15-01-2007, 10:56 AM
BENZETME(TEŞBİH)
Aralarında benzerlik ilgisi bulunan iki kavram yâda varlıktan birini diğerine benzetilmesi ile yapılan sanattır. Sadece şiirde değil düz yazıda hatta konuşma dilinde bile çok kullanılır.
Bir benzetmede dört unsur bulunur benzeyen, kendisine benzetilen, benzetme yönü, benzetme edatı
Altın gibi sarı başaklar görünüyordu.
Altın: kendisine benzetilen
Gibi: benzetme edatı
Sarı: benzetme yönü
Başaklar: benzeyen
İSTİARE
İkiye ayrılır
1)AÇIK İSTİARE: benzetme unsurlarından sadece kendisine benzetilenle yapılır. Benzetmenin diğer unsurları söylenmez okuyucunun yorumuna bırakılır.
Sabahtan uğradım ben bir fidana
Dizesindeki ‘fidan’ sözcüğünün sevilen kişiyi ifade ettiği bellidir. Eğer bir benzetmenin bütün unsurlarını söylersek yani ‘fidan’ yerine ‘fidan gibi narin sevgili’ dersek ‘fidan’ sözünün kendisine benzetilen olduğunu görebiliriz.
2)KAPALI İSTİARE: benzetme unsurlarından benzeyen ve benzetme yönüyle yapılır.
Mezarda ölü gibi yalnız kaldım odamda
Yanan alnım duvarda sönen gözlerim camda
Dizelerinin ikincisinde altı çizili sözlerde kapalı istiare vardır. Çünkü alnın yanması gözlerin sönmesi bir benzetmenin olduğunu hissettiriyor. Yanmak ateşe ait bir özelliktir; sönmekte öyle buna göre bir benzetmenin unsurlarını açık olarak yazsak,
‘ateş gibi yanan alnım’
Ateş: kendisine benzetilen
Gibi: benzetme edatı
Yanan: benzetme yönü
Alnım: benzeyen
Sözü ortaya çıkar. Görüldüğü gibi şiirde kendisine benzetilen ve benzetme edatı yoktur. Sadece benzeyen ve benzetme yönü vardır öyleyse sanat, kapalı istiaredir.
MECAZ-I MÜRSEL
Bir sözü, benzetme amacı gütmeden, başka bir söz yerine kullanma sanatıdır. Genellikle bütünün, bir parçası söylenerek tümü çağrıştırılır.
Kan tükürsün adını candan anan dudaklar
Sana benim gözümle bakan gözler kör olsun
Dizelerinde ‘dudaklar’ ve ‘gözler’ sözcükleri aslında kişiyi ifade eder. İnsan söylenmemiş, organları söylenip insan çağrıştırılmış.
KİŞİLEŞTİRME(TEŞHİS)
İnsan dışındaki varlıklara insana özgü insanın yapabileceği davranışları yaptırma sanatıdır.
Akıyordu su
Gösterip aynasında söğüt ağaçlarını
Salkım söğütler yıkıyordu suda saçlarını
Dizelerinde insana ait olan ‘saç’ın söğütte olduğu söylenmiş ve insanın yaptığı ‘yıkamak’ eylemini ‘söğütler’ yapmıştır.
İNTAK(KONUŞTURMA)
İnsan dışındaki varlıkları konuşturma sanatıdır.
Dal bir gün dedi ki tomurcuğuna
‘tenimde bir yara işler gibisin
Titrerim rüzgârlar zarar vermesin’
Bu şiirde dal konuşturulduğu için intak yapılmıştır. İntak sanatının olduğu yerde teşhis doğal olarak vardır.
KİNAYE
Bir sözün gerçek anlamını söyleyip mecaz anlamını çağrıştırma sanatıdır. Bu sanata sözün gerçek anlamı da söylenmiş olabilir. Ancak asıl kastedilen geçerli olan mecaz anlamdır.
