Dersizle Forumları

Full Versiyon: 19.ve 20. yy. osmanlının siyasal ekonomik durumu
Şu anda tam olmayan bir veriyonu görüntülüyorsunuz. Tam versiyonu görmek için, buraya tıklayın
19.ve 20. Yüz Yılı, Osmanlının Siyasal Ekonomik Durumu


Bilindigi gibi 20.y.yılın basında dünya önemli gelismelere sahne olmustu. Avrupa 15. ve 16. yüz yıllarda ki yükselisini hızla
sürdürmüs, buna ekonomik ve askeri gelismelerde eklenince Avrupa sınırlarında tasmaya baslamıstı. Ekonomik rekabet,sömürgecilik, milliyetçilik akımları Avrupa’da büyük çekismeler yaratıyor ve Avrupa’yı iki parçaya bölüyordu. Almanya-Fransa ve Avusturya-Rusya arasındaki çekismeler gerginlige dönüsüyor ve bir savas için is sadece bir bahaneye bakıyordu.
Osmanlı Imparatorlugu ise Avrupa’nın bu yükselisine 19. yy’a gelindigine karsılık veremez olmus, tarihin gördügü en büyük sınırlara ulasan, her çesit inanısı ve milleti içinde barındıran Osmanlı devleti gittikçe güçlenen milliyetçilik akımıyla basa çıkamayarak, merkezi iradenin de güçsüzlügü neticesinde parçalanmaya baslıyordu. Bunun yanında dısta ve içte yasadıgı
mücadelelerden yenik çıkıyor, topraklarını ve gününü gün geçtikçe kaybediyordu. Özellikle aldıgı son yenilgiler ile Osmanlı itibar
kaybediyor ve üzerinde Avrupalı devletler paylasma planları yapıyordu.
Bu ortam içinde Avusturya-Macaristan Imparatorlugu Veliahtı’nın bir sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi nihayet beklenen bahaneyi yaratmıstır ve bunun ardından I. Dünya savası baslamıstı. Bu savasta Osmanlı devleti kaybeden itibarını ve elinden alınan topraklarını geri almak için bu savasa girmeliydi. Ancak itilaf devletleri tarafından Osmanlı’nın bu istegi geri çevrildi
ve Osmanlı Almanya yanında savasa girdi. Bundan sonra tarafsızlık ilan ederek 10 Agustos 1914’te Ingiliz donanmasından kaçan Gaben ve Breslau adlı Alman savas gemilerinin bogazlardan geçmesine izin vererek bogazları tüm yabancı gemilere kapatır. Gaben ve Breslau’ın bogazlardan geçesi itilaf devletlerinin tepkisine yol açar. Bunun üzerine Osmanlı devleti bu iki
gemiyi daha önce Ingilizlere siparis ettikleri ve hatta parasını ödedikleri halde alamadıkları bu iki gemi yerine satın aldıklarını açıklar. Böylece Yavuz ve Midilli adı verilen bu iki gemi Osmanlı donanmasına katılmıs olur.
27 Eylül 1914’teAmiral Saucha komutasındaki Yavuz, tatbikat amacıyla çıktıgı Karadeniz’de Ruslara ait Sivastopal ve Novorosiok limanlarını bombalayınca 1 Kasım 1914’te Rusla Kafkasya’da sınırı geçerek fiilen savas baslatmıs ve Osmanlı devleti de sıcak savasın içine çekilmis olur.
I. Dünya savasın’da bir çok cephede savasan Osmanlı devleti savastan Mondros mütarekesini imzalayarak çekilir ve bu agır kosullu anlasmadan sonra Kurtulus savasına girecektir ve böylece Türkiye Cumhuriyetine giden yol ve o zorlu günler böylece M. Kemal ile en iyi sekilde anlatılarak bu günkü Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri atılacaktır.

I. DÜNYA SAVASINDAN ÖNCEKI GENEL DURUM
Osmanlı Imparatorlugu’nun yıkılıp yok olusunu ve yıkıntıları üzerine yeni bir bagımsız Türk devletinin kurulmasını hazırlayan 1. Dünya savası, Dünya tarihi için oldugu kadar Türkiye açısından da büyük önem tasır. Bu savasın çıkısı, olayların büyük bir savasa dogru çıkısı Osmanlı imparatorlugunun bu savasa sürüklenisi veya iç ve dıs etkilerle sürüklendirilisi tarihsel bir gelismenin
sonucudur. Bu savasın tohumları daha 19.yy içinde atıldı. Bu sebeple 19. yy olaylar zinciri bakımından birinci dünya savasına kadar sürmüstür denebilir. Bu savas Fransız ihtilali ve 25 yıla yakın süren ihtilal savaslarının meydana getirdigi politik, sosyal ve ekonomik gelismelerin devamlı ve dogal sonucu oldu. Ulusalcılık hareketlerinin liberalizmden daha büyük güç kazandıgı, ulusal
devletlerin hammadde kaynakları ve üretim mallarına Pazar bulmak için yaptıkları mücadele sömürgecilik ve emperyalizm adı altında 19. yy.ın 20. yy. la bıraktıgı kötü bir mirastı. 19.yy.ın ikinci yarısında Italya ve Almanya siyasal birliklerinin kurulusu Avrupa dengesini bozmakla kalmadı, özellikle Balkan uluslarının ulusalcılık be bagımsızlık hareketlerini kamçıladı. Avrupa’daki ekonomik, politik, askeri gelismeler Alman-Avusturya-Italya yakınlasmasına, üçlü ittifakın kurulmasına yol açtı. Buna karsılık
Ingiliz-Fransız-Rus yakınlasmasında üçlü itilafı olusturdu.


