Dersizle Forumları

Full Versiyon: ahali mübadelesi
Şu anda tam olmayan bir veriyonu görüntülüyorsunuz. Tam versiyonu görmek için, buraya tıklayın
arkadaşlar bana türk yunan nüfus mübadelsini(ahali mübadelesi) bulabilirseniz sevinirim.
Ahali Mübadelesi
1923'te imzalanan Lozan Antlaşması gereğince, Türkiye'deki Rumlarla, Yunanistan'daki Türklerin büyük bölümünün karşılıklı değiştirilmesi.
Osmanlı Devleti'nin son zamanlarında meydana gelen Kırım, Doksanüç ve Balkan harplerinden sonra, Anadolu'ya Kırım'dan, Kafkaslardan ve Balkanlardan pekçok Müslüman-Türk nüfus göç etti. Öte yandan, Tanzimat'tan sonra gayrimüslim tebaaya ve azınlıklara verilen imtiyazlar, özellikle Rumların ekonomik bakımdan güçlenmesi neticesini ortaya çıkardı. Bu sebeple, Yunanistan'dan Anadolu'ya göç oldu. Rumlar özellikle İstanbul'da, Batı Anadolu'da, Trakya'da ve Karadeniz kıyılarında yerleştiler. Ekseriyeti şehirlerde oturan, ticaret ve sanatla meşgul olan Rumlar, dış ticarette ve imalat sanayiinde önemli yer tuttular. 1919 senesinde, Batı Anadolu'daki imalathanelerin % 73'ü, Rumların elindeydi.

Osmanlı Devletinin parçalanması, yeni devletlerin kurulması, kurulan devletlerin Müslüman-Türklere zulüm ve işkenceler yapmaları neticesinde, Rumeli'den Türkiye'ye büyük göçler oldu. bu göçler 1911-12 Balkan Savaşları sonrasında hızlandı. 140 bini Yunanistan'dan olmak üzere, 400 bin Müslüman-Türk, Türkiye'ye geldi. 1919'da Batı Anadolu'daki Yunan işgalinde, yerli Rum ahali, Yunan ordusuyla işbirliği yaptı. Yunan ordusunun, yenilerek geri çekilmesi, Rumların da büyük zarar görmesine, bir kısmının Yunanistan'a kaçmasına sebep oldu (Bkz. Türk Göçleri).

Lozan'da, Yunanistan'daki Müslüman-Türk ahali ile Türkiye'deki Rum ahalinin karşılıklı mübadelesi, yani değiştirilmesi konusu da ele alındı. 30 Ocak 1923'te imzalanan antlaşmaya göre; Batı Trakya'da yaşayan Türkler ile İstanbul'da yaşayan Rumlar dışında kalan bütün Türk ve Rum nüfus değiştirilecekti. Mübadele edilen ahali, bir daha geri dönemeyecek, taşınır mallarını yanlarında götürebilecekler, taşınmazlarını ise karma komisyon denetiminde, altın değerine göre tasfiye edebilecekti. Antlaşmanın uygulanması için, iki ülkeden dörder, Milletler Cemiyeti Kurulunun seçtiği üç üyeden meydana gelen bir komisyon teşkil edildi. Komisyon, ekim 1923'te çalışmaya başladı. Birinci yıl bir miktar ahali mübadele edildi. Fakat İstanbul'daki Rumların tespiti hususunda anlaşmazlık çıktı. Yunanistan, hileli yollara başvurarak, İstanbul'da oturan Rumların doğum yerleri ve İstanbul'a yerleştikleri tarih ne olursa olsun mübadele dışı bırakılmasını istedi. Türkiye ise bunların Türk kanunlarına göre tespit edilmesini istedi.

Milletlerarası Adalet Divanı, Türkiye'nin görüşüne yakın bir karar aldıysa da, Yunanistan, bu karara uymadı. Batı Trakya'daki Müslüman-Türk ahalinin mallarına, antlaşmalara aykırı olarak el koydu. Bu malları, Rum göçmenlere dağıttı. Buna karşılık Türkiye de İstanbul'daki Rumların mallarına el koydu. İki ülke arasında bir müddet gergin bir hava hakim oldu. 1926 senesinde yapılan bir antlaşmayla, el konan taşınmazlar meselesi çözümlendi.

