Arkadaşlar, en geç bu akşama kadar şu konular hakkında ödeve ihtiyacım var.
İlahi, Gazel, Nefes, Battalname, Danişmentname, Deli Dumrul.
İlgilenen arkadaşlara şimdiden teşekkür ediyorum.
İLAHİ
İlahi, dini bir müzik türüdür.İlahi: "Tanrı'yı övmek,O'na dua etmek ve en büyük aşkın Allah aşkı olduğunu belirtmek amacıyla yazılmıs makamla okunan dini tasavvufi halk edebiyatı nazım şeklidir.". Arapça kökenli bir kelimedir. Bir başka kullanımı da şaşma ve sitem bildiren ünlemdir.
İlahiler çok eski zamanlardan bu yana dinlerin ve inançların önemli bir parçasını oluşturmuştur. Her dinin ilahilere farklı bir bakışı vardır. Her dinin farklı ilahileri vardır. İlahiler bir dinin kutsal metinlerinin bir parçasını oluşturup, kutsi bir mahiyete sahip olabilir veya sadece o dinin inandığı Tanrı veya tanrısal mefhumları övmek için inananlar tarafından yazılmış, kutsiyeti bulunmayan metinler de olabilirler. İlahiler çoğu dinde din eğitiminin bir önemli bir parçasıdır. Bazı dinlerde ve inanışlarda ilahi söylemek bir tür ibadettir. Fakat, ilahi söylemek çoğu inanışta belirli ibadetlerin sadece bir parçasını oluşturur
GAZEL
Gazel divan edebiyatının en yaygın kullanılan nazım biçimidir. Önceleri Arap edebiyatında kasidenin tegaüzzül adı verilen bir bölümü iken sonra ayrı bir biçim halinde gelişmiştir. Gazelin beyit sayısı 5-15 arasında değişir. Daha fazla beyitten olaşan gazellere müyezzel ya da mutavvel gazel denilir. Gazelin ilk beyti "matla", son beyti ise "makta" adını alır. Matla beytinin dizeleri kendi aralarında uyaklıdır (musarra). Sonraki beyitlerin ilk dizeleri serbest ikinci dizeleri ilk beyitle uyaklı olur. Birden fazla musarra beytin bulunduğu gazel "zü'l-metali", her beyti musarra olan gazel ise "müselsel" gazel adıyla bilinir. İlk beyitten sonraki beyte "hüsn-i matla" (ilk beyitten güzel olması gerekir), son beyitten öncekine "hüsn-i makta" (son beyitten güzel olması gerekir) denir. Gazelin en güzel beyti ise "beytü'l-gazel" ya da "şah beyit" adıyla anılır. Bunun yeri ya da sırası önemli değildir. Bazı gazellerin matlasını oluşturan dizelerden birinci ya da ikincisinin matlasının ikinci dizesi olarak yenilenmesine "redd'i-matla" denir. Şair mahlasını (şairin takma adı, ya da tanındığı ad) maktada ya da "hüsn-i" maktada söyler. Bu durumda beyit ikinci bir adla "mahlas beyti" ya da "mahlashane" olarak anılır. Şairin mahlasını tevriyeli kullanmasına "hüsn-i tahallüs" de Dize ortalarında uyak bulunan gazele musammat, sonu getirilmemiş ya da beyit sayısı 5’in altında bulunan gazellere de "natamam" gazel denir. Başka şairlerin birkaç dize ekleyerek bend biçimine dönüştürdüğü gazellere "tahmis", "terbi" adı verilir. Bütün beyitlerinde aynı düşüncenin ele alındığı gazeller "yekahenk gazel", her beyti öncekinden ustalıklı biçimde söylenmiş gazeller de "yekavaz gazel" olarak adlandırılır. Gazeller konularına göre de çeşitli isimlerle tanımlanır. Aşka ilişkin acı, mutluluk gibi içli duyguların dile getirildiği gazeller "aşıkane", içki, yaşama boş verme, yaşamdan zevk alma gibi konularda yazılanlara "rindane" denir. Aşıkane gazellere en iyi örnek Fuzûlî’nin gazelleri, rindane gazellere en iyi örnek ise Bâkî’nin gazelleridir. Kadınları ve ten zevklerini konu edinen gazeller ise, örneğin Nedîm’in gazelleri, "şuhane", öğretici nitelikli gazellere, örneğin Nâbî’nin gazelleri, "hakimane gazel" denir. Gazeller eskiden bestelenerek okunurdu. Özelikle bestelenmek için yazılmış gazeller de vardır. Gazelleri makamla okuyan kişilere "gazelhan", gazel yazan usta şairlere ise "gazelsera" adı verilir. Gazel, Türk müziğinde ise şiirin bir hanende tarafından doğaçtan seslendirilmesidir. Sesle taksim olarak da bilinir. û== Örnek gazel (Fuzuli) == GAZEL
