre) nice kubbe ve kemerler ekledi . Sul¬tan Cem, ıssız bir harabe halindeki Lârende'de saray, bedestan ve çarşı yaptırmak suretiyle, imar işlerinde bulunmuştur. Zulmü ortadan kaldırıp adalet gösterdiğinden, ahali yurdla-nna dönmüştür. Bunlardan dolayı Cem Sul¬tan, Karaman eyaletinde halkın muhabbet ve teveccühünü kazanmıştır .
Bir makalede ise, Cem Sultan'ın Kon¬ya'ya gelerek üç yıl kadar orada kaldığı, sonra dört yıl Lârende'de kaldığı yazılıdır. Aynı makalede, Cem Sultan'ın sonradan baş¬ka bir sancağa tayin edildiği ve onun yerine Lârende'ye yeğeni Sultan Ahmet'in geldiği, onun da Lârende'de kısa bir müddet kal¬dığı belirtilmektedir. Yazara göre, Sultan Ahmet'in yerine, Cem Sultan'ın diğer ye¬ğeni Şehzade Sultan Mehmet Lârende'ye tayin edilmiş ve o da üç yıl kadar orada kalmıştır. Yine aynı makaleye göre, Lâren¬de'ye en sonunda yine Cem Sultan tayin edilmiştir . Bu kaynakta, Cem Sultan'ın Lârende'ye tayinle geliş tarihi, diğer olayların tarihlerinde de olduğu gibi belirtilmemiştir. Sultan Cem'in Lârende'ye 1474'te geldiği ka¬bul edilirse, yukarıdaki iddialar ancak doğru olabilir. Bu durumda Cem Sultan'ın Lâren¬de'ye ikinci tayin tarihinin, babasının ölü¬münden önceki aylara rastlaması gerekmek¬tedir. Çünkü Cem Sultan'ın Fâtih'in öldüğü tarihte Lârende'de bulunduğu, tarihi kay¬nakların çoğunluğu tarafından kabul edil¬mektedir.
Sultan II. Mehmet Gazi, ani olarak sekiz yüz seksen altı yılı Rebîülevvelinin dördün¬cü Perşembe günü (3.5.1481) vefat etti. Se¬kizinci gün yani Pazartesi günü ulak gelip haber getirdi. Cem Sultan, matem edip ertesi gün Bursa şehrine hareket etti . Bu kaynakta Cem Sultan'ın Fâtih'in ölümü sırasında ne¬rede bulunduğu belirtilmemiştir. Aynca "sekizinci gün"im, 8 Rebîülevvel mi; yoksa Fa¬tih'in öldüğü günün sekiz gün sonrası yani 12 Rebîülevvel mi olduğu açıklanmamıştır. Haberin geliş tarihinin 8 Rebîülevvel 886 pazartesi günü, yani Fâtih'in ölümünün dördüncü günü olması gerekmektedir. Bu esere göre, Cem Sultan, 9 Rebîülevvel Salı günü Bursa üzerine yürümüştür.
kusura bakma bu kadar bulabildim..
09-02-2008, 03:22 PM
büyük yararı olacak teşekkür ederim
kaplıcalar savaşıydı yanlış hatırlamıyorsam elinde ayrıntılı dökümanı olan arkadaşlar yardımcı olabilir mi ??

kaplıcalar savaşıydı yanlış hatırlamıyorsam elinde ayrıntılı dökümanı olan arkadaşlar yardımcı olabilir mi ??
09-02-2008, 04:07 PM
Cem Sultan Olayı Ve Kaplıcalar Savaşı
İkinci Bâyezit tahta çıktığı zaman, Konya'da vali olarak bulunan kardeşi Gıyaseddin Cem Çelebi'nin muhalefeti ile karsılaşır. Zira Cem, "mülk-i mevrûs"da hakki bulunduğunu iddia ediyordu. O, bu iddiasını da bazı delillerle isnat etmeye çalışıyordu. Gerçekten, Cem Sultan'ın, saltanat makamını elde etmek için giriştiği teşebbüs, tetkik edilmesi lazım gelen sebeplere dayanıyordu. Daha Fâtih'in sağlığında devlet erkanı arasında her iki şehzâdenin taraftarları bulunduğu ve basta Karamanî Mehmed Pasa oldugu halde, bunlardan bir kısminin, Bâyezid'den daha meziyetli, daha cesur ve faal bir zat olan Cem'i saltanata layık gördüğü anlaşılmaktadır. Karaman eyaletinde beraber bulundukları zamandan beri, Cem'i takdir eden Gedik Ahmed Paşa'nın, hiç sevmediği Bâyezid'i padişah olarak görmek istememesi gibi, şehzade Mustafa'nın ölümünden sonra, Fatih Sultan Mehmed'in de Cem'i Bâyezid'e tercih ettiğini gösteren delillere tesadüf edilmektedir. Nitekim Kanunnâme-i Âl-i Osman (İstanbul l330, s. 32 )'da şehzâdelere yazılacak hükümlerin elkabi bahsinde yalnız Cem isminin zikredilmesi ve yazılarda ona "...vâris-i mülk-i Süleymanî... oğlum Cem edâmellahu bekahu" diye hitab edilerek örnek gösterilmiş olması, herhalde bir tesadüf eseri olmasa gerekir. Gerçi buna dayanarak Fatih tarafindan Cem'in veliahda ilan edildiğini iddia etmek mümkün değilse de, ibareyi büsbütün manasız saymak da doğru değildir. Böyle bir ibarenin işaret olarak kabul edilmesi herhalde daha doğru bir kanaat olacaktır. Bütün bunlara ilaveten, Cem Sultan'ın bizzat kendisi de babasının erine geçme hakkına sahip olduguna kani idi. Zira kendisine göre o, babasının padişahlığı zamanında doğmuş ve bu yüzden Uzun Hasan seferi esnasında babasına vekâlet etmişti. Bu da tahtın asil vârisinin kendisi oldugunu gösteriyordu. Buna dayanarak o, kendisinin tahta geçmesi icaba ettiğini söylüyordu. Bu amillerin tesirinde kalan Cem, maiyetindeki müşavirlerin, özellikle Karamanoğlu Kasım Bey'in telkinleri ile harekete geçmeye karar verir. Gedik Nasuh Bey'i, maiyetinde Karaman, Varsak ve Turgutlu boylarına mensuba kuvvetler oldugu halde İnegöl üzerinden Bursa'ya gönderir. Gedik Nasuh Bey, 28 Mayıs'ta, İkinci Bâyezit tarafindan Ayaz Pasa komutası altında gönderilen iki bin yeniçeriyi maglub etmeye muvaffak olur. Bu başarıda Bursa halkının da büyük bir payı oldugu belirtilmektedir. Zira halk, yeniçerilerin daha önce yaptıklarını unutmamıştı.
Kaplıca savasından üç gün sonra ordugâha gelip, Haziran'ın basında Bursa'ya giren Cem, saltanat alameti olarak namına hutbe okutmuş ve ismine sikke bastırmıştır. l8 gün kadar da hükümdarlık eden Cem, civardaki şehir ve kasabalara saltanatını kabul ettirip, etrafına kalabalık sayıda insan toplamak suretiyle kendisini Anadolu hâkimi saymış ve bu son durumu ağabeyine kabul ettirmek üzere ona halaları ve Çelebi Sultan Mehmed'in kızı Selçuk Hatun ile devrin ulemasından Mevlânâ Ayaş ve Şükrüllahoğlu Ahmed Çelebi'den meydana gelen bir elçilik heyeti göndermişti. Ancak, Selçuk Hatun'un iki kardeş arasında kan dökülmesine mani olmak üzere giriştiği teşebbüsler, başarısızlıkla sonuçlanır. Zira kendisine Rumeli ile yetinip Anadolu'yu Cem'e bırakması, böylece daha önceki hükümdarların birleştirmeye çalıştıkları Osmanlı Devleti 'nin yeniden ikiye bölünmesi teklif edilen Bâyezit, bunu kabul etmez. Bu durum, Osmanlılardaki "Tek Ülke Tek Sultan" ilkesinin ne kadar kökleştiğini göstermektedir.
Bâyezid'in, teklifini reddetmesi üzerine kuvvetlerini ikiye ayırıp, Gedik Nasuh Bey emrindekileri İznik'e gönderen Cem, kendisi de Bâyezit ile karsılaşmak üzere Yenişehir'e hareket eder. Ancak, Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa'nın faaliyeti, Otranto seferinden dönen Gedik Ahmed Paşa'nın Bâyezit kuvvetlerine iltihakı, nihayet yakin dostu Afşinoğlu Yakub Bey'in ihaneti sonucu Cem, Yenişehir'de yapılan savaşta maglub olur. Şehzade Cem'in mağlubiyetini hazırlayan sebeplerin basında, onun dostu ve lalası bulunan Yakub Bey'in ihanetinin geldiği anlaşılmaktadır. Gerçekten Bâyezit, Bursa üzerine yürürken Cem'in lalası Yakub Bey'e bir mektup yazarak, şehzadenin Karaman'a kaçmasını önlemesini, kendisine iltihak etmesini, bu takdirde Anadolu Beylerbeyliği'ni uhdesine tevcih edeceğini ve boşuna Müslüman kanının dökülmemesini bildirecektir.