Birinci dünya savası bir kaza sonucu çıktı. Hiç bir Avrupa hükümeti genel bir savas istemiyordu. Ama Italya’nın dısındaki tüm Avrupa devletleri, rakiplerinin diplomatik kıskırtmaları karsısında, gerilemektense savasmayı yegledi. Avrupa’yı iki büyük kampa bölen ittifakların biçimi, her iki yanıda böyle bir durum dogmasaydı gösterebilecekleri estetikten çok daha az esnek
davranmaya itti. Gerilemenin gelecekteki bir çatısmada yardımı gereksinebilecek müttefikleri sogutma tehlikesi vardı. Böylece Almanya, Sırpların yada bütün olarak balkanların kendisini ilgilendirmesin den çok, üçlü ittifak devletleri (Fransa, Rusya ve Büyük Britanya) tarafından kusatılma tehdidine karsı denge saglamaya yardım etmesi için güvenebilecegi tek müttefik Hobsburg manarsisi oldugundan, Sırplara karsı Avusturya’yı desteledi. Benzeri hesaplar, Fransızların Ruslardan yana bir tutum
takınmalarını gerektirdi. Fransızlar ancak Fransız çıkarlarının çok önemli olmadıgı bir sorunda sadık bir müttefik olduklarını göstererek, ileride dogacak bir bunalımda, Almanlara karsı Rusya’nın yardımına gücenebilirlerdi.
Avrupalıları savasa sürükleyen öteki etmen, her büyük ordu tarafından yapılan seferberlik planlarının, esnek degil de hantal olmasıydı. Bu planlara göre milyonlarca yedek askerin, sivil yasamdan çekilip orduya alınması, üniformalarla ve silahlarla donatılması, sonra da zamanın en hızlı ulastırma olanaklarıyla sınırlara gönderilmesi gerekiyordu. Bu durumun dogurdugu acı
terslik, her yeni seferberlik planı, önceden ne kadar dikkatli hazırlanmıs olursa olsun, sonradan yapılabilecek herhangi bir degisikligin pahalıya patlamasıydı. Planın tüm parçalarının birbiriyle uygun bir biçimde iliskilendirilip dislilerinin yerlestirilerek islemeye baslatılmasından sonra, yarı yolda bir mola vermek kaosta baska bir sey yaratmayacaktı. Kaos ise tam seferberligin
önleyebilecegi düsünülen düsman saldırısına bir sagrı anlamına gelecekti.Bu nedenle önce Ruslar bir genel seferberlik ilan ettiklerinde her biri, ötekini kıskırtarak, birbiri adı sıra hızla Avusturya, Fransa ve Almanya da seferberlik kararı aldı. Önü arkası hesaplanarak yapılan politik davranısların yerini otomatik, tepkisel davranıslar aldı. Askeri önderlik siyasal önderligi izlerken,
siyasal önderlik askeri önderligin ardına takılıp onu desteklemeye basladı. Rakip orduların “plana göre” sınırlarında toplanmaları üzerine seferberlik planları-gerçekten hiçbirinin bu yolda bir karar almamasına karsın savas planlarına dönüstü.

SAVASIN BASLAMASI

1914 Yılına gelindiginde blokların çatısmasının temel sorunları da ekonomik çıkar, Alsos Loren sorunu, üstünlük kurma, deniz silahlanması, Fas bahranları, Bagdat demiryolu sorunu, Balkanlarda Avusturya-Rusya çatısması, Balkan savası gibi sebeplerden dolayı savas çıkması yalnızca bahaneye bakıyordu. Savasın yakın sebebi de hazırdı. Avusturya’nın Sırbistan üzerindeki etkinligini söndürmek ve kendi sınırları içindeki Sırpların yasadıgı sehirleri kaybetmemek için her fırsatta Sırbistan üzerinde baskı yapıyordu. Bu sürtüsmeler, 28 Haziran’da Avusturya-Macaristan veliahtı Fransız Ferdinand ve karısının Saraybosna’yı ziyaretleri sırasında bir sırplı tarafından öldürülmesi sebebiyle Dünya’yı dört yıl kana bulayacak bir savasa
dönüstü.

Sırp milliyetçisi Princip’in çektigi tetkik, Batı Avrupa’nın yüzyıllardır yok etmeye çalıstıgı Osmanlıların Avrupa’daki topraklarını bölüsmeye çalısmaları için bir baslangıç oldu. Batı Avrupa kanlı bir miras oyununa giristi. Öyle bir oyun ki sonuçta hiç kimse kazançlı çıkmadı. Yalnızca milyonlarca insanın kanı, politikacıların hırslarını ve silah tüccarlarının kazançlarını tatmin için
aktı.

OSMANLI IMPARATORLUGUNUN DURUMU

19.yy.da Rusya, Ingiltere ve Fransa arasındaki en önemli sorunlardan birisi “Avrupa’nın Hasta Adamı” Osmanlı imparatorlugu idi. Rusya’nın bogazları ele geçirerek Akdeniz’e inme politikası, Ingiltere ve Fransa tarafından engellendi. Ingiliz sömürge yolları ve Fransa için Akdeniz’in güvenligi bogazlardan baslamakta idi. Fakat 1989’da Süveys kanalının açılmasından sonra Ingiliz politikası degismeye basladı. Ingiltere Osmanlı imparatorlugunun bütünlügünü korumak yerine Akdeniz’deki Ingiliz çıkarlarının güçlü bir donanma ile Kıbrıs-Malta arasında savunulabilecegini düsündü. 1878’de Kıbrıs’ı ve 1882’de Mısır’ı ele geçirdi. Ingiltere’nin bogazlar politikasının degismesi Rusya’yı rahatlattı. Osmanlı imparatorlugu 1877-78 Osmanlı Rus savasında
yalnız kalmıs ve çok agır bir yenilgiye ugrayarak Avrupa devletlerinin denge çıkarları arasından olaya karısmasıyla kurtulmustu.
Yeni bir denge arayan Osmanlı devleti için Almanya bir umut idi. Fakat Bismark “Dogu Sorunu” ile ilgilenmiyordu. Bismark’ın çekilmesi ve Almanya’nın 1890’dan sonra politikasının degisip, Osmanlı imparatorlugu’nu kendisine hayat alanı olarak seçmesi ile Almanya yeni bir denge olarak belirdi. Dogal olarak bu iliskiler Osmanlı imparatorlugunu Alman nüfusu altına soktu. Almanya ’nın ekonomik yayılması ve özellikle bag demiryolu projesi en çok Ingiltere’yi ve sırasıyla Fransa ve Rusya’yı etkiledi.Onların Osmanlı devletine daha fazla düsman almalarına yol açtı. Ingiliz politikası Osmanlı aydınlarında ve özellikle II. Abdülhamid üzerinde olumsuz bir etki yaptı, Ingilizlerin Arabistan’ı yutmak ve isgalleri altındaki Mısır Hidivini Halife yapıp, Islam dünyasını kendi çıkarlarına göre yönlendirmek, Rusya’ya karsı koymak için Büyük Bulgaristan’ı gerçeklestirmek istedigini, Ermenileri destekledigini düsünen Abdülhamit Ingiltere’yi suçluyordu. Buda Osmanlı imparatorlugunu Almanya’ya daha çok yaklastırdı.
Almanya’dan bu dönemden sonra profesörler getirildi, Osmanlı ordusunun düzeltilmesi için 1882’den itibaren Almanya’dan subay getirilmesi basladı. Türk subayları da Almanya’ya gönderildiler. 1913 Kasımında General Liman Von Sanders Istanbul’da 3. ordu komutanlıgına atandı. Artık yalnızca ord u üzerinde degil, imparatorlugun her yerinde Alman nüfusu çogaldı. Osmanlı
imparatorlugu üzerinde bu derece nüfus sahibi olan Almanya’nın bu iliskideki en büyük çıkarı, Osmanlı imparatorlugunda ekonomik üstünlügü ele geçirmekti. Ancak Almanya’ya bu kadar genis ayrıcalıklar tanınmasına ragmen Osmanlı devleti Trablus ve Balkan savaslarında Alman destegini saglayamadı. Buna karsılık Osmanlı imparatorlugu toprakları emperyalistlerin çıkar çatısması alanı olurken, Ingiltere, Fransa ve Rusya’nın düsmanlıklarını da çekti.