Benî candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı<br Felekler yandı âhımdan murâdım şem’i yanmaz mı
Kamû bîmârınâ cânan devâ-yî derd eder ihsan
Niçin kılmaz manâ derman menî bîmâr sanmaz mı
Gamım pinhan dutardım ben dedîler yâre kıl rûşen
Desem ol bî vefâ bilmen inânır mı inanmaz mı
Şeb-î hicran yanar cânım töker kan çeşm-i giryânım
Uyârır halkı efgaanım karâ bahtım uyanmaz mı
Gül’î ruhsârına karşû gözümden kanlu âkar sû
Habîbım fasl-ı güldür bû akar sûlar bulanmaz mı
Değildim ben sanâ mâil sen etdin aklımı zâil
Bana ta’n eyleyen gaafil senî görgeç utanmaz mı
Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır
Sorun kim bû ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mÎ
NEFES
Dini temellere bağlı aşık edebiyatı nazım şekillerinden ilahilerin Alevi-Bekteşi aşıklarınca yazılanlarına denir. Konusu genellikle tasavvuftaki vahdet-i vücud, Alevi-Bektaşi ilkeleri, tarikat kurallarıyla ilgilidir. Dili sade bir Türkçe olan nefesler biçim olarak koşmaya benzer. Dörtlükler halinde hece ölçüsünün 7, 8, 11’li kalıpları ile ya da az da olsa aruzla yazılanlara rastlanmaktadır. Dörtlük sayısı 3-7 arasında değişir. Fazla da olabilir.
Örnek
Biz Urum Abdallarıyız
Maksadımız yârdır bizim
Geçtik ziynet kabâsından
Gencinemiz erdir bizim
Dâim kılarız biz zârı
Harceyleriz elden var,
Dost yoluna verdik seri
Mürkirimiz hârdır bizim
Aşk bülbülüyüz öteriz
Râh-i Hakka yüz tutarız
Mânâ gevherin satarız
Mürşidimiz vardır bizim
İstivâyı gözler gözüm
Seb’almesanidir yüzüm
Ene’l Hakk’ı söyler sözüm
Mi’râcımız dârdır bizim
Haber aldık mahkemâttan
Geçmeyiz zâttan sıfattan
Balım nihan söyler Haktan
İrşâdımız sırdır bizim
BATTALNAME
Battal gazi hakkında bugüne ulaşabilmiş kaynaklar olarak bakabileceklerimiz, sadece mesnevi tarzı yazılmış, birbirini hem destekleyen hem de çelişen olgular içeren destanlar ve halkın hafızasında kalmış olan bilgilerdir. Yaşadığı tarihle ilgili kesin bir bilgiye sahip olmak istersek şöyle bir sonuca ulaşırız: Battal gazi destanı nda ve halk hikayelerinde battal gazinin arap ordusuyla birlikte istanbulu kuşattığı bilinmektedir. Bu kuşatma hem denizden hem de karadan olmuştur. Başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Destanda battal'ın düşmanı imparatorun ismi leon'dur. Arap komutanına oyun oynayıp kuşatma başladığında istanbula geçip imparatorluğunu ilan etmiştir. Arap tarihinde 2. İstanbul kuşatmasının tarihi 717-718 dir. Bizans tarihinde de bu aynıdır ve bizans tarihinde imparator 3. Leonun tahta çıkma tarihi 717 dir. Destandaki leon'un imparator 3. Leon olma olasılığı yüksektir. Yine destanda battal gazi'nin kuşatma sırasında yirmili yaşlarında olduğunu göz önüne alırsak battal gazi'nin doğum yılı 690-695 civarıdır. Battal gazi'nin ölüm yılının 740 olduğunda tarihçiler mütabakata varmışlardır.