Bulmadım dünyada gönle mekân
Nerde bir gül bitse etrafı diken
Dizelerinde son dizede kinaye yapılmıştır. Çünkü gerçekten gülün olduğu yerde mutlaka dikenlerde vardır. Ancak burada asıl söylenmek istenen ‘nerde iyilik olsa çevresinde mutlaka kötülükte olur’ anlamıdır. Yani dizede söylenen gerçek anlamın ardında bir mecaz anlam vardır. Buna kinaye denir.
TEZAT(ZIT ANLAM)
Anlamca birbirlerine karşıt olan durumların fikirlerin bir arada kullanılması sanatıdır.
İçimde kor donar buzlar tutuşur
Yağan ateş midir kar mıdır bilmem
Bu şiirde ‘kor’un donması ‘buzlar’ in tutuşması tezat bildirmektedir.
TELMİH(HATIRLATMA)
Söz arasında bir olayı bir atasözünü bir fıkrayı hatırlatma sanatıdır. Hatırlatılmak istenen şey hakkında ipucu olabilecek bazı özellikler verilir.
Daha dün neşe verirken yâdı
Gömelim ağlayarak kalbimize
Şimdi hicran dolu Sadabad’ı
Onu son matem unutturdu bize
Bu dizelerde geçen ‘Sadabad’ sözü Osmanlı döneminin ‘lale devri’nin ve o devrin zevk, safa âlemlerinin yapıldığı yerleri hatırlatıyor.
HÜSN-Ü TALİL
Bir olgunun gerçek nedeni bilindiği halde onu başka bir nedenden oluyormuş gibi gösterme sanatıdır. Sanatçı gerçek sebebi inkâr ederek yerine heyecanına uygun bir neden gösterir.
Ateşten kızaran bir gül ararda
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi
Dizelerine baktığımızda şair, çoban çeşmesi adını verdiği derenin akışının nedenini ‘ateşten kızaran bir gülü aramak’ olarak söylemiştir. Oysa derenin akmasıyla gül araması arasında gerçekte bir ilgi yoktur. Bu nedeni şair kendisi kurmuştur.
TECAHÜL-İ ARİF
Bilinen bir şeyi, bir anlam niceliği oluşturmak için bilmiyor görünme sanatıdır.
Çördükler, cevizler, iğdelerin
Gidin bakın gölgeleri orda mı?
Dizelerini incelediğimizde, şairin, gölgelerin orada olmadığını bildiği halde ‘gidin bakın’ demesi bildiği bir durumu bilmezden gelmesi olarak görülebilir.
CİNAS
Şiirde yazılışları aynı anlamları farklı sözlerin bir arada kullanılmasıyla oluşan sanattır. Cinaslı kafiyede bunu görmüştük
Ben sana bülbül, bana sen Gülşen ol
Ko beni ağlayayım, sen gül, şen ol
Dizelerindeki altı çizili sözcüklere baktığımızda birinci dizedeki ‘Gülşen ol’ sözünün gül bahçesi ol anlamına geldiğini, ikinci dizedekinin ise neşeli olmak anlamında olduğunu görüyoruz. Yazılışları aynı anlamları farklı bu sözler cinas oluşturmuştur.
TEVRİYE
Birkaç anlamı olan bir kelimenin iki yâda daha fazla anlama gelecek şekilde kullanılması sanatıdır. Bu anlamların tümü de gerçektir. Bu yönüyle kinayeden ayrılır; çünkü kinayede mecaz anlam çağrıştırılır.
Ulusun, korkma nasıl böyle bir imanı boğar
Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar
Dizelerindeki ‘ulusun’ sözü hem yücesin, asilsin anlamına gelmiş, hem de ‘bir köpek gibi ses çıkarsın’ anlamını kullanmış. Bu anlamların ikisi de gerçektir.