OSMANLI DEVLETININ ITTIFAK ARAYISI VE ALMANYA ILE ANLASMA

19. yy.da hep savunma anlasmaları yapan Osmanlı devleti Ittihat ve Terakkinin iktidara el koymasından sonra aktif bir politika izlemeye basladı. Almanya ile yakın iliskilere ragmen 1911’de Ingiltere ile ittifak girisiminde bulundu. Fakat Ingiltere Osmanlı imparatorlugunun sorumlulugunu yüklenmek istemedigi ve Rusya’yı karsısına almak için bu istegi reddetti. Fransa ile de
aynı sekilde bir ittifak girisimi yapıldı, fakat aynı sebeplerden dolayı reddedildi. Osmanlı devleti Yunanistan ve Bulgaristan ile de anlasma için girisimde bulunduysa da basarılı olmadı. Büyük devletler Osmanlı imparatorlugunu özellikle Balkan savası bozgunundan sonra askeri bir güç olarak görmüyorlar ve sorumlulugunu yüklenmek istemiyorlardı. Hatta Almanya bile, savas çıkana kadar Osmanlı imparatorlugu ile bir ittifak yapmaya yanasmadı. Almanya’ya ittifak önerisi Türkiye’den geldi.Osmanlı
imparatorlugunun gelecegini Almanya’nın yenilmezligi varsayımına baglayan ve anlasmanın bas sorumlusu Enver Pasa, Almanya’ nın savası çok kısa sürede kazanacagını düsünerek fırsatı kaçırmamak için bir an önce savasa girmek istiyordu. Türk-Alman ittifakına göre;

1- Iki devlet Avusturya-Sırbistan arasında çıkan bir anlasmazlıkta tam tarafsızlık göstermeyi kabul ediyor.
2- Eger Rusya askeri olarak karısır ve Avusturya ile Rusya savasır ve Almanya’da Avusturya’nın yardımına gitmek zorunda
kalırsa, Osmanlı devleti de savasa girecektir.
3- Almanya, savas durumunda askeri heyetini Türkiye’de bırakacaktır.
4- Almanya Rusya’ya karsı Türkiye’ye silahla koruyacaktır.
Osmanlı devleti Türkiye’de kalan Alman komuta heyetine, ordusunun dörtte birinin kumandasını, savas ilanında vermeyi de kabul ediyordu.

GOEBEN ve BRESLAU’IN TARIH SAHNESINE ÇIKISLARI

Ittihat ve Terakki ileri gelenleri aralarında tam bir birlik kurulamamısken görüsme üstüne görüsme yapılıyorken Akdeniz’de dolasan “bir gemi” Enver Pasa’nın ve Osmanlı imparatorlugunun yazgısını çizmek üzere rota saptırıyordu.Bu geminin çizecegi rota aslında Ittihat ve Terakki ileri gelenlerinin en basta da Enver Pasa’nın dogrudan dogruya da imparatorlugun gelecegini belirleyecekti. Savasın Avrupa sınırları içinde kalacagı düsüncesi ancak birkaç ay sürebildi. Kısa bir zaman sonra bir Alman
amiralinin davranısları yüzünden her sey alt üst oldu. Ingiltere’nin verdigi ültümatomun sona ermesine yakın saatlerde, Amiral Souchon, emrindeki yeni ve yollu “Goeben” adlı savas kruvazörü ve “Breslau” adlı hafif kruvazörle Akdeniz’de yol alıyor ve savas patlak verirse, Fransız Kuzey Afrikası’ndan gönderilecek birlikleri tasıyan konvoyların yolunu kesmeyi tasarlıyordu.Oysa
4 Agustos sabahı Alman Amirallik dairesinden yeni bir emir aldı.”Breslau ile Gaben’in çok acele Istanbul’a gitmesi son derece önemlidir”.

GEMILERIN DONANIM ve ÖZELLIKLERI

Hamburg’da, Blom-Und-Woos tezgahında yapılan, 1911 yılında denize indirilmis olan Gaben muhabere kruvazörü, 23 bin ton su çekiyor, 152 bin beygir gücünde stim türbin makinaları ile 29 mrl sürat yapabiliyordu. Silahları, 10 tane 28 cm’lik 12 tane 15 cm’lik, 12 tane 8 cm’lik krop topu ve su altında, birkaç torpido kovanından olusuyordu. Personeli birden fazla degil idi.
Tipi: Muhabere kruvazörü
Adı:Yavuz Sultan Selim (eski adı Gaben) sonradan Yavuz.
Tezgaha konması: Agustos 1909
Denize inisi: 22 Mart 1911
Hizmete girisi: Temmuz 1912
Türkiye’ye devri: Agustos 1914
Insa tezgahı: Blohom and voss, Hamburg Almanya
Tonajı: 23580 Ton
Boyu: 186,1 m.
Eni: 29,53 m.


