Dersizle Forumları

Full Versiyon: Osmanlı Devleti(beylik,kuruluş,yükselme,duraklama,gerileme,yıkılışı ve dağılışı)
Şu anda tam olmayan bir veriyonu görüntülüyorsunuz. Tam versiyonu görmek için, buraya tıklayın
OSMANLI DEVLETİ




Tarihi
Osmanlı Devleti belirli tarihsel dönemlere ayrılarak incelenir. Dönemler, Osmanlı Devleti'nin yönetim yapısına ve dünya siyasetindeki yerine göre belirlenmiştir. Toprak büyüklüğünü temel alan ayrıştırmalardan daha detaylı bir bakış açısına izin vermektedir.
_____________________________________________________________
Beylik (1299 öncesi)
Osmanlı Devleti Beylik Dönemi
Anadolu Selçuklu hükümdarı, Kayı boyu'nu Ankara'nın yakınlarındaki Karacadağ yöresine yerleştirdi. Anadolu Selçuklu Devleti'nin Kayılar'a verdiği bu toprak 1.000 kilometrekareden ibarettir. Kayılar, batıya yönelerek Bizans'ın Söğüt ve Domaniç bölgelerini, Ertuğrul Gazi ile aldılar.
13. yüzyıl'da Anadolu, giderek artan ölçülerle Moğol egemenliğine girmeye başladı. 14. yüzyıl başlarında Anadolu'nun batı kısımlarında pek çok Türkmen beyliği ortaya çıktı. Bu beyliklerin en küçüğü, Eskişehir-Sakarya-Söğüt dolaylarındaki Osmanlı Beyliği idi. Osmanlı Beyliği, artık iyice zayıflamış olan Bizans İmparatorluğu ile karadan sınıra sahip tek Türkmen beyliği idi. Osmanlı Beyliği'nin kurulduğu Eskişehir-Sakarya- Söğüt dolayları Anadolu'da biçim bakımından İlhanlılar'a bağlı olsa da, Moğol İlhanlı etkisinin uzanamayacağı kadar batıda yer alan bir bölgeydi. Bu yüzden Osmanlı Beyliği'nin toprakları, Moğol baskısından kaçan Oğuz aşiretleri, Anadolu Selçuklu asker, memur ve bilim adamı için bir sığınak yeri işlevini görüyordu.
Osmanlı devletinin yanında bir çok boy da orada idi bunlara : uç beylikleri denir. Osmanlı devleti daha sonradan büyüyerek avrupa yakasına geçti buradan bizansı alarak avrupaya yayıldı.
__________________________________________________________
Kuruluş (1299 - 1453)
Osmanlı Devleti Kuruluş Dönemi
*Osman Bey, Karacahisar,Bilecik,Yarhisar ve Mudurnu'yu almıştır.
*Beyliğe adını veren Osman Bey'dir. Osman Bey, Çobanoğulları Beyliği'nin vâsalı olarak akınlarda bulunurken, bu beyliğin Bizans'la anlaşması üzerine, bölgede Bizans üzerine akınlarda bulunanlar, etkinliklerini bu kez Osman Bey'in bayrağı altında sürdürdüler. Bu durum yavaş yavaş Osman Bey'i bağımsızlığa iten bir etken oldu.
*Osmanlı Beyliği'nin genişlemesi, Marmara bölgesindeki büyük Bizans kentlerinden Bursa'nın 1326'da Osmanlı Beyliği'nin eline geçmesiyle sürdü. Bursa'nın alınışını göremeden o yıl ölen Osman Bey'in yerine geçen oğlu Orhan Bey zamanında da Osmanlı Beyliği'nin gelişmesi hızlandı.Para bastırarak Osmanlı beyliğini, Osmanlı Devleti haline getirdi. Bursa'nın ardından Marmara bölgesinin öteki büyük Bizans kentleri, İznik ve İzmit de Osmanlılar'ın eline geçti. Osmanlı ilerlemesini durdurmak isteyen ve başında Bizans İmparatoru III. Andronikos'un bulunduğu bir Bizans ordusu Pelekanon(Maltepe) denilen yerde bozguna uğratıldı (1329). Osman Bey döneminde, Osmanlı beyliği yalnız Bizans topraklarında genişlemişti.