TARİZ
Bir kişiyi, olayı yâda durumu alaylı yoldan, iğneleyici bir dille eleştirme sanatıdır.
Yiyin efendiler yiyin bu han-ı yağma sizin
Doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin
Dizelerinde devlet malını yiyip bitirenlerin eleştirdiği görülüyor; tariz yapılmıştır.
MÜBALAĞA(ABARTMA)
Bir durumu olduğundan çok büyük yâda çok küçük gösterme sanatıdır.
Güneşi yanıma alıyorum
Açıyorum önüme denizi
Ağaç taş, güneş deniz
Aç, biilaç hepsi
Dizelerinde şairin güneşi yanına alması, denizi önüne açması gerçekte olmayacak bir durumun, olacakmış gibi söylenmesidir.
TEKRİR
Anlamı kuvvetlendirmek için bir veya birkaç kelimenin dizelerde tekrarlanmasıdır.
Kimse yetişmemiş kimseye
Kimse kimseyi anlayamaz
Kimse kimseyi eğitmemiş
Dizelerinde geçen ‘kimse’ sözcüklerinin tekrir oluşturduğu söylenebilir.
TENASÜP
Aralarında anlam ilgisi bulunan sözleri bir sıra gözetmeksizin bir arada kullanma sanatıdır.
Bülbüllerin ister seni ey gönce-dehen gel
Gül gittiğini anmayalım Gülşen e sen gel
Dizelerinde bülbül, gonca, gül, Gülşen gibi bahçede bulunan şeyler sıralanmıştır.
SECİ
Düz yazıda kafiyeli sözcüklerin kullanılması sanatıdır.
İlahi! Bekaa isteyen candan vücut afetlerini
Sen def et! Dirlik uman gönülden varlık hicabını
Sen ref et! Can sırrın isteyene şer yolunu
Tarik et! Yokluk yoluna gidene Tevfikini refik et!
Bu yazıda altı çizili sözler birbiriyle kafiyelidir. Düz yazıda kafiye kullanılması ise seci sanatı oluşturur.
Aralarında benzerlik ilgisi bulunan iki kavram yâda varlıktan birini diğerine benzetilmesi ile yapılan sanattır. Sadece şiirde değil düz yazıda hatta konuşma dilinde bile çok kullanılır.
Bir benzetmede dört unsur bulunur benzeyen, kendisine benzetilen, benzetme yönü, benzetme edatı
Altın gibi sarı başaklar görünüyordu.
Altın: kendisine benzetilen
Gibi: benzetme edatı
Sarı: benzetme yönü
Başaklar: benzeyen
İSTİARE
İkiye ayrılır
1)AÇIK İSTİARE: benzetme unsurlarından sadece kendisine benzetilenle yapılır. Benzetmenin diğer unsurları söylenmez okuyucunun yorumuna bırakılır.
Sabahtan uğradım ben bir fidana
Dizesindeki ‘fidan’ sözcüğünün sevilen kişiyi ifade ettiği bellidir. Eğer bir benzetmenin bütün unsurlarını söylersek yani ‘fidan’ yerine ‘fidan gibi narin sevgili’ dersek ‘fidan’ sözünün kendisine benzetilen olduğunu görebiliriz.
2)KAPALI İSTİARE: benzetme unsurlarından benzeyen ve benzetme yönüyle yapılır.
Mezarda ölü gibi yalnız kaldım odamda
Yanan alnım duvarda sönen gözlerim camda
Dizelerinin ikincisinde altı çizili sözlerde kapalı istiare vardır. Çünkü alnın yanması gözlerin sönmesi bir benzetmenin olduğunu hissettiriyor. Yanmak ateşe ait bir özelliktir; sönmekte öyle buna göre bir benzetmenin unsurlarını açık olarak yazsak,
‘ateş gibi yanan alnım’
Ateş: kendisine benzetilen
Gibi: benzetme edatı
Yanan: benzetme yönü
Alnım: benzeyen
Sözü ortaya çıkar. Görüldüğü gibi şiirde kendisine benzetilen ve benzetme edatı yoktur. Sadece benzeyen ve benzetme yönü vardır öyleyse sanat, kapalı istiaredir.