Breslau hafif krüvazörü de yine 1911 senesinde Steftin’de yapılmıstı. 4550 ton su çekiyor, kömür kazanlarında güç alan 25500 beygir gücünde türbin makineleri ile 27 mil sürat yapabiliyordu. Silahları 12 tane 10,5 cm’lik Krop topuyla, birkaç torpidoydu. Akdeniz’de görevlendirilen bu iki gemi 1912 senesi ilkbaharında Wrlhelmsharen limanından hareket etmisler,
ortalama 21 mil süratle; 8 günlük bir yolculuktan sonra, Balkan harbinden sonra Gaben ile Breslau Akdeniz’de kaldılar ve devamlı Italyan, Yunan, Avusturya, Mısır ve Suriye limanlarını ziyaret ettiler. Haziran 1914 baslangıcında, Gaben Hayfa’da, Breslau, Arnavutluk tahtına seçilmis olan Alman prenslerinden David’i desteklemek amacı ile, öteki büyük Avrupa devletleri ile birlikte, Draç limanında bulunuyordu. Avusturya veliahtının öldürülmesi olayı ile, siyasal durumun aldıgı gerginlik üzerine, Gaben
Avusturya’nın Pala limanına gitti. Kazan borularının degistirilmesi için Almanya’ya gidecek olan Gaben, Ekimin dördünde Ispanya’nın Elcezire limanında Moltke muhabere krüvazörü ile bulusacak ve görevini ona devredecekti. Fakat zaman ve sartlar buna olanak vermedi.(Kazan borularıyla bir miktar isçi, Almanya’dan tren ile Pola’ya gönderildi. hemen boruların degistirilmesine baslandı. 13 günde boruların büyük bir kısmı degistirildi.) Gaben Polo’da hareket ederek, telsizle çagırdıgı
Breslau ile Brindiri açıklarında bulustu. Agustosun 2. günü (Almanya’nın seferberlik ettigi gün ) Italya’nınMessina limanına girdi.
Gaben Akbay Akermen, Breslau Yerbay Kefler’in komutasında idi. Bu iki gemiye Amiral Soouchon komuta ediyordu.
Amiral Souchon, Agustosun 3. günü, gece yarısından 1 saat sonra, Messima Bogaxzından gizlice çıkarak, Kasika ile Sardunya arasındaki Bonifacia Bogazına yol verdi.Her an Fransa ile harbin basladıgı haberini bekliyordu. O aksamüzeri beklenen telsiz haberi alındı. Gemiler Sardunya Adası’nın 30 mil kadar güneyine kadar beraberce gittikten sonra, Breslau, Bon limanını, Gaben Philip Peville limanını bombardıman etmek için ayrıldılar.4 Agustos günü saat 05.00’de safak sökerken BreslauBon limanındaki yükleme iskelelerine ve demirli bulunan nakliye gemilerine, 5 bin metre mesafeden ates astı. Yeterli tahribat yaptıgına karsı olduktan sonra kuzeye dogru çekildi. Gaben de Philippeuille limanına saat 06.00’da 15 cm’lik toplarıyla
ates açtı. 43 mermi attıktan sonra kıyıdaki Fransız topçusunun menzili dısına çekildi.Iki gemi bulusarak Messina limanına yol verdiler.Bombardımandan iki saat önce Amiral Souchan, Alman imparatorlugunun gönderdigi “Her seyden önce,tercihen hemen Istanbul’a gidin” emrini almıstı. Fakat Amiral, artık uygulama sürecine gelmis olan bonbardımandan vazgeçmedi. Bon ve
Philippeuille limanlarının bonbardımanı ile 19. Fransız tümeninin Fransa’ya naklini geri bıraktırmıs oldu. “Istanbul’a gidin” emrini uygulayabilmek için gemilerdeki kömür miktarı yeterli degildi. Bu emir ancak Messina’dan kömür almakla yerine getirilebilirdi. Gaben ve Breslau Cezair’den uzaklastıkları sırada 3 Agustos gecesi Tulan’dan hareket ederek kendilerini aramakta olan Amiral
Dolapeyrer komutasındaki Fransız donanmasına pek yakın geçtikleri halde, taraflar birbirlerini göremediler. Buna karsın, Alman kruvazörleri saat 10.30 da Indomitable ve Indefaticable isimli iki Ingiliz muharebe kruvazörü ile karsılastı. Malta’dan yola çıkmıs olan Ingiliz kruvazörleri, Alman gemilerinin Gibralta’dan okyonus’a çıkmalarını önlemek için emir almıslardı. Fakat henüz
Almanya ile Ingiltere arasında savas ilan edilmemis idi. Iki taraf mürettebatı top bası alarak seyrediyorlardı. Albay Keendy komutasındaki Ingiliz gemileri aksi rota ile Gaben’in 9000 metre açıgından geçtikten sonra 180 derece rota degistirerek bordo hattı teskil ettiler ve Alman gemilerini takibe basladılar. Her iki taraf, harp ilanı haberini bildirerek telsizi bekliyordu. Bu durumda,

Ingiliz ve Alman gemileri arasında bir sürat yarısı baslamıstı. Henüz aza boruları tamam olmayan Gaben ve Breslau 23 mil sürat yaparak Ingiliz gemilerini geride bıraktılar. Ingiltere 4 Agustos Almanya’ya harp ilan ettigi için, aslında harp durumu baslamıstı.
Ancak her iki taraf bunu henüz haber almamıstı. Böylece Amiral Souchon, Ingilizlerin üstün kuvvetleriyle savasmaktan kurtulmustu.

ALMANYA HARP GEMILERININ ISTANBUL’A GELIS
VE GEMILERE TÜRK
BAYRAGININ ÇEKILMESI



Almanya ile yapılmıs olan Anlasmanın 13 Agustos 1914’de büyük elçi Von Vangenheim tarafından Alman makamlarına bildirilmesi üzerine, Alman Deniz Kuvvetleri Komutanlıgı, Amiral Souchon’a “Çanakkale’ye geçip Istanbul2a gidiniz” emrini verdi. Gaben ile Breslau’nun Çanakkale’ye varmasından bir gün sonra Rodosto isimli Alman Silebi, Türkiye’ye 3000 ton kömür, 700 ton cephane yükü ile, bogazdan girdi. Temmuz ortalarında Hamburg’dan hareket etmis olan bu gemi, hiçbir limana ugramamıs, telsiz telgrafı bulunmadıgı için harbin basladıgından haberi olmamıstı. Bundan biraz sonra “General” Alman yolcu vapuru da Marmara’ya girdi.
Gaben ile Breslau bogazdan çeri girmekle, kendilerini henüz güven altında görmüyorlardı. Devletler hukuku geregi, belirli bir süre sonunda ya karasularımızdan ayrılmaları yada silahlarından arınmaları gerekiyordu. Osmanlı hükümeti ile Alman büyükelçisi arasında yapılan sıkı tartısmalardan sonra bir hal yolu bulundu. Alman mürettebatın görevlerinde kalmaları, Amiral
Souchon’un, Türk donanmasının kumandasını üslenmesi sartıyla, Alman kruvazörlerinin Osmanlı hükümeti tarafından satın alındıgının resmen ilanı kararlastırıldı. 16 Agustos 1914 günü Gaben gemisi “Yavuz Sultan Selim” Breslau “Midilli” adını alarak Türk bayragı çektiler ve Alman mürettebat baslarına birer kırmızı fes giydiler. Bogazlardan geçmek isteyen Fransız ve Ingiliz ticaret gemileri durdurularak, Kilitbahir ve Çimenlik arasına demirletildiler. Türkiye hizmetine girdikten sonra Erdek limanına
giderek, Rovestau ve Irmingand sileplerinden kömürlerini tamamladılar. Forsunu, Berki-Satvet gemisine çekmis olan komodor Muzaffer yönetimindeki Türk Filoso, Çanakkale’den Tuzla’ya gelerek, orada Yavuz ve Midilli ile bulustu ve is birligi için gerekli düzenlemeler yapıldı. Daha açık deyisle Osmanlı savas gemileri, Alman amirali Souchon’un yönetimine teslim edildi. Agustos 1914 ortasından,Ekim basına kadar bir buçuk ay devam eden süre içinde, Amiral Souchon komutasında bulunan Türk Filosu, Marmara denizinde top, torpido, ve atıs egitimi yaptı. Sonra Karadeniz’e çıkmak için izin istedi. Osmanlı kabinesinin barıs tarafları üyeleri, donanmanın Karadeniz’e çıkmasından dogacak sakıncaları dikkate alarak, Amiral Souchon’un bu isteginin geri bırakılmasında ısrar ettiler. Bu tarihlerde Alman ordularının Dogu ve Batı cephelerinde basarısızlıga ugraması Almanların, Türkiye
’yi bir an önce harbe sürüklemek için, gittikçe artan ısrarlarına neden oluyordu.