Maglub olan şehzade önce Eskişehir'e, sonra da Konya'ya çekilmek zorunda kalır. Kendisini burada da güvende hissetmeyen Cem, annesi Çiçek Hatun ile ailesini alıp Tarsus'a gider. Onun, Konya'dan ayrılısı esnasında halkın göz yasları ile kendisini uğurlamasına bakılacak olursa, Konyalıların Cem Sultan'ı çok sevdiklerini söyleyebiliriz. Öyle anlaşılıyor ki, Cem, vali olarak bulunduğu bu bölgede böyle bir sevgiye layık olacak isler yapmıştı. Gerçekten o, Larende ( Karaman )'de saray, bedesten ve çarsı yaptırmak suretiyle imar faaliyetlerinde bulunmuş ve "zulmü raf' edip adalet" gösterdiğinden halk da yurtlarına dönmüştü. Şehzade Cem, daha sonra Memlûk Sultani Kayıtbay'ın müsaadesini alınca Antakya yolu ile l0 Temmuz'da Halep'e, oradan da Sam (Dimaşk)'a gider. Merasimle karşılandığı bu şehirde yedi haftalık bir istirahatı müteakip l5 Ağustos'ta Gamze yolu ile Mısır'a gidip hükümdarlara mahsus bir törenle Kahire'ye giren Cem, Kostantiniyye Fatihi'nin oğlu olarak halk tarafindan büyük bir tezahüratla karşılanır. Onu karşılamaya hazırlanan Kahire sokakları, baştanbaşa donanmıştı. Memlûk Sultani Kayıtbay dahi kendisini sarayında karşılayıp kucaklar ve "Sen oğlumsun, kederlenme" diyerek onu teselli eder. Divitdâr Sarayı, Cem'in emir ve istirahatına verilir.
Bu istirahat günlerinden istifade eden Cem, Mekke'ye giderek hac farizasını ifa eder. Bilindiği kadarı ile Osmanlı hanedanından fiilen hacca giden tek şehzadenin Cem Sultan oldugu rivayet edilir. Burada "fiilen" ifadesini kullandık, çünkü hanedanın ve sultanların büyük bir ekseriyeti "Hacc-i bedel" yolu ile hacı ifa etmişlerdir.
Bu sırada Cem'i elinden kaçıran Sultan Bâyezit, Konya'ya kadar gelip, oğlu Abdullah'ı Karaman valiliğine tayin eder. Bu arada İtalya'dan (Otranto) dönen ve Yenişehir Ovası'nda kendisine iltihak eden Gedik Ahmet Paşa'yı takibe yollar. Kendisi de Bursa yolu ile İstanbul'a döner. Bursa'dan geçildiği esnada yeniçeriler, Cem'in tarafını tuttuğu için bu şehri yağmalamak isterler. Ancak padişahîn bunlara izin vermemesi üzerine şehir yağmalanmaktan kurtulmuş olur.
Cem Sultan'ın Kahire'de bulunduğu sıralarda, Karamanoğlu Kasım Bey bos durmuyor, Ankara (Engürüs) Beyi Trabzonlu Mehmed Bey ile birlikte şehzadeyi Anadolu'da yeni bir maceraya sürüklemek üzere teşvik ediyorlardı. Hatta rivayete göre Karamanoğlu, Larende (Karaman)'de bulunan Gedik Ahmed Paşa'nın ağzından mektup yazmak suretiyle Cem'i ikna etmeye çalışıyordu. Mısır'da bos durmak (atıl) suretiyle yasamayı nefsine yediremeyen ve böyle bir hayata tahammül edemeyen Cem, Anadolu'daki taraftarlarının yardımı ile saltanatı ele geçirmeye muvaffak olacağı zannına kapılmıştı. Bu sebeple vatanına dönmek için Sultan Kayıtbay'dan müsaade istediği zaman Mısır hükümdarı, devletin ileri gelenlerini toplayarak Cem'in de hazır bulunduğu bir meclis akdeder. Uzun münakasalar esnasında, şehzadenin Anadolu'ya gönderilmesini doğru bulmayan Emir Özbek ile Cem arasında sert tartışmalar olur. Meclis dağıldıktan sonra Sultan Kayıtbay, şehzadeye vatanına dönme müsaadesi verir. Cem, ailesini Mısır'da bırakarak 27 Mart l482 Salı günü Kahire'den hareketle, 6 Mayıs günü Halef'e girer. Bu şehirde, yanında ulemadan ve subaşılarından meydana gelen bir topluluk ile Gedik Ahmed Paşa'dan kaçan Ankara Beyi, Trabzon'du Mehmed Bey, şehzadenin yanına gelir. Bunlar, Anadolu hakkında Cem Sultan'a bilgi verirler. Cem Sultan, Adana'da Karamanoğlu Kasım Bey ile buluşarak, ikisi arasında muvafakat hâsıl olunca, Karaman ülkesinin Kasım Bey'e bırakılacağı ve onun da ömrü oldukça Cem Sultan'a itaat üzre bulunacağı esasına göre bir anlaşma yapılmıştı.
Sultan Bâyezit, Cem'in Anadolu'ya geçmesini, öteden beri şüphelendiği Gedik Ahmed Paşa'ya atf ederek onu yanına çağırmış, kendisi de Bursa taraflarına geçerek hazırlıklara başlamıştı. Yapılan mücadeleler sonucunda birlikleri dağılmış olan Sultan Cem, dağlara sığınmak zorunda kalmıştı. Bu arada Sultan Bâyezit ile Cem arasında barısı sağlamak ve Cem'i bu davadan vazgeçirmek için haberciler gönderilmişse de bir netice alınamamıştı. Bâyezit, Cem'e ailesi ile birlikte Kudüs'te oturmasını ve senelik varidatını (l milyon akça) almakta devam etmesini buna karşılık taht ve taç dan dan feragatini yeminle teyit ve ilan etmesini teklif etmişti. Feridun Bey'in Münşeatı'nda bu konuda söyle denilmektedir: " Sen ki, akrabaların en yakinisin. Seni başka kapılara muhtaç edip onlardan yârdim istemen padişahlık mürüvvetine yakışmaz. Şayet huzur ve tahttan feragati seçersen, sana nakden l0 kerre yüz bin ( l milyon) akça salyâne tayin ettim. Ber vech-i takaud mutasarrıf olup iki nimetin şükrünü eda edesin". Bu teklife karşılık "Kadimî resmdir, şehzâdeler davay-i taht eyler"diyen Cem Sultan, Bâyezid'in bu arzusunu reddeder. Çünkü onlar için kader, ya saltanata geçmek veya ölmekti. Cem Sultan bu anlayışını ağabeyine su şiirle bildirmişti:
"Sen, bister-i gülde yatasun sevk ile handân
Ben, kül döşenem külhan-i mihnette sebep ne?" diyen Cem, "mülk-i mevrustan hisse talebinde musirr" olarak Anadolu'da kendisine istiklâl ve bağımsızlık üzere hâkim olacağı bir yer ayrılmasını istemek suretiyle, eski iddialarına nazaran daha mütevazı bir saltanata rıza gösteriyordu. Küçükte olsa bir saltanat hissesi koparamayan ve bütün muvaffakiyetsizliklerine rağmen, hala bir köseye çekilmeyi nefsine yediremeyen Cem, güneye çekilmek istediyse de Karamanoğlu Kasım Bey, Yıldırım Bâyezid'in oğlunu örnek göstererek Rumeli'ye geçerse orada muvaffak olabileceğini söyler. Cem, Rodos şövalyelerinin kendisine yardim edebileceklerini düşünerek, önce reisleri Pierre d'Aubusson (Grand Maître)'a bir elçi gönderir. Bundan bir cevap alamayınca Frenk Süleyman ile Doğan'ı gönderdikten sonra kendisi de Kasım Bey'in delâleti ile sahile Korycos (Kerküs) limanına iner. Bir müddet sonra Cem, 30 kadar adamı ile Kerküs limanından bir gemiye binerek (l5 Temmuz l482), Anamur'a gider. Bu sırada şövalyeler de, onun Rodos'a serbestçe girip çıkmak üzere, istediği ruhsatnameyi hazırlamış ve Don Alvaro de Zuniga komutasında üç gemiden meydana gelen bir filoyu, Anadolu sahiline göndermişlerdi. Cem, Süleyman Bey'in Rodos'a iltica etmemesi tavsiyesine karşılık, Frenklerin "ahidlerinde müstakim" (sözlerinde doğru, ahidlerine bağlı) olduklarını söyleyerek l8 Temmuz'da bir Rodos gemisine biner. Fâtih'in oğlunun Rodos'a gelişi esnasında çok parlak bir tören yapılır. Geçeceği yollar çiçekler ve bayraklarla donatılır. Gemiden ati ile inmesi için tertibat alınır. O, sokaklara dökülen halkın arasından, d'Aubusson ile yan yana at üzerinde geçerek şatoya girer. Cem Sultan, gördüğü bütün bu hürmet ve saygıya rağmen, artik St. Jean şövalyelerinin menfaatine alet olarak kullanılacak kıymetli bir esirdi. D'Aubusson, verdiği ruhsatnâmeye önem vermiyor ve Cem'i ele geçirdiğini Papa Sixte IV ile Avrupa hükümdarlarına bildiriyordu. Papa, açıktan açığa memnuniyetini ilan ederken, Macar Kralı Corvin Matyas, d'Aubbusson'a her türlü yardim vaadinde bulunarak bütün Hıristiyan devletlerinin Osmanlılar aleyhine bir sefer açmasını istiyordu. Zaten Şövalyelerin reisi de papaya yazdığı mektupta, Cem'den istifade edilerek Hıristiyan devletlerinin tamamının birlikte İslâmiyet aleyhine harekete geçirilebileceğini ve Türklerin Avrupa'dan atılma zamaninin geldiğini belirtiyordu. Cem Sultan, d'Aubusson ile konuşmasında, Osmanlı saltanatının varisi sıfatı ile yardim istemiş ve onlardan alınan adalar ile diğer toprakları iade edeceği vâdinde bulunmuştu.