Battal gazi hakkındaki genel tarihsel bilgi onun bir arap kumandanı olduğudur. Hatta 'Battal' kelimesi de arapça kökenli bir sözcüktür. Ancak bu sözcük, mezopotamya'da genel olarak kullanılmaktadır. Battal Gazi'nin yaşadığı döneme bakacak olursak, Anadolu'da bir Türk veya Arap olgusunun olmadığı zamandır. Hakkındaki kaynaklara, yani mesneviler ve halk hikayelerine bakıldığında, kendisinin; Bizans kilisesinin zulmünden bıkan halkın hakkını savunmak için halktan bir ordu topladığı ve Bizans'la savaştığı görülmekte. Kilise kayıtlarında, o zamanki Anadolu halkının din inanışı lanetlenerek anlatılırken, bahsedilen inanç biçimi, 'pir'leriyle, ibadetleriyle, günümüz alevilerine çok benzemektedir. Kilisenin baskı yaptığı halk da bu halktır. Battal Gazi'nin halkın içinden çıkan bir kahraman olması, dışarıdan gelip de akıncılık yapması düşüncesindan daha yüksek bir ihtimâl. O zamanlar ezilen ve dolayısıyla isyan noktasında Battal Gazi'nin etrafında toplanan halk, büyük olasılıkla bugünkü Anadolu Alevileri'dir. Günümüzdeki Battal gazi'nini yaşatılmasına bakarsak, resmi tarih haricinde, alevi halk tarafından yaşatılmakta. Battal Gazi türbesi, alevi halkın her sene uğradığı yer. O dönemdeki halk, çok büyük ihtimalle Anadolu'nun yerli halkıdır. fakat bu konudaki tartışmalar devam etmektedir.
DANİŞMENTNAME
Anadolunun fethini ve bu mücadelenin kahramanlarını anlatan, X11. yüzyılda sözlü olarak şekillenen XIII. yüzyılda yazıya geçirilen islâmî Türk destanlarındandır. Danişmendnâme'de hikâye edilen olayların tarihi gerçeklere uygunluğu, kahramanlarının yaşamış Türk beyleri olmalarından, Anadolu coğrafyasının gerçek isimleriyle anılmasından dolayı uzun süre tarih kitabı olarak nitelendirilmiştir.
Köroğlu metni destan adıyla anılmakla ve bazı destanî niteliklere de sahib olmakla birlikte XX. yüzyılda Anadolu'dan derlenen örnekleri daha çok halk hikâyesi geleneğine yakındır.
DEDE KORKUT (DELİ DUMRUL) DESTANI
Asıl kaynağı sözlü edebiyat geleneğimiz olmakla birlikte, Türk yazılı edebiyatının en seçkin eserlerinden birisi de Dede Korkut Kitabı'dır. Yazarının kimliği bilinmeyen, yazıya geçirildiği dönem 15.-16. yüzyıllar olarak tahmin edilen bu kitabın bilinen iki yazmasında mevcut olan oniki destanı hikaye ve bir giriş, eserde konu edilen olayların ve bu olayları yaşamış olan Oğuz Türkleri'nin 9.--11. yüzyıllara ait hayatlarını konu eder. Başka bir ifadeyle Oğuzların devlet ve boy teşkilatlarını, dost ve düşmanlarını, sevinç ve kederlerini, gelenek ve göreneklerini, ekonomik ve sosyal hayatlarını anlatır. Kitaptaki giriş ve destani hikayelerde bilgi verilen hususlardan birisi de hiç şüphesiz beşeri karakterler ve bunların temel özellikleridir.