KARADENIZ’E YAPILACAK BASKIN PLANI

Düsman hakkında Bilgi: Rus Karedeniz donanmasının bir baskın yapmak niyetinde oldugu alınan çesitli haberlerden
anlasılmıstı. Amaç Rusya’ya karsı siddetli, siddetli bir hasmane hareket açılacaktır. Bu rekabet sırasında birinci derecede Rus savas kuvvetleri imha edilecektir. Ikinci derecede, savasın icrası için önemli olan Rus beylik ve sirket malların ile savas amacı için kullanılacak gaz gemileri tahrip yada zapt edilecektir. Tarafsız gemiler istisna edilecektir. Harekatın Yapılısı: Taarruz hareketi baskın evi yapılacak ve mümkün oldugu kadar çesitli limanlara aynı anda taarruz edilecektir. Sancak gemisi, Mayın gemisi (Nilüfer) ve 2 torpido bot Sivastopal’a Midilli ve Berkisatvet Keçibogazı ve Novrosiskiye, Hamidiye kruvazörü Kırım’ın güney kıyılarına, 2 torpido botla Samsun mayın dökücü gemisi Odessa ve Oçakof’ a, peyki sevket gemisi de Varna-Sivastopol kablosunu kesmeye gidecektir. Birinci gün taarruza ayrılan gemiler, kömürlerini tamamen doldurdukları halde bogazdan çıkacaklardır. Çıkısa birlesik egitim neden gösterilecektir. Ikinci gün seyir iktisadi süratle
yapılacak, torpido botlar mümkün oldugu halde yedege alınacaktır. Üçüncü gün emrolunan mevkilere sabahleyin taarruz edilecektir. Taarruzdan sonra kruvazörler, kruvazör savası yapacaklardır. Torpido botlarla mayın gemileri Istanbul’a dönecektir. OSMANLI DONANMASININ KARADENIZ’E ÇIKISI
15 Eylül günü Heybeli ada önünde,Osmanlı hükümdarının önünde Donanma bir geçit resmi yaptı. Bu fırsattan yararlanarak Amiral Souchon, filoile Karadeniz’e çıkmak istedigini tekrar etti. Ancak bu istek geri bıraktırıldı. Amiral Souchon, 1 Ekim’de Baskumandanlıga verdigi bir raporda: “Filo’nun egitimi için toplu ve bir bütün halinde, Karadeniz’e çıkarak kesif ve atıs tatbikatı yapılmasına kesin gerek vardır. Filo, bu günkü durumu ile Karadeniz’de görev alamaya yeterli degildir. Mürettebat denize
alısmamıstır” diyordu. Bütün bunlar asıl amacı örtmek için uydurulmus sözlerdir. Nihayet 25 Ekim 1914 günü, Baskumandan Enver Pasa tarafından Amiral Souchon’a, “Atız talimleri yapmak için, Donanma Karadeniz’e çıkabilecektir.” Izni verildi. Artık Amiral Souchon’un istedigi olmustu.
KARADENIZ’DE MAYIN HARBI Amiral Çuson artık Yavuz adıyla anılmakta olan Gaben’i sık sık Karadeniz’e tatbikata çıkarıyordu. Bir keresinde
Karadeniz’den tatbikat’a dönmekte olan Yavuz ani bir sekilde Büyük dere önlerinde, Rus sefaretinin kazısında kıyıya yakın yerde durdu. Sonra yoluna devam etti. 1914 yılı Ekim ayında Rus donanması da Osmanlıyı rahatsız etmeye baslamıstı. Istanbul bogazı önünde dolasıyorlar, Türk donanmasının her hareketini izliyorlardı. Ayrıca Istanbul’da sıkı bir casusluk agı kurmuslardı.
Bir ara Istanbul bogazı agzında görünen mayınların Ruslar tarafından döküldügü ileri sürüldü. Amiral Suson ile artık planını kurmustu. Berk gambotu ve birkaç torpidobot ile bir mayın tarama gemisi katılacaktı. Amiral, Rusya’nın en güçlü deniz kalesi Sivastopol’a saldırmaya karar verdi. Bundan sonra Yavuz tek basına yola çıktı. Yanında iki mayın tarama gemisi vardı. Türkiye kıyıları boyunca yol alıyo ama casusların anlamaması için onların görüs alanı olanı içinde bulunmuyordu. Sivastopolun tam karsısında bulunan Amasya’ya kadar geldi.
Mayın tarama gemisi simdi önden gidecek veSivastopol koyuna mayın dökecekti. Yavuz tarihi rolünü oynamak üzere kıyıdan açılırken Novrosiski’ye giden Midilli ve Gayret-i Yataniye ile diger gemiler kıyıdan çok uzaktaydılar ve Odesa istikametinde denizi yutuyorlardı. Bu kosullar içinde nihayet Odesa önlerine geldiler. Amaçları merdinekten içeri girerek limanda
ve merdinek içinde baglı bulunan Rus savas gemilerinden bazılarını batırmaktı. Merdinegin fenerleri yanmıyordu. Her taraf zifiri karanlıktı. Bir süre sonra merdinegin içinde Rus savas gemisinden “Donetz” ganbotu göründü. Artık durum içinden çıkılmaz hale gele gelmistir. Bütün liman düdük ve kampana seslerinden inliyor, Odesanın nereden çıktıkları belli olmayan gemilerin saldırısına ugradıgı etrafa duyuluyordu. Bu durumda ani bir kararla Türkler torpidoları ateslediler ve “Donetz” ikiye bölündü.Bundan sonra
Türkler merdinek içindeki islerine hızla devam ettiler.
Merdinegin çıkıs yerine yaklastıkları sırada, karanlıkta birden bire önlerinde büyük bir cisim belirir. Bunun büyük bir gemi oldugunu ancak çok yakınına sokuldukları zaman anlayabildiler. Bu bir yolcu gemisiydi ancak bu gemi de batırıldı. Daha sonra mayın tarama gemisi simdi önde gidecek ve Sivastopol koyuna mayın dökecektir. Mayın gemisi çok güç olan isini rahatça
basarmıstı. Mayınlar kıyıdan iki mil uzaga yayılmıstı. Ruslar ise hiçbir seyin farkında degillerdir. Gün agarmaya basladıgında Yavuz yavas yavas Ruslar tarafından görülüyordu. Gemi her seyi ile savasa hazırdı. Toplarını ateslemek üzereyken karadan müthis bir top atısı basladı. Yavuz Sivastopol kıyı bataryalarına sekiz kilometreye kadar yaklastı ve bunların on dakika önce
açmıs oldukları atese saat 06.30’da karsılık vermeye basladı. Bu karsılıklı ates on bes dakika sürmüstü, amaca ulasılamamıstı.
Yavuz bir süre sonra güneydogu yönünde gördügü dumanlar üzerine yöneldiginde üç Rus muhbiriyle karsılastı. Bunlar 12. km
den yapılan ates karsısında geri çekildiler. Bu sırada Sivastopel’e dogru seyretmekte olan 700 mayın yüklü Prut adlı mayın gemisine rastlanarak on beslik toplarla kısa zamanda batırıldı. Mürettebattan 75 kisi 75 kisi Samsun ve Tlosos muhripler tarafından kurtarıldı. Bundan sonra mariupol dan gelmekte olan 1708 tonluk “ida” agzına görülmeksizin 60 mayın dökmüs olan
“Nilüfer” mayın gemisi de bogaza dönerken 1852 ton’luk “Gandük Aleksandr” Rus gemisiyle karsılasmıs, mürettebat ve yolcularını geriye aldıktan sonra top atesiyle batırmıstı. “Nilüfer” 30 Ekim’de ve “Yavuz” 31 Ekimde ögleden sonra bogaza döndü.
“Midilli” ve “Berkisatvet” gemileri Nourosiski limanını bonbardımanlamayla görevlendirilmisti. “Berkisavet” 29 Ekim sabahı ortalık agarırken bu limanın agzına geldi. Gemi görevini yerine getirmek için hazırlanırken, “Midilli” kerç bogazı önünde 60 mayınlık bir engel kurmakla ugrasıyordu. Bu mayınları döktükten sonra 18 mil hızla Novrosiski’ye rotalandı. “Berkisatvet”
limanın bombalanacagını bildirmek üzere kıyıya gönderdigi filikanın geri dönmedigini görünce merdinege gidip onu gemiye aldı ve
saat 10’da savunmaya hazırlandıkları görülen Rus kuvvetleri üzerine ataçtı. Ortalık tam karısmaya basladıgı anda “Midilli” geldi ve bombardıman isini üzerine alarak, “Berkisatvet” telsiz istasyonu ile limandaki gemileri tahrip etmekle görevlendirildi. Simdi hem midilli hem de Berkisatvet henüz uyanmaya baslanmıs olan limanı cehenneme çevirmek üzere salvolarına basladılar. Görevi 13 alı asmaz atıslarını yönlendiren “Berkisatvet”çok kısa sürede telsiz istasyonunu havaya uçurdu. Ardından atıslarını liman içine
çevirdi. Midilli ise kıyıyı dövüyordu. Ruslar neye ugradıklarını sasırdılar. Atısları çaresizliklerini gösteriyordu. “Berkisatvet” in namluları bir anda liman içini birbirine katmayı basardı. Mermiyi yiyen gemi düdük sesleriyle beraber insan seslerinin birbirine karıstıgı bir garip can pazarına dönüyordu. Havaya fırlayan çelik ve tahta parçaları isabet ettirilen mermiler kadar öldürücü,
tahrip edici olmaya basladı.Ikiye bölünen gemiler, bir bölümü parçalanan diger bölümünden alevler fıskıran irili ufaklı savas gemileri, denize atlayıpta kurtulurmuyum diye düsünen gemicilerin havada ikiye bölünüsleri bu ates cehenneminin ürkütücü manzarasıydı. Liman içini birbirine katan “Berkisatvet” mürettebatı deminden beri kıyıya Salvo yagdıran “Midilli” nin atıslarının daha korkunç manzara yarattıgını gördüler. Deminden beri ölüm saçan gemi enkaz yıgınları arasında yol bulup dısarı kaçmaya
çalısırken gördügü manzara ürküntü vericiydi. 1,5-4 kilometreden yapılan bu atıslarla iki gemi kenti iki saat alevler içinde bırakarak geri döndüler. Midilli geri çerkederken bir alma atesçi yanardag felaketine ugramıs kente bakarak söyle diyordu;