Ahali mübadelesi, 1923'ten 1927'ye kadar sürdü. Mübadele neticesinde 400 bin Müslüman-Türk, Türkiye'ye gelirken 1 milyonu aşkın Rum, Yunanistan'a gitti. Mübadele sırasında giden Rumların yüzde sekseni Anadolu'dan, yüzde yirmisi ise Trakya'dandı. 1927 senesine gelindiğinde, İstanbul'da yaşayan 110.000 Rum kaldı. 1930 senesinde "İkamet, Ticaret ve Seyrisefain Mukavelenamesi" adıyla Yunanistan'la imzalanan antlaşmayla, Türk tebaası bile olmayan Rumlara, Türkiye'de aynen Türk vatandaşları gibi haklar tanındı. Antlaşmada "Mütekabiliyet", yani iki tarafın da bu hakları karşılıklı olarak kullanması hükmü yer aldı. Türkiye'deki Rumlar, bu hakları fazlasıyla kullandılar. Hattâ, Türkiye'de ticari hayatın köprü başlarını, Rumlar tuttu. Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin takip ettiği, tavizci dış politika sebebiyle, Türklerin Yunanistan'da aynı hakları kullanması bir tarafa, ellerindeki hakları, antlaşmalara rağmen alındı. Yunanistan, Batı Trakya Türklerine rahat zulmedebilmek için, Türklerin yaşadıkları bölgeyi, birinci derecede askeri yasak bölge ilan etti.

Güneydoğu Rodoplarda bulunan Pomak Türklerine, Hıristiyanlaştırarak eritme siyaseti tatbik edildi. Pomaklara, yoğun bir şekilde, kendilerinin aslen Türk olmadıkları telkini yapıldı. Pomaklar arasında Türkçe konuşmak yasak edildi. Diğer bölgelerde yaşayan Türkler arasında milli şuura hizmet eden gazeteler kapatıldı. Gazeteciler, çeşitli bahanelerle hapsedilerek, kendilerine işkence yapıldı. Cami, çeşme, mektep gibi dini ve hayrî eserlerin yapılmasına müsaade edilmediği gibi, eskilerin tamir edilmesine de binbir güçlük çıkartıldı. Bu yüzden o güzelim eserler, zamanla harabe hale geldi. Sık sık imar planları değiştirilerek, açılacak yollara Türk-İslam eserleri isabet edecek şekilde çizildi. Türklerin elinde bulunan topraklar, toprak reformu bahanesiyle istimlâk edilerek ellerinden alındı ve istimlâk bedelleri ödenmedi. Türk-İslam mezarlıkları, aynı şekilde istimlâk edilerek ortadan kaldırıldı. Yerlerine de gazino ve sinema gibi eğlence yerleri yapıldı. Türk sözünü kullanmak yasak edilerek, suni bir surette Türk ve İslam ayırımı yapıldı. Böylece, Müslüman Türkler arasına ikilik sokulmaya çalışıldı. Mahalli idarelere seçilmiş bulunan Türkler, Yunan emellerine hizmet etmedikleri takdirde, bunlara işten el çektirildi. Türklere memuriyet hakkı verilmediği gibi, Türklerden alış veriş yapılmasına çeşitli yollarla mani olundu. Türklerin tahsil imkânları, çeşitli yollardan engellendi ve bu suretle, onlar arasından münevver insanların yetişmesi engellendi. El altından ve çeşitli yollarla, Batı Trakya Türklerinin, Türkiye'ye göç etmeleri telkin edildi. Bu suretle, Türk nüfusunun azalmasına, azami gayret sarf edildi. Türkiye'de ise, azınlık durumunda olan Rumlara karşı yumuşak bir politika izlendi.

Konuştukları dillere göre yapılan son nüfus sayımında (1965), Türkiye'de Rumca konuşan 48.000 kişinin olduğu ve 80.000 Rum-Ortodoks olduğu tespit edilmiştir. Bu sayının sonraki yıllarda biraz daha azaldığı tahmin edilmektedir. Yunanistan'da ise, yaklaşık 150.000 Türk bulunmaktadır.
Baska bir kaynakta da;