*Orhan Bey döneminde ise komşu Türkmen beyliklerinin topraklarında da genişlemeye başladı. Böylece Osmanlılar hem Karesi Beyliği'nin donanmasına, hem Rumeli'ye geçiş için önemli bir takım noktalara, hem de Rumeli topraklarını iyi tanıyan Karesi komutanlarına sahip oldular. Osmanlılar Rumeli'ye Bizans İmparatorluğu'nda Palaiologoslar ile Kantakuzenoslar arasındaki taht kavgalarından yararlanarak, 1354'te ayak bastılar. Osmanlılar'ın Balkanlar'da ele geçirdikleri ilk üs Gelibolu Yarımadası'nda Çimpe Kalesi oldu. Orhan Bey'in yerine oğlu I. Murat (1326 - 1389) geçti. Osman Bey ölünce yerine Orhan Bey geçti. Bizans o sıralarda iç karışıklıklar içindeydi. Kantakuzen, Orhan Bey'den, Çimpe Kalesi karşılığında yardım istedi. Orhan Bey, Bizans Tekfurlarını (vali) bozguna uğrattı ve Çimpe'yi Rumeli'ye geçişte üs olarak kullandı. İznik ele geçince Orhan gazi tuğrasının olduğu ilk osmanlı parasını bastırtarak, tarihteki ilk padişah oldu. Donanma ilk kez Orhan Bey zamanında kuruldu ve Osmanlı Beyliği, Osmanlı Devleti haline geldi. Yine Orhan Gazi zamanında, 46 yıl süren kuşatmanın ardından Bursa alınarak başkent yapıldı.
*I. Murat Balkan fetihlerini hızla sürdürdü. 1363'te Edirne yakınlarında Sazlıdere denilen yerde, Osmanlı ilerlemesini durdurmak isteyen bir Bizans - Bulgar ordusu yenilgiye uğratıldı ve bu zaferin ardından Edirne Osmanlılar'ın eline geçti. Kısa bir süre sonra, Edirne'yi geri almak isteyen Macar - Sırp - Bulgar - Eflâk - Bosna birleşik ordusu Edirne yakınlarında, Sırpsındığı Savaşı'nda ağır bir yenilgiye uğratıldı (1364). Osmanlılar kısa süre içinde Bulgaristan'ı, Yunanistan'ı ve Sırbistan'ı ele geçirmeyi başardılar. 14.yy. sonlarında Osmanlı sınırı Tuna'ya ve Belgrad'a dayanmış bulunuyordu. Balkan devletlerinin ve onları destekleyen Avrupa devletlerinin Osmanlı ilerlemesini durdurma çabaları, I. Kosova Savaşı (1389), Niğbolu (1396), Varna (1444), II. Kosova Savaşı (1448) savaşları ile kırıldı. İstanbul'un Osmanlılar'ın eline geçmesinden önce Belgrad ve dolayları, Arnavutluk, bazı liman şehirleri dışında Balkanlar büyük ölçüde Osmanlı egemenliğine girmiş bulunuyordu. Bu döneminde Germiyanoğlu Süleyman Şah'ın kızı ile I.Murat'ın oğlu Şehzâde Bayezit'in evlenmeleri, Kütahya, Tavşanlı, Emet, Simav ve Gediz dolaylarının çeyiz olarak Osmanlılar'a geçmesine neden oldu. Yine 1.Murat döneminde Osmanlı Beyliği, Hamitoğulları Beyliği'nden Akşehir, Yalvaç, Beyşehir, Karaağaç ve Seydişehir'i 1374'te 80000 altın karşılığı satın alarak Anadolu'daki bu genişleme, kendilerini Anadolu Selçukluları'nın vârisi sayan Karamanoğulları Beyliği ile sınırdaş yaptı ve bu durum Osmanlı - Karaman mücadelesinin başlamasına neden oldu. I. Murat'ın oğlu Yıldırım Bayezit (I. Bayezit) (1389 - 1402) tahta geçer.