“Orpentici görünüs, ama Dogu Prusya’nın intikamını aldık” Almanların gerçek amaçları bu sözlerde saklıydı. Harekata katılan tüm gemiler Istanbul bogazından içeriye bayraklarla donatılmıs olarakda ve siddetli alkıslar arasında girdiler. Halk coskulu, Ittihat ve Terakki’nin bir bölüm üyeleri memnun, Alman komuta heyeti sevinçli idi.

GEMILERIN DÖNÜSÜ VE ISTANBULDA’KI DURUM

Istanbul’daki yetkililer Güney Rusya kıyılarının bombardıman edildiginin Kurban Bayramının birinci günü ögrendiler. Bu haber hem saskınlık hem sevinç yarattı. Sevinenler arasında padisahında bulundugu söylenmektedir. O gün geleneksel bayram tebriki merasimine Sadrazam Said Halim Pasa gelmedi.Rahatsızlıgını öne sürdü. Aslında kendisine bir emrivaki yapıldıgı zannıyla istifa etmek istiyordu. Padisahın huzurundaki merasimden sonra basta Talat Bey olmak üzere bütün kabine üyeleri Yeniköydeki
yalıya gittiler. Said Halim Pasa üzgündü. Açık bir sekilde istifa edecegini, sadrazamdan habersiz böyle eylemlere girisilen bir yerde hükümet baskanı olarak kalmanın anlamı olmadıgını söyledi. Talat Bey ve digerleri buna bir çözüm bulunacagını söyleyerek istifasını geri aldılar. Osmanlı kabinesinde hemen herkes olaydan habersiz görünmeye çalısıyordu. Bonbardıman
haberi kendisine getirildigi zaman Bahriye Bakanı Cemal Pasa Serkl Daryan’da poker oynamaktadır. Donanmanın bogazdan çıkısından Deniz Bakanının bilgisi olmaması olanaksızdı ve Rusya’nın elçileri ile görüsme yoluna gidildi. Talat Pasa bu arada Amerikan Büyükelçisini çagırır ve “Lütfen, derhal Rus büyükelçisi Griers’e girdiniz, hükümetinin ortaya çıkan bütün zararları
ödemeye kararlı oldugunu ve bunu bizzat teklif ettigimi bildiriniz” der. Amerikan, Büyükelçisi Margenthav Rus Büyükelçisi Griers ’e gittigi zaman, elçinin ülkeyi terkedis hazırlıgı içinde oldugunu gördü. “Size bir teklif getirdim..... Osmanlı Hükümeti, gemilerin Odesa limanında verdikleri zararı tamamen tanzim etmek arzusundadır. Bu tür hareketlerin bir daha tekrarlanamayacagı konusunda garanti verecekler.......” Büyükelçi Gres karsı teklifte bulunarak “Tanzimatı nasıl olsa alırız. Talad Pasa’ya söyleyiniz.
Türkiye, ülkedeki bütün Almanlarla, bu zararı ödemezse Bulgaristana gitmek konusunda kararlıyım. Haberiniz olsun Bulgaristan’ da bekleyecegim. Türkler bu teklifi kabul ederlerse geri gelirim” demistir.