Cem'in nerede ve hangi memlekette muhafaza edileceği hususunda tereddüde düsen şövalyeler, kendi aralarında uzun müzakerelerden sonra nihayet onu, Fransa'ya nakl etmeye karar verirler. Bu gelişmeler karsisinda şehzâde, uğradığı felaketin vahametini anlamış bir kimse olarak, Bâyezid'e yazdığı mektupta kendisinin küffâr elinde esir oldugunu, bunun da ( ) diyen bir Müslüman için çok büyük bir haksizlik oldugunu, binaenaleyh kendisini "küffar elinde" bırakmamasını rica etmişti.
Gerçi Cem, Fransa Kralı XI. Louis ve kendisine taraftar oldugu bilinen Macar Kralı Matyas Corvin'in yardımlarını temin etmek suretiyle Rumeli'ye geçeceğini ümid ediyordu. Maiyetinde 50 kişi oldugu halde Fransa'ya doğru yola çıkarılan Cem Sultan, önce Istan köy'e, oradan da Siracuza (Sicilya)'ya ve sonunda Mesina'ya uğrayarak yoluna devam eder. O, l6 Ekimde Fransa'nın güney sahilindeki Villefrache'a varır. Ancak bu şehirde veba hastalığının bulunmasından dolayı Savoie Dukalığına ait Nice'e götürülerek burada uzun müddet alıkonur.
Bâyezit, Cem'in, Rodos'a gitmesinden son derece endişelendiğinden, Gedik Ahmed Paşa'yı şövalyelerle anlaşmak üzere oraya gönderir. Pierre d'Aubbusson, Gedik Ahmed Paşa'nın talebi ve Papa'nın müsaadesiyle Bâyezid'e iki elçi göndererek onunla bir anlaşma yapmıştı. Anlaşma gereğince Bâyezit, şövalyelere Cem'i muhafaza etmeleri şartıyla her sene Ağustos basında 45.000 duka vermeyi kabul ediyordu. Bununla beraber Bâyezit, Venedik'e de müracaat etmiş, Cem şövalyelerden alınarak muhafaza edildiği takdirde onlara Mora'yı vereceğini vaade etmişti. Fakat tecrübeli ve ihtiyatkar Venedik siyaseti, olayların gelişmesini beklemeyi menfaatine daha uygun bulmuştu.
Sultan Bâyezit, memleket dâhilinde de Cem taraftarlığını ortadan kaldırmaya aza etmişti. Kardeşine olan sevgi ve bağlılığını bildiği Gedik Ahmet Paşa'yı siyaset (öldürme) ettikten sonra, İskender Paşa'ya gönderdiği mahrem emirde, Cem'in oğlu olan Oğuz Han'ı öldürmesini emretmişti.
İkinci Bâyezit tahta çıktığı zaman, Konya'da vali olarak bulunan kardeşi Gıyaseddin Cem Çelebi'nin muhalefeti ile karsılaşır. Zira Cem, "mülk-i mevrûs"da hakki bulunduğunu iddia ediyordu. O, bu iddiasını da bazı delillerle isnat etmeye çalışıyordu. Gerçekten, Cem Sultan'ın, saltanat makamını elde etmek için giriştiği teşebbüs, tetkik edilmesi lazım gelen sebeplere dayanıyordu. Daha Fâtih'in sağlığında devlet erkanı arasında her iki şehzâdenin taraftarları bulunduğu ve basta Karamanî Mehmed Pasa oldugu halde, bunlardan bir kısminin, Bâyezid'den daha meziyetli, daha cesur ve faal bir zat olan Cem'i saltanata layık gördüğü anlaşılmaktadır. Karaman eyaletinde beraber bulundukları zamandan beri, Cem'i takdir eden Gedik Ahmed Paşa'nın, hiç sevmediği Bâyezid'i padişah olarak görmek istememesi gibi, şehzade Mustafa'nın ölümünden sonra, Fatih Sultan Mehmed'in de Cem'i Bâyezid'e tercih ettiğini gösteren delillere tesadüf edilmektedir. Nitekim Kanunnâme-i Âl-i Osman (İstanbul l330, s. 32 )'da şehzâdelere yazılacak hükümlerin elkabi bahsinde yalnız Cem isminin zikredilmesi ve yazılarda ona "...vâris-i mülk-i Süleymanî... oğlum Cem edâmellahu bekahu" diye hitab edilerek örnek gösterilmiş olması, herhalde bir tesadüf eseri olmasa gerekir. Gerçi buna dayanarak Fatih tarafindan Cem'in veliahda ilan edildiğini iddia etmek mümkün değilse de, ibareyi büsbütün manasız saymak da doğru değildir. Böyle bir ibarenin işaret olarak kabul edilmesi herhalde daha doğru bir kanaat olacaktır. Bütün bunlara ilaveten, Cem Sultan'ın bizzat kendisi de babasının erine geçme hakkına sahip olduguna kani idi. Zira kendisine göre o, babasının padişahlığı zamanında doğmuş ve bu yüzden Uzun Hasan seferi esnasında babasına vekâlet etmişti. Bu da tahtın asil vârisinin kendisi oldugunu gösteriyordu. Buna dayanarak o, kendisinin tahta geçmesi icaba ettiğini söylüyordu. Bu amillerin tesirinde kalan Cem, maiyetindeki müşavirlerin, özellikle Karamanoğlu Kasım Bey'in telkinleri ile harekete geçmeye karar verir. Gedik Nasuh Bey'i, maiyetinde Karaman, Varsak ve Turgutlu boylarına mensuba kuvvetler oldugu halde İnegöl üzerinden Bursa'ya gönderir. Gedik Nasuh Bey, 28 Mayıs'ta, İkinci Bâyezit tarafindan Ayaz Pasa komutası altında gönderilen iki bin yeniçeriyi maglub etmeye muvaffak olur. Bu başarıda Bursa halkının da büyük bir payı oldugu belirtilmektedir. Zira halk, yeniçerilerin daha önce yaptıklarını unutmamıştı.
Kaplıca savasından üç gün sonra ordugâha gelip, Haziran'ın basında Bursa'ya giren Cem, saltanat alameti olarak namına hutbe okutmuş ve ismine sikke bastırmıştır. l8 gün kadar da hükümdarlık eden Cem, civardaki şehir ve kasabalara saltanatını kabul ettirip, etrafına kalabalık sayıda insan toplamak suretiyle kendisini Anadolu hâkimi saymış ve bu son durumu ağabeyine kabul ettirmek üzere ona halaları ve Çelebi Sultan Mehmed'in kızı Selçuk Hatun ile devrin ulemasından Mevlânâ Ayaş ve Şükrüllahoğlu Ahmed Çelebi'den meydana gelen bir elçilik heyeti göndermişti. Ancak, Selçuk Hatun'un iki kardeş arasında kan dökülmesine mani olmak üzere giriştiği teşebbüsler, başarısızlıkla sonuçlanır. Zira kendisine Rumeli ile yetinip Anadolu'yu Cem'e bırakması, böylece daha önceki hükümdarların birleştirmeye çalıştıkları Osmanlı Devleti 'nin yeniden ikiye bölünmesi teklif edilen Bâyezit, bunu kabul etmez. Bu durum, Osmanlılardaki "Tek Ülke Tek Sultan" ilkesinin ne kadar kökleştiğini göstermektedir.
Bâyezid'in, teklifini reddetmesi üzerine kuvvetlerini ikiye ayırıp, Gedik Nasuh Bey emrindekileri İznik'e gönderen Cem, kendisi de Bâyezit ile karsılaşmak üzere Yenişehir'e hareket eder. Ancak, Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa'nın faaliyeti, Otranto seferinden dönen Gedik Ahmed Paşa'nın Bâyezit kuvvetlerine iltihakı, nihayet yakin dostu Afşinoğlu Yakub Bey'in ihaneti sonucu Cem, Yenişehir'de yapılan savaşta maglub olur. Şehzade Cem'in mağlubiyetini hazırlayan sebeplerin basında, onun dostu ve lalası bulunan Yakub Bey'in ihanetinin geldiği anlaşılmaktadır. Gerçekten Bâyezit, Bursa üzerine yürürken Cem'in lalası Yakub Bey'e bir mektup yazarak, şehzadenin Karaman'a kaçmasını önlemesini, kendisine iltihak etmesini, bu takdirde Anadolu Beylerbeyliği'ni uhdesine tevcih edeceğini ve boşuna Müslüman kanının dökülmemesini bildirecektir.