Ahali Mübadelesi Sorunu
30 Ocak 1923 tarihinde Lozan'da imzalanan Yunan ve Türk Halklarının
Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol'e göre Türkiye'deki
Rum-Ortodokslar ile Yunanistan'daki müslümanların (Türk olmayanlar dahil)
büyük bölümünün karşılıklı olarak yer değiştirmesi. Buna göre Batı
Trakya'da yaşayan müslüman ahali ile İstanbul'da yaşayan Rumlar dışında
nüfus yer değiştirecekti. Daha sonra Lozan Barış Andlaşması ile Gökçeada
ve Bozcaada'daki Rumlar da değişim dışında tutuldu. Değişim konusu olan
ahali bir daha geri dönemeycek, yanında götürebildiği kadar taşınır mal
götürecek, taşınmaz malları ise oluşturulmuş karma komisyon gözetiminde
altın değerine göre tasfiye edebilecekti. Karma Komisyon Ekim 1923'te
çalışmalarına başladı. İlk yıl karşılıklı olarak belli bir sayıda yer
değiştirme olduktan sonra sorunlar ortaya çıkmaya başladı. En önemli sorun
"Etabli" (yerleşmiş) deyiminin kimleri kapsadığı sorunu oldu. Yunanistan
İstanbul'da oturan bütün Rumlar'ın "etabli" sayılmasını isterken, Türkiye
bunun Türk yasalarına göre belirlenmesi gerektiğini savundu. Milletler
Cemiyeti'ne oradan da Uluslararası Sürekli Adalet Divanı'na sevkedilen
sorun, Türkiye'nin görüşüne yakın bir şekilde karara bağlandıysa da,
Yunanistan buna uymadı ve Batı Trakya'daki Türklerin mallarına el koyarak
bunları Rum göçmenlere dağıtmaya başladı. Türkiye de buna karşılık
İstanbul'daki Rumların mallarına el koydu. Bu biçimde tırmanan anlaşmazlık
ilişkilerde bir gerginliğe dönüşünce taraflar bunu 1 Aralık 1926'da
imzaladıkları bir andlaşma ile çözmeye çabaladılar. Ancak bu andlaşma
uygulanamadı ve Türk Yunan ilişkileri bir kez daha gerginleşti. Daha sonra
ise Yunanistan Başkanı Venizelos'un girişimi ile 10 Haziran 1930'da
imzalanan andlaşma ile sorun çözüldü ve iki ülke arasındaki ahali
mübadelesi resmen sona erdi. Bu son andlaşma ile yerleşme tarihleri ve
doğum yerlerine bakılmaksızın İstanbul'daki Rum-Ortodokslar ve Batı
Trakya'daki Müslüman ahalinin tamamı "etabli" sayıldı ve mübadele dışı
tutuldu.

PONTUS CEMİYETİNİN KURULMASI

Karadeniz bölgesinde eskiden Pontus adı verilen yörede, Rumların, ayrı bir devlet kurma amacı ile MERZİFON Amerikan Koleji'nde 1904 senesinde kurdukları bir örgüttür. Teşvik eden bir bölgede yaşayan Ortodoks Rumlardır.



Merzifon Amerikan Koleji Müdürü WHITE, Hıristiyan azınlıklar arasında milliyetçilik düşüncesi güçlenmeye başlayınca, tüm Hıristiyan azınlıkların Osmanlı idaresinden kurtulması için desteklenmesini öneriyor ve yardım ediyordu. Bu maksatla okulda Pontus adlı spor dernekleri kuruldu. Bu derneklere öğrenciler kaydedildi ve eğitildi. Bu örgüt bine yakın Pontus ideali ile dolup taşan Rum gencini yetiştirdi. Bu okulun o devirde denetlenmesi, kontrol edilmesi mümkün değildi çünkü Türk yetkililer giremezdi. Onun için okulun otomobilleri Rumlara silah ve cephane taşıyabiliyordu.



Aynı maksatla 1908'de "MÜDAFAA-İ MEŞRUTE" adlı ihtilal yapma maksatlı teşkilat kuruldu. Bu teşkilattan başka, zenginlerden para toplayan ve gereğinde ölüm kararı verebilen terörcü "Mukaddes Anadolu Rum Cemiyeti" diye ikinci bir cemiyet kuruldu.



TÜRK GELENEĞİNE SAHİP RUMLAR ÖLDÜRÜLDÜ

1910'da Pontus adından dergi yayınlanmaya başlandı. Pontus cemiyeti, düşlediği Pontus devletinin haritasını yaptı. Bu haritada kurulacak devletin merkezi Samsun olmak üzere Batum'dan İnebolu'ya kadar (Kastamonu-Çankırı, Yozgat, Sivas-Tokat-Amasya-Çorum-Gümüşhane-Erzincan) bölgeyi kapsıyordu.