RUS LIMANLARININ BOMBALAMAINDAN DOGAN YANKI

Olayların böylesine girisimlerle önü alınamazdı. Nitekim bu girisimlere devletlerin verdigi yanıt bir dizi agır kosulun yerine getirilmesi durumunda savas haline geçilemeyecegini söylemekten ibaret kaldı. Bu kosulların hiçbir egemen devlet tarafından kabul edilmesi söz konusu olamazdı. Bu girisimler yapılırken basta Rusya olmak üzere itilaf devletlerinin elçileri de Osmanlı
Hükümetinden pasaportlarını istiyorlardı. Yabancı elçilerin ülkeden ayrılıslarının ertesi günü Istanbul’da çıkan gazetelerde su küçük haber göze çarpıyordu; “Dersaadet’te bulunan ecnebi sefaret mensuplarının gidisinden sonra Osmanlı Devleti’nin Hal-i Harp’te bulundugu hükümetlerin teb’aları da dün hususi bir yolcu katarı ile Avrupa’ya müteveccihen ,stanbul’dan müfanakat etmislerdir.” 3 Kasımda Egede’ki Ingiliz filosu, Charchill’in emriyle, ancak Amiral Limpus’un ısrarlı biçimde karsı çıkmasına karsın, Seddülbahir’le Kumkale’ye ates açtı. Elde edilen sonuçlar, göz doldurucu oldu. Seddülbahir’deki cephanelige isabet eden bir mermi, çok siddetli bir infilaka neden oldu. Birkaç Türk mermisi her hangi bir etki yapmadan denize düser ve Ingiliz gemileri geriye dönerlerken, kısa sonbahar ögle sonrasında, bogaz üstünde yogun bir duman perdesi yükseliyordu.

OSMANLI DEVLETININ I. DÜNYA SAVASINA RESMEN GIRISI

Enver Pasa Türkiye’yi itilaf devletlerine karsı savas açmaya ikna edemeyecegini anlayınca itilaf devletlerini Türkiye’ye
saldırtarak savasa girmeyi planladı. Enver ve Cemal Pasa’lar Amiral Souchon’a gizli emirler vererek Rus gemilerine saldırmak
üzere Yavuz (Gaben) ve Midilli (Breslau) yi Karadeniz’e gönderdiler. Ancak dogrudan Rus limanlarına bombalamayı tercih
eden Souchon, büyük olasılıkla Osmanlı devletini kendi Almanya ve Avusturya’nınniyetleri dogrultusunda savasa girmeye
zorlamaya çalısıyordu. Enver Pasa, hükümeti tarafından göndermeye zorlandıgı özür notasına Rusya’nın bu saldırıyı kıskırttıgı
suçlamasını elemesi üzerine, beklenildigi gibi Rusya 2 Kasım 1914’de Osmanlı devletine savas savas açtı. Bunu 4 Kasımda
Ingiltere ve 5 Kasımda Fransa izledi.Osmanlı devleti de itilaf devletlerine 11 Kasım 19142te savas ilan etti. Ikigün sonra da
Padisah halife ünvanıyla “Cihad-ı Ekber” ilan etti. Böylelikle Osmanlı Devleti 3. Dünya savasına resmen girmis oldu

GEMILERIN AKIBETI ve “YAVUZ” UN KARISTIGI HAVUZ DAVASI

Osmanlı devletinin 3. Dünya savasına girisinde kullanılan Yavuz ve Midilli adına biküler yakılmıstı. Solmus fotografları yada tasvirleri yasamları boyunca hiç deniz yüzü görmemis Anadolu köylüsünün duvarlarını süslüyordu. Yavuz’da görev yapmak, her deniz subayı’nın arzusuydu. O yedi düvele karsı gelmis, neredeyse her kösesi isgal edilmis imparatorlugun küllerinden yepyeni bir devlet kurmus Türk Ulusunun gururuydu. Iste o yavuz Türkiye Cumhuriyetinin yolsuzluk tarihinde de bir “ilk” in odak noktası
oldu. Tarihe Yavuz- Havuz davası olarak geçen ve genç Cumhuriyetin bakan mahkum ettiren ilk yolsuzluk olayının baz kahramanı oldu.
I. Dünya savasından yaralı çıkan Yavuz zırhlısının Cumhuriyet’ten sonra esaslı bir onarıma ihtiyacı vardı. Cumhuriyet hükümeti, Yavuz zırhlısını tamir ettirip, Deniz kuvvetlerinin bu en vurucu savas gemisini aktif hale getirmek istedi. Bu amaçla tüm parasal olanaksızlılara ragmen kollar sıvandı. Önce dönemin Milli Müdafaa vekaleti Bahriye Dairesi, çesitli girisimlerde bulundu.
Nitekim bir yabancı sirkette anlasıldı. 30 bin tonluk bir havuzun Izmit’e getirilmesi ve Yavuz’un burada tamiri kararlastırıldı.