Maglub olan şehzade önce Eskişehir'e, sonra da Konya'ya çekilmek zorunda kalır. Kendisini burada da güvende hissetmeyen Cem, annesi Çiçek Hatun ile ailesini alıp Tarsus'a gider. Onun, Konya'dan ayrılısı esnasında halkın göz yasları ile kendisini uğurlamasına bakılacak olursa, Konyalıların Cem Sultan'ı çok sevdiklerini söyleyebiliriz. Öyle anlaşılıyor ki, Cem, vali olarak bulunduğu bu bölgede böyle bir sevgiye layık olacak isler yapmıştı. Gerçekten o, Larende ( Karaman )'de saray, bedesten ve çarsı yaptırmak suretiyle imar faaliyetlerinde bulunmuş ve "zulmü raf' edip adalet" gösterdiğinden halk da yurtlarına dönmüştü. Şehzade Cem, daha sonra Memlûk Sultani Kayıtbay'ın müsaadesini alınca Antakya yolu ile l0 Temmuz'da Halep'e, oradan da Sam (Dimaşk)'a gider. Merasimle karşılandığı bu şehirde yedi haftalık bir istirahatı müteakip l5 Ağustos'ta Gamze yolu ile Mısır'a gidip hükümdarlara mahsus bir törenle Kahire'ye giren Cem, Kostantiniyye Fatihi'nin oğlu olarak halk tarafindan büyük bir tezahüratla karşılanır. Onu karşılamaya hazırlanan Kahire sokakları, baştanbaşa donanmıştı. Memlûk Sultani Kayıtbay dahi kendisini sarayında karşılayıp kucaklar ve "Sen oğlumsun, kederlenme" diyerek onu teselli eder. Divitdâr Sarayı, Cem'in emir ve istirahatına verilir.
Bu istirahat günlerinden istifade eden Cem, Mekke'ye giderek hac farizasını ifa eder. Bilindiği kadarı ile Osmanlı hanedanından fiilen hacca giden tek şehzadenin Cem Sultan oldugu rivayet edilir. Burada "fiilen" ifadesini kullandık, çünkü hanedanın ve sultanların büyük bir ekseriyeti "Hacc-i bedel" yolu ile hacı ifa etmişlerdir.
Bu sırada Cem'i elinden kaçıran Sultan Bâyezit, Konya'ya kadar gelip, oğlu Abdullah'ı Karaman valiliğine tayin eder. Bu arada İtalya'dan (Otranto) dönen ve Yenişehir Ovası'nda kendisine iltihak eden Gedik Ahmet Paşa'yı takibe yollar. Kendisi de Bursa yolu ile İstanbul'a döner. Bursa'dan geçildiği esnada yeniçeriler, Cem'in tarafını tuttuğu için bu şehri yağmalamak isterler. Ancak padişahîn bunlara izin vermemesi üzerine şehir yağmalanmaktan kurtulmuş olur.
Cem Sultan'ın Kahire'de bulunduğu sıralarda, Karamanoğlu Kasım Bey bos durmuyor, Ankara (Engürüs) Beyi Trabzonlu Mehmed Bey ile birlikte şehzadeyi Anadolu'da yeni bir maceraya sürüklemek üzere teşvik ediyorlardı. Hatta rivayete göre Karamanoğlu, Larende (Karaman)'de bulunan Gedik Ahmed Paşa'nın ağzından mektup yazmak suretiyle Cem'i ikna etmeye çalışıyordu. Mısır'da bos durmak (atıl) suretiyle yasamayı nefsine yediremeyen ve böyle bir hayata tahammül edemeyen Cem, Anadolu'daki taraftarlarının yardımı ile saltanatı ele geçirmeye muvaffak olacağı zannına kapılmıştı. Bu sebeple vatanına dönmek için Sultan Kayıtbay'dan müsaade istediği zaman Mısır hükümdarı, devletin ileri gelenlerini toplayarak Cem'in de hazır bulunduğu bir meclis akdeder. Uzun münakasalar esnasında, şehzadenin Anadolu'ya gönderilmesini doğru bulmayan Emir Özbek ile Cem arasında sert tartışmalar olur. Meclis dağıldıktan sonra Sultan Kayıtbay, şehzadeye vatanına dönme müsaadesi verir. Cem, ailesini Mısır'da bırakarak 27 Mart l482 Salı günü Kahire'den hareketle, 6 Mayıs günü Halef'e girer. Bu şehirde, yanında ulemadan ve subaşılarından meydana gelen bir topluluk ile Gedik Ahmed Paşa'dan kaçan Ankara Beyi, Trabzon'du Mehmed Bey, şehzadenin yanına gelir. Bunlar, Anadolu hakkında Cem Sultan'a bilgi verirler. Cem Sultan, Adana'da Karamanoğlu Kasım Bey ile buluşarak, ikisi arasında muvafakat hâsıl olunca, Karaman ülkesinin Kasım Bey'e bırakılacağı ve onun da ömrü oldukça Cem Sultan'a itaat üzre bulunacağı esasına göre bir anlaşma yapılmıştı.
Sultan Bâyezit, Cem'in Anadolu'ya geçmesini, öteden beri şüphelendiği Gedik Ahmed Paşa'ya atf ederek onu yanına çağırmış, kendisi de Bursa taraflarına geçerek hazırlıklara başlamıştı. Yapılan mücadeleler sonucunda birlikleri dağılmış olan Sultan Cem, dağlara sığınmak zorunda kalmıştı. Bu arada Sultan Bâyezit ile Cem arasında barısı sağlamak ve Cem'i bu davadan vazgeçirmek için haberciler gönderilmişse de bir netice alınamamıştı. Bâyezit, Cem'e ailesi ile birlikte Kudüs'te oturmasını ve senelik varidatını (l milyon akça) almakta devam etmesini buna karşılık taht ve taç dan dan feragatini yeminle teyit ve ilan etmesini teklif etmişti. Feridun Bey'in Münşeatı'nda bu konuda söyle denilmektedir: " Sen ki, akrabaların en yakinisin. Seni başka kapılara muhtaç edip onlardan yârdim istemen padişahlık mürüvvetine yakışmaz. Şayet huzur ve tahttan feragati seçersen, sana nakden l0 kerre yüz bin ( l milyon) akça salyâne tayin ettim. Ber vech-i takaud mutasarrıf olup iki nimetin şükrünü eda edesin". Bu teklife karşılık "Kadimî resmdir, şehzâdeler davay-i taht eyler"diyen Cem Sultan, Bâyezid'in bu arzusunu reddeder. Çünkü onlar için kader, ya saltanata geçmek veya ölmekti. Cem Sultan bu anlayışını ağabeyine su şiirle bildirmişti:
"Sen, bister-i gülde yatasun sevk ile handân
Ben, kül döşenem külhan-i mihnette sebep ne?" diyen Cem, "mülk-i mevrustan hisse talebinde musirr" olarak Anadolu'da kendisine istiklâl ve bağımsızlık üzere hâkim olacağı bir yer ayrılmasını istemek suretiyle, eski iddialarına nazaran daha mütevazı bir saltanata rıza gösteriyordu. Küçükte olsa bir saltanat hissesi koparamayan ve bütün muvaffakiyetsizliklerine rağmen, hala bir köseye çekilmeyi nefsine yediremeyen Cem, güneye çekilmek istediyse de Karamanoğlu Kasım Bey, Yıldırım Bâyezid'in oğlunu örnek göstererek Rumeli'ye geçerse orada muvaffak olabileceğini söyler. Cem, Rodos şövalyelerinin kendisine yardim edebileceklerini düşünerek, önce reisleri Pierre d'Aubusson (Grand Maître)'a bir elçi gönderir. Bundan bir cevap alamayınca Frenk Süleyman ile Doğan'ı gönderdikten sonra kendisi de Kasım Bey'in delâleti ile sahile Korycos (Kerküs) limanına iner. Bir müddet sonra Cem, 30 kadar adamı ile Kerküs limanından bir gemiye binerek (l5 Temmuz l482), Anamur'a gider. Bu sırada şövalyeler de, onun Rodos'a serbestçe girip çıkmak üzere, istediği ruhsatnameyi hazırlamış ve Don Alvaro de Zuniga komutasında üç gemiden meydana gelen bir filoyu, Anadolu sahiline göndermişlerdi. Cem, Süleyman Bey'in Rodos'a iltica etmemesi tavsiyesine karşılık, Frenklerin "ahidlerinde müstakim" (sözlerinde doğru, ahidlerine bağlı) olduklarını söyleyerek l8 Temmuz'da bir Rodos gemisine biner. Fâtih'in oğlunun Rodos'a gelişi esnasında çok parlak bir tören yapılır. Geçeceği yollar çiçekler ve bayraklarla donatılır. Gemiden ati ile inmesi için tertibat alınır. O, sokaklara dökülen halkın arasından, d'Aubusson ile yan yana at üzerinde geçerek şatoya girer. Cem Sultan, gördüğü bütün bu hürmet ve saygıya rağmen, artik St. Jean şövalyelerinin menfaatine alet olarak kullanılacak kıymetli bir esirdi. D'Aubusson, verdiği ruhsatnâmeye önem vermiyor ve Cem'i ele geçirdiğini Papa Sixte IV ile Avrupa hükümdarlarına bildiriyordu. Papa, açıktan açığa memnuniyetini ilan ederken, Macar Kralı Corvin Matyas, d'Aubbusson'a her türlü yardim vaadinde bulunarak bütün Hıristiyan devletlerinin Osmanlılar aleyhine bir sefer açmasını istiyordu. Zaten Şövalyelerin reisi de papaya yazdığı mektupta, Cem'den istifade edilerek Hıristiyan devletlerinin tamamının birlikte İslâmiyet aleyhine harekete geçirilebileceğini ve Türklerin Avrupa'dan atılma zamaninin geldiğini belirtiyordu. Cem Sultan, d'Aubusson ile konuşmasında, Osmanlı saltanatının varisi sıfatı ile yardim istemiş ve onlardan alınan adalar ile diğer toprakları iade edeceği vâdinde bulunmuştu.