Ayrıca bölgede Rum nüfusunu arttırmak için KORDOS adlı bir komite kuruldu. Bu komite Yunanistan ve Kafkasya'dan Rumları getirip bölgeye yerleştiriyordu. Nitekim daha önce Samsun yöresinde Hıristiyan nüfusu, Müslüman nüfusun onda biri (1/10) kadardı. Bu örgüt ve İstanbul'daki Patrikhane'nin teklifi Yunanistan'ın yardımı ile Samsun Bölgesi'ne dışardan 30 bin yabancı Rum getirildi. Buna rağmen bölgede 180 bin Müslüman'a karşı 60 bin Hıristiyan vardı. Bölge Rum ve Ermenileri Türkçe konuşurdu. Yunanistan'dan gelen Papaz ve öğretmenler, Rumlara Türkçe'yi yasaklayıp Rumca konuşma mecburiyetini getirdiler. Türk geleneklerine sahip ve Türkçe konuşan birçok Rum'u öldürdüler.



Sayımlarda Rum nüfusunu kasıtlı olarak şişirip fazla gösterirlerdi. Azınlık oldukları halde Wilson Prensipleri'ne göre bağımsızlık isteyeceklerdi. Bunun bir örneği Trabzon'da görüldü. Ruslar Trabzon'u işgal gedince Rumlar çoğunlukta olduklarını iddia ederek, mahalli idareyi istediler. Rum Trabzon Metropoliti Hirisantos Rusların da işine geldiği için idareyi eline aldı. Birçok ilçe belediye meclislerini böyle ele geçirdiler.



Batum'da Rum asıllı Rus General Anonya komutasında 12 bin kişilik Rumlardan oluşan Tümen kuruldu. Rusya'da devrim olunca, bu Tümen dağıldı. Rum askerleri boşta kalınca Pontus çeteleri olarak kıyılarımıza çıkarak faaliyet göstermeye başladılar.



1918 Kasım'ında Marsilya'da Pontus Kongresi yapıldı; bu kongreye tüm Avrupa, Amerika ve Türkiye'deki Rum Pontus'cular katıldılar. Kongre Başkanlığını Giresun eski Belediye Başkanı Konstanidis yaptı. Bu zat Fransa'da Pontus propagandası yapar, gazetelere yazı yazarak kamuoyu oluşturmaya çalışırdı. Ayrıca komite başkanı olarak Rus hariciye komiseri TROÇKİ'ye telgraf göndererek Pontus'u desteklemesini ve yardım etmelerini istedi.



Rum Pontus Cemiyeti, Pontus Devletini kurmak için Yunanlıların ETNİKİ ETERYA Cemiyeti ile de sıkı işbirliği içinde idi. Onlara destek sağlıyor, bölge hakkında bilgi veriyor, onların personeline eğitim yaptırıyor böylece Pontus azim ve kararlılığını ayakta tutmaya çalışıyordu. Bu maksatla Amasya ve Samsun bölgesi Rum Metropoliti (din görevlisi) YERMANOS düzenli olarak Pontus propagandası yapıyordu. Samsun Tütün (Reji) Fabrika Müdürü TOKAMANİDİS, Komite Başkanı idi, aynı zamanda Anadolu Rumları ile haberleşme ve koordinasyon görevini yapıyordu.

Pontus Cemiyeti'nin aldığı kararları yürürlüğe koymak için SOHOMİ ve BATUM'da birkaç bin silahlı Rum toplandı. Başlarına da HARALAMBOS adında biri getirildi. Bu Rumlara silahlı saldırı, I.Dünya Savaşı'nda Kafkas Türk birliklerinden alınıp Batum'da depolanan silahlardan temin ediyorlardı. Samsun ve civarında çete faaliyetlerini kolay yapabilmeleri için bölgede temsilcilikler açıp "göçmenleri besleme" veya "Kızıl Haç" heyetleri arasında bölgeye giriyorlardı.



İngilizlerin Samsun'daki temsilcisi Yzb. SOLTER, bölge Rumlarını gizlice teşkilatlandırıyor ve onlara silah dağıtıyordu.



4 Mart 1919'da (Yunanlıların bağımsızlık günü) Karadeniz Bölgesinde özellikle Samsun'da Pontus için büyük gösteriler yaparak, Türklere gözdağı vermeye çalıştılar.



Yunanlı Alb. ZİMRAKAKİS Pontus Jandarma Teşkilatını kurup kontrolü elinde tutmak için EYFEL adlı Yunan torpidosu ile Trabzon'a ve bölgeye bol miktarda Yunanlı subay gönderdi.