Ancak bu karar verildikten sonra bir kanunla “Bahriye Vekaleti” kuruldu. Yıl 1924’te ve Fethi beyin baskanlıgındaki “3. Hükümet” görev basındaydı. Bahriye vekaleti kurulduktan sonra Yavuz’un onanımıyla ilgili olarak önceden alınan karardan vazgeçildi. Bahriye vekaletinin basına dönemin Cebelo bereket (bu günkü Osmaniye) milletvekili Ihsan bey getirildi ve Yavuz
zırhlısının onarım izini bir Fransız sirketi olan Flander’e verdi.Yavuz’un onarımı için Izmit’e bir havuz getirildi. Yavuz, havuza yerlestirildi içi tam olarak su doldurulmamıs olan havuzdaki Yavuz, desteklerini yıkarak kuru havuzun içine düstü. Hem havuz hem de Yavuz yara aldılar. Bu kaza çok tartısıldı. Daha önceki bazı nedenlere bu kazada eklenince, Yavuz zırhlısının onarımı
gecikti. Bahriye vekaletiyle ilgili bazı söylentiler yayılmaya baslandı. Bu yıl gelismeler ve tartısmalarla 1927 yılına gelindi. O yıl yapılan seçimlerden sonra Bahriye vekaleti kaldırıldı. Aynı yılın Aralık ayında basbakan Ismet Pasa, meclise bir soru önergesi verdi. Ismet Pasa, Ihsan beyin bakanlıgı döneminde, hükümete bilgi vermeksizin Fransız sirketine ayrıcalık verdigi, yetkisiz kisilere görev verdigi, ve rüsvet aldıgı iddiası ile Ihsan beyin Divan-ı Ali’ye sevkini istedi. Sonunda Ihsan bey görevi kötüye kullanmak ve rüsvet alma girisiminden, iki yıl agır hapis ve iki yıl memuriyetten men cezasına çarptırılmıstı. Fikret bey de dolandırıcılıktan 4 ay hapis, 100 lira agır para cezasına mahkum edilmisti. Bu mahkumiyetten Yüce diva’nın Cumhuriyet
dönemimde verdigi ilk mahkumiyet kararıydı ve Yavuz-Havuz davası daha sonraki dönemlerde benzerlerine rastlayacagımız baka mahkum ettiren ilk yolsuzluk olayıydı.
Savas sürecinde önemli çarpısmalarda görev alan ve 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros mütarekesi geregince Izmit körfezi’ne çekilen Yavuz Cumhuriyetin kurulmasından sonra da Türk donanmasında görev aldı. 1950’de eskimesi ve isletme giderlerinin agırlıgı nedeniyle donanmada görev almadı. Ve 1968’de satısa çıkarıldı. Önceleri okul gemisi olarak kullanılması
düsünüldüyse de daha sonra makine Kimya Endüstrisine Hunda olarak degerlendirilmek üzere satıldı.

SONUÇ

20. yy’ın baslarında Avrupa sınırlarından tasıyordu. Ekonomik rekabet, sömürgecilik ve milliyetçilik akımları Avrupa’yı ikiye bölüyordu. Almanya-Fransa ve Rusya- Avusturya Macaristan arasındaki çekismeler gerginlige dönüsüyordu. 28 Haziran 1914’te Avusturya Macaristan imparatorlugu veliahdı Arzidük Ferdinand’ın bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi son noktayı koydu.
Avusturya2nın 28 Temmuz 1914’te Sırbistan’a seferberlik ilanının ardından 1. Dünya savası baslamıs oluyordu. Bir yandan Almanya, Avusturya-Macaristan ve Italya’dan olusan üçlü ittifak devletleri, bir yandan da Ingiltere, Fransa ve Rusya’dan olusan üçlü itilaf devletleri sonunda Avrupa’yı ikiye bölmüslerdi. Savas ilanlarının ardından Italya tarafsızlıgını ilan ettiyse de bir yıl sonra itilaf devletlerine katıldı.
Osmanlı imparatorlugu tarihin gördügü en genis sınırlara sahip olmus, her çesit milleti ve inanısı içinde barındırmıs ve yaklasık 600 yıl süren saltanatını 20. yy’ın basında kaybediyordu. Dısta ve içte yasadıgı mücadeleler Osmanlı devletini çökertmiyor, topraklarını ve gücünü dagıtıyordu. Son olarak Trablusgarb ve Balkan savasları ile arka arkaya yenilgiler alan
Osmanlı devleti Dogu Trakya dısında Avrupadaki bütün topraklarını kaybetmis, saygınlıgını ve gücünü yitirmisti. Artık Osmanlı
Devleti’nin ölümü bekleniyor ve diger ülkeler tarafından paylasım planları hazırlanıyordu. Rusya bogazları ele geçirip sıcak denizlere inmeyi hedeflerken, Ingiltere Suveys kanalı ve Hint yolunun güvenligi için Filistini
ele geçirmeyi tasarlıyor, Fransa; Lübnan, Suriye ve Kilikya’nın kontrolünü düslüyor; Almanlar doguya yayılma politikası güdüyor. Italyanlar ise Antalya’ya sahip olmayı istiyorlardı. Birinci Dünya savasının patlamasının ardından Osmanlı devleti önce itilaf devletleri ile birlikte almaya niyetindeyse de Rusya ’nın bu duruma soguk bakması Osmanlı’yı Almanya’ya dogru yönlendirdi ve 2 Agustos 19142 de yapılan gizli bir anlasma ile
Alma-Türk ittifakı kesinlesti.
Bu tarihten sonra güvenligi açısından seferberlik ve silahlı tarafsızlık ilan eden Osmanlı devleti, 10 Agustos 1914’te Ingiliz donanmasından kaçan Gaben ve Breslau adlı Alman savas gemilerinin bogazlardan geçmesine izin verir ve bogazları tüm yabancı gemilere kapatır. Gaben ve Breslau’nun bogazlardan geçmesine itilaf devletlerinin tepkisine yol açar, bunun üzerine Osmanlı devleti, bu iki gemiyi daha önce Ingilizlere siparis ettikleri ve hatta parasını ödedikleri halde alamadıkları iki gemi yerine satın aldıkları açıklar. Böylece Yavuz ve Midilli adı verilen bu iki savas gemisi Osmanlı Donanması’na katılmıs olur.
27 Eylül 19142te Amiral Souchon komutasındaki Yavuz, tatbikat amacıyla çıktıgı Karadeniz2de Ruslara ait Sivastopol ve Novorosrok limanlarını bombalayınca 1 Kasım 19142te Ruslar Kafkasya’da sınırı geçerek fiilen savas baslatmıs ve Osmanlı Devleti de sıcak savasın içine çekilmis olur.
Adına Türküler yakılmıs olan, solmus fotografları yada tasvirleri, yazarları boyunca hiç deniz yüzü görmemis Anadolu köylüsünün duvarlarını süslemistir.
O yedi düverle karsı gelmis, neredeyse her kösesi isgal edilmis imparatorlugun küllerinden yepyeni bir devlet kurmus Türk ulusunun gururuydu.
Gaben ve Breslau yada Yavuz ve Midilli Osmanlı Devletin’nin I. Dünya savasına resmen girisinde önemli rol oynamıstır.
Dünya tarihinde en uzun ömürlü kruvazör olarak da bir rekor kıran Yavuz daha sonra sökülmek üzere satılmıs ve 7 Haziran 1973’te Gölcük Deniz Vosünde yapılan duygulu bir törenle Türk deniz kuvvetlerinden ayrıldı.











tşk paylaşım için çok saol
güzel bir paylaşım emeğine sağlık büyük bir zevkle okuyacağımda inşallah bitersiritansiritansiritan
Teşekkürler Güzel olmuş.
Referans URL