Cem'in nerede ve hangi memlekette muhafaza edileceği hususunda tereddüde düsen şövalyeler, kendi aralarında uzun müzakerelerden sonra nihayet onu, Fransa'ya nakl etmeye karar verirler. Bu gelişmeler karsisinda şehzâde, uğradığı felaketin vahametini anlamış bir kimse olarak, Bâyezid'e yazdığı mektupta kendisinin küffâr elinde esir oldugunu, bunun da ( ) diyen bir Müslüman için çok büyük bir haksizlik oldugunu, binaenaleyh kendisini "küffar elinde" bırakmamasını rica etmişti.
Gerçi Cem, Fransa Kralı XI. Louis ve kendisine taraftar oldugu bilinen Macar Kralı Matyas Corvin'in yardımlarını temin etmek suretiyle Rumeli'ye geçeceğini ümid ediyordu. Maiyetinde 50 kişi oldugu halde Fransa'ya doğru yola çıkarılan Cem Sultan, önce Istan köy'e, oradan da Siracuza (Sicilya)'ya ve sonunda Mesina'ya uğrayarak yoluna devam eder. O, l6 Ekimde Fransa'nın güney sahilindeki Villefrache'a varır. Ancak bu şehirde veba hastalığının bulunmasından dolayı Savoie Dukalığına ait Nice'e götürülerek burada uzun müddet alıkonur.
Bâyezit, Cem'in, Rodos'a gitmesinden son derece endişelendiğinden, Gedik Ahmed Paşa'yı şövalyelerle anlaşmak üzere oraya gönderir. Pierre d'Aubbusson, Gedik Ahmed Paşa'nın talebi ve Papa'nın müsaadesiyle Bâyezid'e iki elçi göndererek onunla bir anlaşma yapmıştı. Anlaşma gereğince Bâyezit, şövalyelere Cem'i muhafaza etmeleri şartıyla her sene Ağustos basında 45.000 duka vermeyi kabul ediyordu. Bununla beraber Bâyezit, Venedik'e de müracaat etmiş, Cem şövalyelerden alınarak muhafaza edildiği takdirde onlara Mora'yı vereceğini vaade etmişti. Fakat tecrübeli ve ihtiyatkar Venedik siyaseti, olayların gelişmesini beklemeyi menfaatine daha uygun bulmuştu.
Sultan Bâyezit, memleket dâhilinde de Cem taraftarlığını ortadan kaldırmaya aza etmişti. Kardeşine olan sevgi ve bağlılığını bildiği Gedik Ahmet Paşa'yı siyaset (öldürme) ettikten sonra, İskender Paşa'ya gönderdiği mahrem emirde, Cem'in oğlu olan Oğuz Han'ı öldürmesini emretmişti.
09-02-2008, 04:09 PM
DEVAMI
Osmanlı Devleti 'ne karsı bir tehdide vâsıtası olarak kullanılan Cem Sultan, hemen hemen bütün Avrupa devletlerinin ele geçirmek istedikleri bir rehine idi. Papa Innocent VIII, Napoli Kralı Ferrand, Macar Kralı Corvin Matyas onu d'Aubusson'dan isterlerken, şövalyelerin reisi Bâyezid'sen aldığı paradan başka, Cem'in ağzından sahte mektuplar yazdırarak, annesinden de para çekmenin yolunu bulmuş ve Rodos'un emniyeti bakımından şehzâdeyi elde tutmayı faydalı ve vazgeçilmez bir fırsat olarak görmüştü. Şayet Bâyezit, Rodos'a karsı teşebbüse geçecek olursa, basta Papa olmak üzere diğer Hıristiyan devletlere müracaat edecek, Cem'i bahane ederek onlari, Osmanlıların aleyhine teşvik edip hücum etmelerini teklif edecekti. Bu arada Bâyezit, Cem'in, Mısır'daki annesi ve zevcesi ile mektuplaşmasından şüphelenerek, Kayitbay'dan, Cem'in ailesini ister. Fakat red cevabini alır. Bunun üzerine, esasen çeşitli sebeplerden dolayı ihtilaf halinde bulunduğu Mısır Devleti'ne savaş açar.
Bu arada Venedik, bir taraftan Papa'ya Cem'i şövalyelerden almasını tavsiye ederken, bir taraftan da, Avrupa'da meydana gelen hadiseleri günü gününe Bâyezid'e bildiriyordu. Bir müddet sonra bizzat VIII. Charles de bu meseleye karıştığından, Paris büyük bir siyasî faaliyete sahne olur. Bu diplomatik pazarlıklar esnasında, Macar elçisinin Cem'i elde etmek üzere teşebbüse geçtiği bir sırada, Venedik elçisi bu teşebbüsü sonuçsuz bırakmak maksadıyla Floransa'yı da ise karıştırır. Cem'e gelince o, muhafızlarını aldatmak için her çareye bas vuruyordu. Nitekim Sofu Hüseyin Bey'e Frenk kıyafeti giydirmek (kâfir kispetine koyup) suretiyle onu Anne de Beaujeu'nun aleyhtarı olmasından dolayı şatosu muhaliflerin toplanma yerine dönen Duc de Bourbon'un nezdinde gönderdiği gibi, Bourg - Neuf şatosunda kalan Celal Bey'in dönüsünde de onunla birlikte firar hazırlığına baslar. Ancak şövalyeler bunu sezerek, Cem'i adi geçen şatoda yeniden inşa etmiş oldukları Tour de Zizim (Cem Kulesi) denilen, yedi katli bir kuleye nakl ederler. Bu arada, bizzat Cem'in adamlarından Ayaş, Celal, Sinan ve Sofu Sadi Bey'lerin, sabah gezintisi esnasında muhafızlarını öldürüp, onu kaçırmak teşebbüsleri de başarısızlıkla sonuçlanır. Bunun üzerine Cem, sıkı bir sekilde göz hapsine alınır.
Bütün bu gelişmelerden sonra Papa'nın, Cem'i Macarlara bırakmasından endişe eden VIII. Charles, verilen talimat üzerine, Cem'in İtalya'ya gitmesine razı olur. Şövalyeler de bunu kabul ettiklerinden bu hususta 5 Ekim l488'de bir anlaşma yapılır. Bu anlaşma gereğince l1 Ekim l488'de Bourg - Neuf'ten hareket edip Toulon'a varan Cem, Bâyezid'in, Fransa Kralı nezdinde gönderdiği elçinin vaatleri üzerine durdurulmak istenir. Zira tam salahiyetle Fransa'ya gelen Osmanlı elçisi, Cem Fransa'da kaldığı takdirde, Kameme Kilisesinin Hıristiyanlara bırakılacağını, ayrıca mukaddes eşyaların krala gönderileceğini bildirmişti. Kralın durdurma emrine rağmen, acele ile Toulon'san gemiye bindirilen Cem, adeta Fransa'dan kaçırılır. Bu suretle l3 Mart'ta sahili takib ederek önce Ostinya'ya, Tiber nehri yolu ile de Roma'ya ulasan Cem, Vatikan'da kendisine tahsis edilen yere gelir. l4 Mart'ta VIII. Innocent tarafindan resmen kabul edilir. Papa ile görüşmelerinde Avrupa'ya hangi maksatla geldiğini anlatarak artik Mısır'a gidip ailesine kavuşmaktan başka bir düşünce ve arzusunun kalmadığını açıklar. Bu konuda onun yardım ve aracılığını ister. Ancak, Cem'in teessürüne iştirak edip onunla birlikte göz yası döken Papa, gerçekte onu alet ederek, Osmanlı üzerine bir Haçlı seferi açmak emelinde oldugundan, kendisine Macaristan'a gitme tavsiyesinde bulunur. Onun bu teklifine karsı Cem, böyle bir hareketin bütün İslâm âleminde büyük bir nefretle karsılaşacağını belirterek cevap vermiş olur.