İdeal ve örnek insan tipi her toplum ve kültürün her dönemde araştırdığı, özelliklerini ve sınırlarını yeniden belirlemeye çalıştığı bir meseledir. Bu sebeple, her edebi eserde farklı karakterlerle karşılaşır ve bunlardan çıkan yeni tip belirlemeleri yaparız. Her edebi eserde özellikleri yeniden belirlenen bu karakterlerin oluşturduğu tiplerden kendimize örnekler seçer veya çevremizdekilere bunları örnek olarak gösteririz. Bu karakterler arasından ideal tip olarak belirlenenlerin özellikleri çocuklara veya yeni nesillere örnek gösterilir. Kültürler arası temel farklardan birisi de bu ideal insan tiplerinin her toplum tarafından farklı bir şekilde belirlenmesinden kaynaklanır. Ancak bazı karakterlerin tip özellikleri milletlerarası olduğu gibi, bazı karakterler de tamamen millîdir. Örneğin, Mustafa Kemal Atatürk gibi hepimizin çok iyi tanıdığı bir karakter hem millî, hem de milletler arası örnek alınan yeni aydın ve devlet adamı tipidir. Yine sadece kendi toplumuna değil, bütün insanlığa hizmet eden bilim adamları, mucitler ve kaşifler bilim adamı ve aydın insan tipi olarak çocukluğumuzdan itibaren hayat hikayelerini okuyup, kendilerini örnek aldığımız ideal insan tipleridir. Millî tipler ise hayatları ve yaşadıkları olaylar daha çok sözlü ve yazılı kaynaklarda anlatılan karakterlerdir.
Burada kısaca edebi eserde karakter ve tip arasındaki ilişkiden bahsetmek istiyorum. Edebi eserlerde anlatılan olay, kahraman veya kahramanlar etrafında örülür. Bir anlatmadaki iç ve dış dünyaya yönelik olayları veya vakayı yaşayan kişiler karakter veya karakterlerdir. Bunlar her anlatmada çeşitlilik gösterir ve sabit özellikleri çok azdır. Edebi yani fiktif olan karakterler her yazarın muhayyilesinde oluşturduğu özellikleri yansıtırlar.
Tip ise, tek bir eserde değil, benzer özellikleriyle bir çok eserde karşımıza çıkan kesin bazı sabit özelliklere sahip olan karakter veya karakterlerdir. Tipler "muayyen bir devirde toplumun inandığı temel kıymetleri temsil ederler. Bunlar arasında toplumun sevmediği, küçük gördüğü, alay ettiği tipler de vardır."1
Edebi yaratmalardan destanlarda ideal insan tipi daha çok kendi şahsi hırslarının ve arzularının çok üstüne çıkmış, kendi toplumu için her defasında hayatını ortaya koyma cesaret ve kabiliyeti göstermiş karakterler etrafına bina edilmiştir. Destanlarda anlatılan kahramanlıkları yaşayanlar, üstün başarı gösteren karakterler genellikle erkek karakterlerdir. Bunun sebebini antropologların görüşlerinden de yararlanarak şöyle açıklamak mümkündür. Göçebe veya pastoral toplum yapısında iki tür mücadele esastır. Bunlardan birincisi, geniş sürülere sahip olan aynı boya mensup kişiler arasında söz konusu edilen mücadeledir, ki biz buna destanlarda bir mücadeleden daha çok, bir tür yarışma olarak rastlarız. İkincisi de aynı soydan, aynı boy ve kabileden gelenlerin ortak çıkarları için dıştan gelen tehlikelere karşı mücadeleleri. Bunların her ikisi de toplumda erkeği saldırgan (agressive) yapar. Dolayısıyla, her iki durumda da yapılan mücadelelerin anlatımı da çoğunlukla erkeklerin mücadelesi gibi yansıtılır. Böylece bir boy veya kabile içinde başarılarından söz edilen, boy yönetiminde söz sahibi olan şahsi erkek karakterler ön plana çıkar. Ancak bu karakterler ve oluşturdukları tip özellikleri, toplum çıkarlarıyla çatışmayan, aksine toplum şemsiyesi altında sunulan özelliklerdir.
Biraz geç geldi ama teşekkürler.
+Rep...