MECAZ-I MÜRSEL
Bir sözü, benzetme amacı gütmeden, başka bir söz yerine kullanma sanatıdır. Genellikle bütünün, bir parçası söylenerek tümü çağrıştırılır.
Kan tükürsün adını candan anan dudaklar
Sana benim gözümle bakan gözler kör olsun
Dizelerinde ‘dudaklar’ ve ‘gözler’ sözcükleri aslında kişiyi ifade eder. İnsan söylenmemiş, organları söylenip insan çağrıştırılmış.
KİŞİLEŞTİRME(TEŞHİS)
İnsan dışındaki varlıklara insana özgü insanın yapabileceği davranışları yaptırma sanatıdır.
Akıyordu su
Gösterip aynasında söğüt ağaçlarını
Salkım söğütler yıkıyordu suda saçlarını
Dizelerinde insana ait olan ‘saç’ın söğütte olduğu söylenmiş ve insanın yaptığı ‘yıkamak’ eylemini ‘söğütler’ yapmıştır.
İNTAK(KONUŞTURMA)
İnsan dışındaki varlıkları konuşturma sanatıdır.
Dal bir gün dedi ki tomurcuğuna
‘tenimde bir yara işler gibisin
Titrerim rüzgârlar zarar vermesin’
Bu şiirde dal konuşturulduğu için intak yapılmıştır. İntak sanatının olduğu yerde teşhis doğal olarak vardır.
KİNAYE
Bir sözün gerçek anlamını söyleyip mecaz anlamını çağrıştırma sanatıdır. Bu sanata sözün gerçek anlamı da söylenmiş olabilir. Ancak asıl kastedilen geçerli olan mecaz anlamdır.
Bulmadım dünyada gönle mekân
Nerde bir gül bitse etrafı diken
Dizelerinde son dizede kinaye yapılmıştır. Çünkü gerçekten gülün olduğu yerde mutlaka dikenlerde vardır. Ancak burada asıl söylenmek istenen ‘nerde iyilik olsa çevresinde mutlaka kötülükte olur’ anlamıdır. Yani dizede söylenen gerçek anlamın ardında bir mecaz anlam vardır. Buna kinaye denir.
TEZAT(ZIT ANLAM)
Anlamca birbirlerine karşıt olan durumların fikirlerin bir arada kullanılması sanatıdır.
İçimde kor donar buzlar tutuşur
Yağan ateş midir kar mıdır bilmem
Bu şiirde ‘kor’un donması ‘buzlar’ in tutuşması tezat bildirmektedir.
TELMİH(HATIRLATMA)
Söz arasında bir olayı bir atasözünü bir fıkrayı hatırlatma sanatıdır. Hatırlatılmak istenen şey hakkında ipucu olabilecek bazı özellikler verilir.
Daha dün neşe verirken yâdı
Gömelim ağlayarak kalbimize
Şimdi hicran dolu Sadabad’ı
Onu son matem unutturdu bize
Bu dizelerde geçen ‘Sadabad’ sözü Osmanlı döneminin ‘lale devri’nin ve o devrin zevk, safa âlemlerinin yapıldığı yerleri hatırlatıyor.
HÜSN-Ü TALİL
Bir olgunun gerçek nedeni bilindiği halde onu başka bir nedenden oluyormuş gibi gösterme sanatıdır. Sanatçı gerçek sebebi inkâr ederek yerine heyecanına uygun bir neden gösterir.
Ateşten kızaran bir gül ararda
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi
Dizelerine baktığımızda şair, çoban çeşmesi adını verdiği derenin akışının nedenini ‘ateşten kızaran bir gülü aramak’ olarak söylemiştir. Oysa derenin akmasıyla gül araması arasında gerçekte bir ilgi yoktur. Bu nedeni şair kendisi kurmuştur.