Görüldüğü gibi, şehzadenin bir bakıma esaret hayati diyebileceğimiz Batı'daki serüveni, gerçek bir felâketzedenin hayatidir. Vatandan uzak kalmış ve onun hasretiyle yanıp tutuşan Cem, çektiği elemleri şiirlerinde dile getirir. bulunduğu çevrede, şahsiyeti ile ilgili olarak büyük menfaat temini ve siyasî spekülasyonlar icra ediliyordu. Böyle kıymetli bir esire sahip olmakla politik kozlar elde edileceğine inanılıyordu. Şehzadeye sahip olmak için hükümdarlar birbirleri ile yarışıyor ve bunun için çeşitli teşebbüslerde bulunuyorlardı. Bahtsız şehzâde, Rodos şövalyelerinin dolandırıcılık aleti haline gelmiş bulunuyordu. Nihayet, yedi sene kadar devam edecek bir esâret döneminden sonra Papalık makamının sıkıştırması sonucunda, şövalyeler tarafindan Katolik dünyasının reisine satılır. Daha önce de görüldüğü gibi bu müddet zarfında kuleden kuleye ve kaleden kaleye nakl edilerek, şehir şehir dolaştırıldı. Buralarda "devlet bana yar olmadı ah" mısraları ile elem ve ızdırabını dile getirdiği gibi, hac farizasını ifa edip dinî vecibelerini yerine getirdiği için de
"Olsan sehinsah-i Rum, olmazdı hac nasibin
Bin şükür oldu rûzi bu devlet-i muazzam"
Mısralarıyla da kendini teselli ediyordu. Cenab u Allah'a ve Resûlüne olan iman ve muhabbeti o kadar büyük idi ki:
"Ka'betullah'a varup bir kez tavaf eylediğin
Bin Karaman, bin Acem, bin memleket-i Osman'dur"
Mısraları ile de bunu dile getiriyordu. Böylece o, İslâm'a olan bağlılığı ile kendisini teselli ediyordu.
İslâm'a olan bağlılığı ile tanınan Sultan Cem, Papaya satılıp İtalya'ya getirildikten sonra Vatikan'a yerleştirilir. Teşrifat memurunun bütün ısrarlarına rağmen Papanın huzurunda diz çöküp ondan bağışlama dilememişti. Hatta o: "Onlar, Papa'dan mağfiret umarlarmış, ben mağfireti Allah u Teâla'den umarım. Bu hususta Papa'ya ihtiyacım yok. Ölümüme razı olurum, dinime zarar olacak is islememem" diyerek basındaki Osmanlı sarigini da çıkarmadan Papa ile konuşur. İçinde bulunduğu durumu, vakarlı bir sekilde Papa'ya anlatarak Mısır'da bulunan ailesinin yanına gitmek istediğini ve bu konuda kendisine yardımcı olmasını istemişti. Papa ise, tahtı ele geçirebilmesi için, Rumeli sınırında bulunması gerektiğini, Macar Kralı'nın kendisini orada bekledigini ve Hıristiyan fakirlere sadaka vermesinden dolayı da Hıristiyanlığa olan sevgisini anladığını, şayet Hıristiyan olursa, büyük bir Haçlı ordusu toplayarak emrine verebileceğini söylemişti. Cem Sultan böyle bir teklif karsisinda hüngür hüngür ağlayarak " öyle günlere kaldık ki bizi dine davet ediyorsunuz. Ben sizden Mısır yolunu istedim, siz bana bâtıl yol mu gösterirsiz. İtikadımca Muhammed dini hak iken siz hiç dininizden dönüp Muhammed dinine girebilirmişiz? Herkese kendi dininden başkası bâtıldır." diye bu teklifi şiddetle reddederek" Ben dinimi, kardinallik ve papalık değil, Osmanlı Sultanlığı değil, bütün bir dünya padişahlığına değişmem. Böyle sözler bize ezadır" cevabini vermişti. Bundan sonra o, sözlerine söyle devam eder: " Eğer bu sû-i zan, bizim Nasara (Hıristiyan) fukarasına merhametimizden vaki olduysa, bizim dinimizde sadakat-i fukara vardır. Gerek Müslüman, gerek kâfir olsun" der. Bütün bu sözler, talihsiz Cem Sultan'ın İslâm'a ne kadar bağlı oldugunu göstermektedir.
Cem, üç sene kadar Papa'nın yanında kaldı. Bu arada Fransa Kralı VIII. Charles, l494 senesi Eylül ayında büyük bir ordu ile İtalya'ya yürüyüp Napoli Krallığı'nı elde etme ve yanına Cem Sultan'ı aldıktan sonra Kudüs'e doğru bir Haçlı seferi yapma arzusunda idi. Cem'in, kralın eline geçeğini anlayan Papa, tesiri zamanla görülecek sekilde onu zehirledikten sonra Napoli'ye gönderir. Şehzâde, kendisinin bütün varlığı ile inandığı İslâmiyet aleyhinde kullanıldığı ihtimali ile titreyerek böyle bir durumda İslâm ve Müslümanlara zarar vermemek için Allah'ın, onu "Dergah-i izzetine alması için" dua ediyordu. Etrafındaki adamlarına da son vasiyetini yaparak "Benim mevtim haberini intişar ediniz (yayınız) ki, kâfirlerin Müslümanlar üzerindeki oyunları dursun. Bundan sonra karındaşım Hüdâvendigâr Sultan Bâyezit Hazretlerine veresiz. Diyeniz ki beni reddetmesin. Ne vechle olursa olsun benim tabutumu kâfir memleketinde komasın. İslâm memleketine çıkarsın ve cemi-i borçlarımı eda eylesin. Ve benim anamı ve kızımı vesaik taallukatımı ve üstümde hizmette sabıkası olan (bana hizmeti geçen) hüddamımı unutmayıp hallü haline göre riayet eylesin" dedi. Nihayet l3 senelik acı ve elemlerle dolu bir esâret hayatından sonra 36 yasında iken 25 Şubat l495 (25 Cemaziyülevvel 900) Çarşamba günü sabaha karsı vefat eder.
Sultan Bâyezit, Cem'in vefatını duyunca bütün memlekette üç gün yas ilan ettirdiği gibi onun irâdesiyle de bütün câmilerde gıyabî cenaze namazı kıldırılmıştı. Cem Sultan'ın cenazesi, daha sonra Sultan Bâyezit tarafindan memlekete getirtilerek, Bursa'da, Fâtih Sultan Mehmed'in oğlu ve Cem'in ağabeyi olan Sultan Mustafa'nın türbesine defnedilir. Sultan Bâyezit, kardeşi için yüz bin akça sadaka dağıtmış, onun anne ve kızlarına her türlü riayeti göstermişti. Bâyezit, onun hizmetinde bulunanları da takdir ve iltifatlarla karşılayarak onlari çeşitli memuriyetlere tayin eder. Böylece o, anane gereğince hareket ediyor ve kardeşi ile aralarındaki çekişmenin, memleket adına siyasî sebeplerle oldugunu anlatmaya çalışıyordu.
Türkçe ve Farsça şiirleri bulunan Sultan Cem, iyi yetişmişti. Saltanat hırsı yüzünden hem kendisini felakete sürüklemiş, hem de şövalyeler ile Papa'nın elinde Osmanlı Devleti aleyhine bir alet olarak kullanılmıştı. O, uzun süre, gerek devletine, gerekse hânedanına karsı, Hıristiyanların elinde bir alet oldugunun farkına varamamıştı.
Osmanlı Devleti 'ne karsı bir tehdide vâsıtası olarak kullanılan Cem Sultan, hemen hemen bütün Avrupa devletlerinin ele geçirmek istedikleri bir rehine idi. Papa Innocent VIII, Napoli Kralı Ferrand, Macar Kralı Corvin Matyas onu d'Aubusson'dan isterlerken, şövalyelerin reisi Bâyezid'sen aldığı paradan başka, Cem'in ağzından sahte mektuplar yazdırarak, annesinden de para çekmenin yolunu bulmuş ve Rodos'un emniyeti bakımından şehzâdeyi elde tutmayı faydalı ve vazgeçilmez bir fırsat olarak görmüştü. Şayet Bâyezit, Rodos'a karsı teşebbüse geçecek olursa, basta Papa olmak üzere diğer Hıristiyan devletlere müracaat edecek, Cem'i bahane ederek onlari, Osmanlıların aleyhine teşvik edip hücum etmelerini teklif edecekti. Bu arada Bâyezit, Cem'in, Mısır'daki annesi ve zevcesi ile mektuplaşmasından şüphelenerek, Kayitbay'dan, Cem'in ailesini ister. Fakat red cevabini alır. Bunun üzerine, esasen çeşitli sebeplerden dolayı ihtilaf halinde bulunduğu Mısır Devleti'ne savaş açar.
Bu arada Venedik, bir taraftan Papa'ya Cem'i şövalyelerden almasını tavsiye ederken, bir taraftan da, Avrupa'da meydana gelen hadiseleri günü gününe Bâyezid'e bildiriyordu. Bir müddet sonra bizzat VIII. Charles de bu meseleye karıştığından, Paris büyük bir siyasî faaliyete sahne olur. Bu diplomatik pazarlıklar esnasında, Macar elçisinin Cem'i elde etmek üzere teşebbüse geçtiği bir sırada, Venedik elçisi bu teşebbüsü sonuçsuz bırakmak maksadıyla Floransa'yı da ise karıştırır. Cem'e gelince o, muhafızlarını aldatmak için her çareye bas vuruyordu. Nitekim Sofu Hüseyin Bey'e Frenk kıyafeti giydirmek (kâfir kispetine koyup) suretiyle onu Anne de Beaujeu'nun aleyhtarı olmasından dolayı şatosu muhaliflerin toplanma yerine dönen Duc de Bourbon'un nezdinde gönderdiği gibi, Bourg - Neuf şatosunda kalan Celal Bey'in dönüsünde de onunla birlikte firar hazırlığına baslar. Ancak şövalyeler bunu sezerek, Cem'i adi geçen şatoda yeniden inşa etmiş oldukları Tour de Zizim (Cem Kulesi) denilen, yedi katli bir kuleye nakl ederler. Bu arada, bizzat Cem'in adamlarından Ayaş, Celal, Sinan ve Sofu Sadi Bey'lerin, sabah gezintisi esnasında muhafızlarını öldürüp, onu kaçırmak teşebbüsleri de başarısızlıkla sonuçlanır. Bunun üzerine Cem, sıkı bir sekilde göz hapsine alınır.