Karadeniz Bölgesinde özellikle Samsun, Çarşamba, Bafra, Erbaa, Zile ve Tokat yörelerinde geniş ve etkili şekilde Rum çete faaliyetleri başlatıldı. Türk köyleri silahsız gençleri askerde olduğu için koruması zayıftı. Köylerde yaşlılar, çocuk ve kadınlar vardı. Bu eksik ve kötü şartlara rağmen,çetelere vargüçleri ile direniyorlardı. Rum çetelerin 6-7 bini bulan mevcutları çeşitli takviyelerle 25 bine ulaşmıştı. Silah yardımı da gördüklerinden Türk köylerini sindirip nüfus bölgelerini genişletmeye çalışıyorlardı.



30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi sonunda itilaf devletleri, Trabzon merkez olmak üzere Pontus devletini kurmak için harekete geçtiler. Özellikle İngilizlerden destek gören Pontus çeteleri faaliyetlerini artırdılar. Türk köyleri bu çetelere sınırlı ve yöresel milislerle karşı koyuyorlardı. Bu milis kuvvetlerden en önemlisi Giresun'daki Topal Osman Ağa'nın kuvvetleri idi. Osman Ağa zengince bir ailenin çocuğu olduğu halde, Bedel kullanmadı gönüllü Balkan Harbi'ne gitmiş, orada ayağından yaralandığı için bu lakabı almıştı. Kendisi son derece cesur ve atak bir yapıya sahipti.





RUM PONTUS İLAN EDİLDİ

1914-1915 senelerinde bölgede yaşanan Ermeni olaylarında çok etkin olmuş, bu yüzden de mahkum bile olmuştu. Rum çeteleri çok azıtıp, köy ve kasabaları basıp yakıp yıkmaya başlayınca yöre idareci ve esnafı Osman Ağa'yı kasabayı Rum çetelerinden koruması için göreve davet ettiler. Daveti kabul eden Osman Ağa milis kuvvetleri ile Rumlara ağır darbeler indirerek onları sindirdi. Bölgede hakim güç oldu ve ünü bütün Karadeniz'e yayıldı. Kuvvetlerine 42 P.A. numarası, kendisine de fahri Yarbay'lık rütbesi verildi. Bu alay daha sonra Merkez Ordu Komutanlığı'nın emrine gitmek üzere Ümit Vapuru ile Samsun'a sevk edildi.



İngilizler durumun umdukları gibi gelişmemesinden ve tersine dönmeye başlamasından rahatsız oldular. Rumlardan da şikayet gelmeye başlamıştı. Bunun üzerine Osmanlı Hükümetine "Karadeniz Bölgesi'nde Rumların can ve mal güvenliğinin kalmadığı, güvenlik sağlanamadığı taktirde Mondros Mütarekesi'nin 7'inci maddesi gereği, bölgeye asker çıkarıp işgal edeceklerine" dair bir nota verdiler.



Bu nota Mustafa kemal Paşa'nın 9'uncu Ordu Müfettişi olarak Samsun'a gönderilmesine ve onun tarafından Kurtuluş Savaşı'nın başlatılmasına vesile oldu. Olayların böyle gelişmesine bakarak kurtuluş Savaşı'na Karadeniz halkının Rumlarla mücadelesinin ortam hazırladığını söyleyebiliriz.



Anadolu'da bu olaylar olurken 18 Ekim 1919'da Batum'da fiilen Rum Pontus Cumhuriyeti'nin kurulduğu ilan edildi.



PONTUS AYAKLANMASI

Batı Anadolu'da Yunanlılarla çok şiddetli savaşlar devam ederken, Doğu Karadeniz Bölgesi'nde rum çeteleri faaliyetlerini artırarak planlı şekilde saldırılara başladılar. Kuvvetlerini, fiilen savaşanlar, lojistik destek sağlayanlar, siyasi ortamı oluşturmak için propaganda yapanlar diye üç grupta toplamışlardı.



Bu planlı saldırılar ayaklanma niteliği taşıyordu. Ankara Hükümeti 1920 senesi başında bu Rum başkaldırısını çok ciddiye almış bu olayın üzerine gitmeye karar vermişti. Çünkü Pontus cemiyetinin yönlendirdiği silahlı çete grupları Samsun-Tokat-Amasya yörelerinde baskınlarını artırarak sürdürüyor ve çok zayiat verdiriyorlardı. Yalnız Samsun'da 699 Türk vatandaşı öldürülmüş, 59 kişi yaralanmış, 15 kişi dağa kaldırılmış, 13 kadının ırzına geçilmiş, 2 milyon değerinde hayvan kaçırılmış, 2 milyon altın değerinde nakit ve mal almışlardı.