TECAHÜL-İ ARİF
Bilinen bir şeyi, bir anlam niceliği oluşturmak için bilmiyor görünme sanatıdır.
Çördükler, cevizler, iğdelerin
Gidin bakın gölgeleri orda mı?
Dizelerini incelediğimizde, şairin, gölgelerin orada olmadığını bildiği halde ‘gidin bakın’ demesi bildiği bir durumu bilmezden gelmesi olarak görülebilir.
CİNAS
Şiirde yazılışları aynı anlamları farklı sözlerin bir arada kullanılmasıyla oluşan sanattır. Cinaslı kafiyede bunu görmüştük
Ben sana bülbül, bana sen Gülşen ol
Ko beni ağlayayım, sen gül, şen ol
Dizelerindeki altı çizili sözcüklere baktığımızda birinci dizedeki ‘Gülşen ol’ sözünün gül bahçesi ol anlamına geldiğini, ikinci dizedekinin ise neşeli olmak anlamında olduğunu görüyoruz. Yazılışları aynı anlamları farklı bu sözler cinas oluşturmuştur.
TEVRİYE
Birkaç anlamı olan bir kelimenin iki yâda daha fazla anlama gelecek şekilde kullanılması sanatıdır. Bu anlamların tümü de gerçektir. Bu yönüyle kinayeden ayrılır; çünkü kinayede mecaz anlam çağrıştırılır.
Ulusun, korkma nasıl böyle bir imanı boğar
Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar
Dizelerindeki ‘ulusun’ sözü hem yücesin, asilsin anlamına gelmiş, hem de ‘bir köpek gibi ses çıkarsın’ anlamını kullanmış. Bu anlamların ikisi de gerçektir.
TARİZ
Bir kişiyi, olayı yâda durumu alaylı yoldan, iğneleyici bir dille eleştirme sanatıdır.
Yiyin efendiler yiyin bu han-ı yağma sizin
Doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin
Dizelerinde devlet malını yiyip bitirenlerin eleştirdiği görülüyor; tariz yapılmıştır.
MÜBALAĞA(ABARTMA)
Bir durumu olduğundan çok büyük yâda çok küçük gösterme sanatıdır.
Güneşi yanıma alıyorum
Açıyorum önüme denizi
Ağaç taş, güneş deniz
Aç, biilaç hepsi
Dizelerinde şairin güneşi yanına alması, denizi önüne açması gerçekte olmayacak bir durumun, olacakmış gibi söylenmesidir.
TEKRİR
Anlamı kuvvetlendirmek için bir veya birkaç kelimenin dizelerde tekrarlanmasıdır.
Kimse yetişmemiş kimseye
Kimse kimseyi anlayamaz
Kimse kimseyi eğitmemiş
Dizelerinde geçen ‘kimse’ sözcüklerinin tekrir oluşturduğu söylenebilir.
TENASÜP
Aralarında anlam ilgisi bulunan sözleri bir sıra gözetmeksizin bir arada kullanma sanatıdır.
Bülbüllerin ister seni ey gönce-dehen gel
Gül gittiğini anmayalım Gülşen e sen gel
Dizelerinde bülbül, gonca, gül, Gülşen gibi bahçede bulunan şeyler sıralanmıştır.
SECİ
Düz yazıda kafiyeli sözcüklerin kullanılması sanatıdır.
İlahi! Bekaa isteyen candan vücut afetlerini
Sen def et! Dirlik uman gönülden varlık hicabını
Sen ref et! Can sırrın isteyene şer yolunu
Tarik et! Yokluk yoluna gidene Tevfikini refik et!
Bu yazıda altı çizili sözler birbiriyle kafiyelidir. Düz yazıda kafiye kullanılması ise seci sanatı oluşturur.