Bütün bu gelişmelerden sonra Papa'nın, Cem'i Macarlara bırakmasından endişe eden VIII. Charles, verilen talimat üzerine, Cem'in İtalya'ya gitmesine razı olur. Şövalyeler de bunu kabul ettiklerinden bu hususta 5 Ekim l488'de bir anlaşma yapılır. Bu anlaşma gereğince l1 Ekim l488'de Bourg - Neuf'ten hareket edip Toulon'a varan Cem, Bâyezid'in, Fransa Kralı nezdinde gönderdiği elçinin vaatleri üzerine durdurulmak istenir. Zira tam salahiyetle Fransa'ya gelen Osmanlı elçisi, Cem Fransa'da kaldığı takdirde, Kameme Kilisesinin Hıristiyanlara bırakılacağını, ayrıca mukaddes eşyaların krala gönderileceğini bildirmişti. Kralın durdurma emrine rağmen, acele ile Toulon'san gemiye bindirilen Cem, adeta Fransa'dan kaçırılır. Bu suretle l3 Mart'ta sahili takib ederek önce Ostinya'ya, Tiber nehri yolu ile de Roma'ya ulasan Cem, Vatikan'da kendisine tahsis edilen yere gelir. l4 Mart'ta VIII. Innocent tarafindan resmen kabul edilir. Papa ile görüşmelerinde Avrupa'ya hangi maksatla geldiğini anlatarak artik Mısır'a gidip ailesine kavuşmaktan başka bir düşünce ve arzusunun kalmadığını açıklar. Bu konuda onun yardım ve aracılığını ister. Ancak, Cem'in teessürüne iştirak edip onunla birlikte göz yası döken Papa, gerçekte onu alet ederek, Osmanlı üzerine bir Haçlı seferi açmak emelinde oldugundan, kendisine Macaristan'a gitme tavsiyesinde bulunur. Onun bu teklifine karsı Cem, böyle bir hareketin bütün İslâm âleminde büyük bir nefretle karsılaşacağını belirterek cevap vermiş olur.
Görüldüğü gibi, şehzadenin bir bakıma esaret hayati diyebileceğimiz Batı'daki serüveni, gerçek bir felâketzedenin hayatidir. Vatandan uzak kalmış ve onun hasretiyle yanıp tutuşan Cem, çektiği elemleri şiirlerinde dile getirir. bulunduğu çevrede, şahsiyeti ile ilgili olarak büyük menfaat temini ve siyasî spekülasyonlar icra ediliyordu. Böyle kıymetli bir esire sahip olmakla politik kozlar elde edileceğine inanılıyordu. Şehzadeye sahip olmak için hükümdarlar birbirleri ile yarışıyor ve bunun için çeşitli teşebbüslerde bulunuyorlardı. Bahtsız şehzâde, Rodos şövalyelerinin dolandırıcılık aleti haline gelmiş bulunuyordu. Nihayet, yedi sene kadar devam edecek bir esâret döneminden sonra Papalık makamının sıkıştırması sonucunda, şövalyeler tarafindan Katolik dünyasının reisine satılır. Daha önce de görüldüğü gibi bu müddet zarfında kuleden kuleye ve kaleden kaleye nakl edilerek, şehir şehir dolaştırıldı. Buralarda "devlet bana yar olmadı ah" mısraları ile elem ve ızdırabını dile getirdiği gibi, hac farizasını ifa edip dinî vecibelerini yerine getirdiği için de
"Olsan sehinsah-i Rum, olmazdı hac nasibin
Bin şükür oldu rûzi bu devlet-i muazzam"
Mısralarıyla da kendini teselli ediyordu. Cenab u Allah'a ve Resûlüne olan iman ve muhabbeti o kadar büyük idi ki:
"Ka'betullah'a varup bir kez tavaf eylediğin
Bin Karaman, bin Acem, bin memleket-i Osman'dur"
Mısraları ile de bunu dile getiriyordu. Böylece o, İslâm'a olan bağlılığı ile kendisini teselli ediyordu.
İslâm'a olan bağlılığı ile tanınan Sultan Cem, Papaya satılıp İtalya'ya getirildikten sonra Vatikan'a yerleştirilir. Teşrifat memurunun bütün ısrarlarına rağmen Papanın huzurunda diz çöküp ondan bağışlama dilememişti. Hatta o: "Onlar, Papa'dan mağfiret umarlarmış, ben mağfireti Allah u Teâla'den umarım. Bu hususta Papa'ya ihtiyacım yok. Ölümüme razı olurum, dinime zarar olacak is islememem" diyerek basındaki Osmanlı sarigini da çıkarmadan Papa ile konuşur. İçinde bulunduğu durumu, vakarlı bir sekilde Papa'ya anlatarak Mısır'da bulunan ailesinin yanına gitmek istediğini ve bu konuda kendisine yardımcı olmasını istemişti. Papa ise, tahtı ele geçirebilmesi için, Rumeli sınırında bulunması gerektiğini, Macar Kralı'nın kendisini orada bekledigini ve Hıristiyan fakirlere sadaka vermesinden dolayı da Hıristiyanlığa olan sevgisini anladığını, şayet Hıristiyan olursa, büyük bir Haçlı ordusu toplayarak emrine verebileceğini söylemişti. Cem Sultan böyle bir teklif karsisinda hüngür hüngür ağlayarak " öyle günlere kaldık ki bizi dine davet ediyorsunuz. Ben sizden Mısır yolunu istedim, siz bana bâtıl yol mu gösterirsiz. İtikadımca Muhammed dini hak iken siz hiç dininizden dönüp Muhammed dinine girebilirmişiz? Herkese kendi dininden başkası bâtıldır." diye bu teklifi şiddetle reddederek" Ben dinimi, kardinallik ve papalık değil, Osmanlı Sultanlığı değil, bütün bir dünya padişahlığına değişmem. Böyle sözler bize ezadır" cevabini vermişti. Bundan sonra o, sözlerine söyle devam eder: " Eğer bu sû-i zan, bizim Nasara (Hıristiyan) fukarasına merhametimizden vaki olduysa, bizim dinimizde sadakat-i fukara vardır. Gerek Müslüman, gerek kâfir olsun" der. Bütün bu sözler, talihsiz Cem Sultan'ın İslâm'a ne kadar bağlı oldugunu göstermektedir.
Cem, üç sene kadar Papa'nın yanında kaldı. Bu arada Fransa Kralı VIII. Charles, l494 senesi Eylül ayında büyük bir ordu ile İtalya'ya yürüyüp Napoli Krallığı'nı elde etme ve yanına Cem Sultan'ı aldıktan sonra Kudüs'e doğru bir Haçlı seferi yapma arzusunda idi. Cem'in, kralın eline geçeğini anlayan Papa, tesiri zamanla görülecek sekilde onu zehirledikten sonra Napoli'ye gönderir. Şehzâde, kendisinin bütün varlığı ile inandığı İslâmiyet aleyhinde kullanıldığı ihtimali ile titreyerek böyle bir durumda İslâm ve Müslümanlara zarar vermemek için Allah'ın, onu "Dergah-i izzetine alması için" dua ediyordu. Etrafındaki adamlarına da son vasiyetini yaparak "Benim mevtim haberini intişar ediniz (yayınız) ki, kâfirlerin Müslümanlar üzerindeki oyunları dursun. Bundan sonra karındaşım Hüdâvendigâr Sultan Bâyezit Hazretlerine veresiz. Diyeniz ki beni reddetmesin. Ne vechle olursa olsun benim tabutumu kâfir memleketinde komasın. İslâm memleketine çıkarsın ve cemi-i borçlarımı eda eylesin. Ve benim anamı ve kızımı vesaik taallukatımı ve üstümde hizmette sabıkası olan (bana hizmeti geçen) hüddamımı unutmayıp hallü haline göre riayet eylesin" dedi. Nihayet l3 senelik acı ve elemlerle dolu bir esâret hayatından sonra 36 yasında iken 25 Şubat l495 (25 Cemaziyülevvel 900) Çarşamba günü sabaha karsı vefat eder.
Sultan Bâyezit, Cem'in vefatını duyunca bütün memlekette üç gün yas ilan ettirdiği gibi onun irâdesiyle de bütün câmilerde gıyabî cenaze namazı kıldırılmıştı. Cem Sultan'ın cenazesi, daha sonra Sultan Bâyezit tarafindan memlekete getirtilerek, Bursa'da, Fâtih Sultan Mehmed'in oğlu ve Cem'in ağabeyi olan Sultan Mustafa'nın türbesine defnedilir. Sultan Bâyezit, kardeşi için yüz bin akça sadaka dağıtmış, onun anne ve kızlarına her türlü riayeti göstermişti. Bâyezit, onun hizmetinde bulunanları da takdir ve iltifatlarla karşılayarak onlari çeşitli memuriyetlere tayin eder. Böylece o, anane gereğince hareket ediyor ve kardeşi ile aralarındaki çekişmenin, memleket adına siyasî sebeplerle oldugunu anlatmaya çalışıyordu.