Sonuçta; 1641 vatandaş öldürülmüş, 323 kişi yaralanmış, 3723 ev bark yakılıp yıkılmıştı. Bu tehlikeli gelişmeler karşısında çok sıkışık durumda olmasına rağmen Ankara Hükümeti, merkezi Erzurum'da bulunan 9'uncu Ordu Komutanlığı'na (Komutan Yakup Şevki Paşa), Erzurum'daki XV. Kolordu'yu (Komutanı Kazım Karabekir Paşa) Trabzon Bölgesindeki "Köroğlu" ve "Eftaldi" çetelerini, merkezi Sivas'taki 3'üncü Kolordu'ya (Komutanı Alb. Refet Bey) Samsun Bölgesindeki Rum çetelerini takip ve temizleme görevini verdi.



SONUÇ

1 Aralık 1922'de Lozan Konferansı'nın birinci kısım toplantılarında 13 ayrı oturum sonunda TÜRK-YUNAN AHALİ MUBADELESİ anlaşması kabul edildi. Bu karar gereği Trabzon vilayetinde (o zaman Samsun'dan Rize'ye kadardı) yaşayan 193 bin Rum, 1923 yılı başında vapurlarla Yunanistan'a göç ettiler. Bu mubadele sonucu, Karadeniz Bölgesinde Rum ahalisi kalmadı.



1915 senesinde de Ermeni Tehçiri (zorunlu göç) olayı ile bölgede yaşayan 68 bin Ermeni güneye nakledilmişti. Böylece Rum çeteleri kendi açtıkları kuyuya kendileri düşmüş, Rum Devleti kuralım derken yerlerinden oldular. Akıttıkları binlerce insan kanını göç etmeleriyle ödemiş oldular.



Ancak bölgeyi ne Rumlar, ne de Ermeniler unutmadılar. Bizler de şunları hiç unutmayalım: Birinci Dünya Savaşı sona erince Osmanlı İmparatorluğu ile itilaf devletler 10 Ağustos 1920'de SEVR Anlaşması'nı imzaladı. Bu anlaşmayı Ankara TBMM Hükümeti tanımadı ve imzalamadı. Böylece fiilen ölü doğmuş olan bu anlaşmanın bir maddesine göre Doğu Anadolu, Ermeni ve Kürt'ler arasında taksim edilmişti. Daha sonra Ankara Hükümeti ile imzalanan LOZAN Anlaşması (24 Temmuz 1923) SEVR'i kökünden bozmuş ve bugünkü sınırları içerisinde modern Türkiye'yi yaratan anlaşma oldu.



SEVR Anlaşması imzalanırken, Yunanlılar Batı Anadolu'yu, bütün Ege Adalarını (Kıbrıs hariç) ve İstanbul'u alabilmek için batılı dost ve müttefiklerine şirin görünmek ve onların takdirlerini alabilmek için Pontus meselesini ikinci plana atmış, gündeme getirmemişlerdi. Daha şirin görünüp batılıların sempatisini kazanmak için (Doğu Karadeniz'i) Ermenilere liman ve dünyaya açılmaları için vermeyi teklif ettiler ve bu teklifi de kabul ettirdiler.



Yunanlıların bu teklifi nedeniyle temsilcileri VENİZELOS Sevr Konferansı'nda en çok takdir toplayan politikacı oldu. Yunanlılar Kurtuluş Savaşı'nda yenilip hayalleri yıkılınca tekrar başa dönüp Pontus meselesini gündeme getirerek sıcak tutmaya başladılar.

Gerçekten güzel bilgiler eklemişsiniz arkadaşlar. Bu sayfayı dökümanlar bölümüne alayım, diyorum. Soru- cevap tarzı bir durum yok. Ne dersiniz. Fikilerinizi almak isterim.





Levent Coşar Demişki:

Gerçekten güzel bilgiler eklemişsiniz arkadaşlar. Bu sayfayı dökümanlar bölümüne alayım, diyorum. Soru- cevap tarzı bir durum yok. Ne dersiniz. Fikilerinizi almak isterim.


olabilir haklisin siritan alirkende silme yetkin varsa silersin fikirleri... sadece dokuman kalir
Referans URL