Türkçe ve Farsça şiirleri bulunan Sultan Cem, iyi yetişmişti. Saltanat hırsı yüzünden hem kendisini felakete sürüklemiş, hem de şövalyeler ile Papa'nın elinde Osmanlı Devleti aleyhine bir alet olarak kullanılmıştı. O, uzun süre, gerek devletine, gerekse hânedanına karsı, Hıristiyanların elinde bir alet oldugunun farkına varamamıştı.
sunguralp
09-02-2008, 06:07 PM
fatih Sultan Mehmed’in 3 oğlu vardı. Bunlardan Mustafa, babasının sağlığında bir hastalık sonucu 24 yaşında hayatını kaybetti (1474).
Geriye iki çocuğu kaldı: Büyük olanı, Fatih’in henüz şehzadeliğinde doğan (1448) Bayezid, küçük olanı da İstanbul’un fethinden 6 yıl sonra, 1459’da doğan Cem’dir. Annesi, sonradan oğluyla birlikte Mısır’a giderek Kahire’ye yerleşen ve orada 1498 yılında ölen Çiçek Hatun’dur.
Malum, Osmanlı şehzadeleri yetişmeleri için çocuk yaşta sancak yönetimlerine gönderilirlerdi. Şehzade Cem de henüz 9 yaşındayken Kastamonu sancağına çıkartıldı, 15’indeyken de Karaman sancağına. Şehzade Bayezid’in ise yine 9 yaşındayken Amasya’da görevlendirildiğini biliyoruz. Hemen belirtelim ki, şehzadelerin başkente yakın veya uzak sancaklara gönderilmelerinin bir anlamı vardı ve bir nevi onların tahta uzak veya yakın tutulduklarına işaret etmekteydi. Birazdan göreceğimiz gibi, tahta davet haberi ulaştığında, başkente yakın olan şehzadelerin padişahlık şansı, diğerlerine göre yüksek oluyordu.
Fatih, muhtemelen Memluklar üzerine çıktığı bir sefer sırasında Gebze civarındayken hastalandı ve aynı yerde vefat etti (1481). Zehirlendi mi, yoksa bir hastalık mı geçirdi? Bu, hâlâ sonuca bağlanmamış bir tartışmadır. Tabii vefatı üzerine iktidar problemi zuhur etti: Padişah kim olacaktı?
Her iki şehzadeye birden haber gönderildi. Amasya’da bulunan Bayezid, Karaman’daki Cem’den hem haberi daha önce aldı, hem de mesafe yakınlığı sebebiyle İstanbul’a kardeşinden önce vardı, erken gelmenin avantajıyla tahta oturdu. Cem de yola çıkmıştı; fakat İstanbul’a yaklaştığı sırada ağabeyinin tahta çıktığını öğrendi. İsyan alternatifini denemekten başka bir şansı kalmamıştı.
Bunun üzerine kendisini destekleyenler, “Saltanat senin hakkındı, tahta sen geçmeliydin, ağabeyin saltanatı gasp etti” telkinlerinde bulunarak onu isyana teşvik ettiler. Nitekim Cem, birkaç kere isyan teşebbüsünde bulundu. Bir seferinde Bursa’yı eline geçirdi ve 18 gün “padişahlık” yaptı. Bursa halkı da Cem Sultan’ı kabul etti. Bu kısa müddet içerisinde adına para bastırdığı, şehirde hutbelerin onun adına okunduğu biliniyor. Ve bu eski payitahttan ağabeyine bir mektup gönderip “Anadolu benim olsun, Rumeli senin” teklifinde bulundu. Devletin topraklarını bölüşelim diyordu.
Fatih, vefatında 2 milyon 214 bin kilometrekare toprak bırakmıştı. Bunun 1 milyon 703 kilometrekaresi Avrupa’da, yalnızca 511 bin kilometrekaresi Asya’dadır. Yani Rumeli, Osmanlı’nın asıl gövdesini oluşturuyordu. Fatih’in fütuhatını hızla Rumeli’ye yöneltmesi neticesinde Osmanlı İmparatorluğu dünyada en fazla Hıristiyan nüfusu barındıran İslam devleti(!) haline gelmişti. Avrupa’da dahi Osmanlı’daki kadar kalabalık Hıristiyan nüfus barındıran bir devlet mevcut değildi.
Cem Sultan’ın devletin topraklarını bölüşme teklifi, aslında eski Türk-Moğol geleneğinin bir uzantısıydı. Eski Türkler ve Moğollar, Han’ın sağlığında toprakları çocuklarına bölüştürürlerdi. Buna ülüş sistemi adı verilir. Osmanlı sistemi ise bölüşme ilkesini tamamen ortadan kaldırmıştı. II. Bayezid, Cem’e yazdığı cevapta “La erhâme beyne’l-mülûk”, yani ‘hükümdarlar arasında akrabalık olmaz’, dedi. Ona göre padişah, akrabası olmayan soyut bir kişiliktir. Halil İnalcık’ın dediği gibi, Fatih’ten sonra Osmanlı’nın artık soyut bir devlet kavramına geçmekte olduğunu görüyoruz. Padişah artık gerçek bir kişi değil, tüzel bir kişidir. Onun kardeş, baba, dede, yeğen veya amcanın ötesinde soyut bir tip haline geldiğini görürüz.
Velhasıl II. Bayezid, Cem’in üzerine Ayas Paşa komutasında bir ordu yolladı ve Cem mağlup oldu, önce Karaman’a doğru kaçtı, sonra Memluklara sığındı ve bu arada hac vazifesini yerine getirdi. Nitekim Osmanlı padişah ve şehzadeleri içinde hac vazifesini yerine getiren, yalnız Cem Sultan’dır.
Ancak Cem Sultan daha sonra çok yanlış işlere girdi. Memluklara sığınması, hadi Müslüman bir devlettir, Osmanlılarla düşmanlığı olmakla birlikte anlaşılır bir durum. Ya gidip Rodos Şövalyeleri’ne sığınmasına ne demeli? Tabii Tapınak Şövalyeleri de fırsatı ganimet bilerek Padişah’tan para sızdırmak için ona rehine muamelesi yaptılar. Nitekim daha sonra onu ciddi paralar karşılığında Papa’ya sattılar. Papa da, Cem’in kendi yanında bulunmasını arzu etti. Çünkü o yanında olunca II. Bayezid İtalya seferine çıkamayacaktı.
Cem Sultan gerçekten iyi yetişmiş bir şair, ilme meraklı, entelektüel bir şehzade. Ama şunu da eklemek lazım: Yurtdışına kaçması, Osmanlı’nın sadece aleyhinde olmuştur. Birincisi, prestiji yerle bir oldu Osmanlı’nın; düşünün ki, bir şehzadesi Papa’nın elinde oyuncak haline gelmiş. Gerçi kendisi, ‘Seni destekleyelim, Anadolu’ya çıkaralım, arkana asker koyalım’ tekliflerini hep geri çevirmiştir. Osmanlı onuru bu kadarına el vermemiştir ama yine de pozisyonu Osmanlı’nın ve II. Bayezid’in elini kolunu bağlamıştı. Nitekim Fatih’in vefatından bir yıl kadar önce Otranto’nun fethiyle başlatılan büyük İtalya seferi, Cem meselesinin olumsuz etkileri yüzünden yarım kalmış ve baskılar sonucu vazgeçilmiştir. Bazı kısa görüşlüler II. Bayezid’i, İtalya’dan Gedik Ahmed Paşa’yı geri çağırdı diye pasiflikle suçlarlar. Oysa Cem meselesinin hallinden sonra İtalya seferine denizden devam edildiğini biliyoruz. Demek ki, Cem büyük bir stratejik hata yapmıştı. Böylece Osmanlı tahtına layık olmadığını ortaya koymuş oluyordu.
Gurbette sıkıntılı günler geçirdi ve bu tutsaklık psikolojisi onu fena halde yıprattı. En sonunda bir zehirlenme sonucunda (Bayezid mi zehirletti, yoksa içeriden mi bir suikast oldu, onu tam olarak bilemiyoruz fakat zehirli bir ustura ile tıraş edildiği ve o yüzden öldüğü biliniyor) Napoli’ye gömüldü. Yıl, 1495.
Daha sonra ağabeyi II. Bayezid cenazesini getirtip Bursa’da Muradiye külliyesine defnettirdi. Bu sırada tarihler 1499’u gösteriyordu. Orada kardeşi Mustafa ile aynı türbede kan kırmızısı kalem işlerinin coşturucu alevi ve turkuvaz renkli çinilerin sükûn bahşeden ışıltısı altında son uykusunu uyumaktadır, her tutkulu ömrün alevle başlayıp suyla bittiğini hatırlatırcasına...
Trajik bir hayattı onunkisi. Cem Sultan’ın Osmanlı hanedanının en bahtsız şehzadelerinden birisi olduğu kesin. Ama bu bahtsızlığın zeminini biraz da kendi elleriyle döşemedi mi?
ben bunu yazmasam hatrım kalırdı...KAYNAK
MUSTAFA ARMAĞAN..(çok severim kendilerini)
09-02-2008, 09:55 PM
çok teşekkürler arkadaşlar bunlarla güzel bir dönem ödevi çıkar

10-02-2008, 01:10 AM
rica ederim..önemli değil... inş yararı olur rep için teşk