*Yıldırım Bayezit döneminde,Anadolu Türk birliği yeniden sağlandı. Ancak Osmanlı'nın bu kadar güçlenmesi, o sırada bir Çin seferi hazırlığında olan Timuru korkuttu. Batısında böylesine güçlü bir devlet bırakmak istemeyen Timur, Karakoyunlu ve Celayirli hükümdarının Osmanlı'ya sığnmasını bahane ederek Osmanlı'ya savaş açtı ve Ankara'ya kadar geldi. O sırada İstanbul'u kuşatmakta olan bayezid kuşatmayı kaldırdı ve Çubuk Ovası'nda Timur'un ordusu ile karşılaştı. Yapılan Ankara Meydan Savaşı'nda bayezid kendisine bağlı Türk boylarının ona ihanet etmesinin de etkisiyle çok ağır bir yenilgi aldı. Timur,devleti Bayezid'in oğulları İsa, Musa, Mehmet ve Süleyman çelebiler arsında paylaştırdı ve Anaolu beylerini eski topraklarına kavuşturdu.
*"Fetret Devri" adı verilen bu dönemde Mehmet Çelebi kardeşlerini yenerek 1413 yılında tahta çıktı. Çelebi Mehmet, anadolu türk birliğini bir ölçüde yeniden sağladı ve devleti eski gücüne kavuşturdu.Bu dönemde Venediklilerle yapılan ilk deniz savaşı, başarısızlıkla sonuçlandı.1421'de yerine oğlu Sultan II. Murat padişah oldu.
_____________________________________________________________
Yükselme (1453 - 1579)
Osmanlı Devleti Yükselme Dönemi
II. Mehmet, 6 Nisan 1453'te kuşattığı İstanbul'u 29 Mayıs 1453'te zaptetti ve artık bir imparatorluk durumuna gelen devletine başkent yaptı. Ardından, Bizans tahtı üzerinde hak iddia edebilecek hânedanlara karşı harekete geçti. Mora Despotluğu (1460), Trabzon Rum İmpratorluğu (1461) ve Palailogoslar ile akrabalığı bulunan Galtulusi ailesinin ortadan kaldırdı. Sırbistan, Bosna ve Hersek'i ilhâk etti (1459). Balkanlar'da genişleme Osmanlı Devleti'ni Tuna üzerinde Macaristan'la; Arnavutluk, Yunanistan kıyıları ve Ege Denizi'nde Venedik'le karşı karşıya getirdi. Uzun bir savaş (1463 - 1478) sonunda Venedik, İşkodra, Akçahisar kentleriyle Limni ve Eğriboz adalarını Osmanlılar'a bırakmayı ve elde ettiği ticaret serbestliği karşılığında her yıl 10.000 altın ödemeyi kabul etti. Bu savaş sürerken II. Mehmet, Karamanoğulları Beyliği'ni ortadan kaldırdı (1468); Karamanoğulları'nı koruyan ve Venedik'le bir antlaşma yapan Akkoyunlu hükümdârı Uzun Hasan'ı Otlukbeli'nde ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu zaferle Osmanlı Devleti Fırat'ın batısındaki Anadolu topraklarına yerleşti; Gedik Ahmet Paşa'nın Toroslar'ı ve Akdeniz kıyılarını zaptetmesiyle de Mısır Memlûkları ile sınırdaş oldu. Gedik Ahmet Paşa'nın 1475'te kuzey Karadeniz'e yaptığı sefer, Ceneviz kolonileri Kefe ve Sudak'ın fethi ve Kırım Hanlığı'nın Osmanlı himayesine girmesiyle sonuçlandı. Böylece Osmanlı Devleti bir iç deniz durumuna gelen Karadeniz üzerinde siyâsi ve iktisâdi tam bir egemenlik kurdu. II. Mehmet'in güney İtalya'nın fethiyle görevlendirdiği Gedik Ahmet Paşa, denizaşırı bir seferle Napoli Krallığı'nın elinde bulunan Otranto'yu aldı ve İtalya içlerinde harekâta başladı. Ama II.Mehmet'in ölümü (1481) bu seferin yarım kalmasına neden oldu.

İstanbul'un Fethi
II. Bayezit (1481 - 1512), taht kavgasına girişen kardeşi Cem'i yeniçerilere dayanan İshak ve Gedik Ahmet paşaların desteğiyle yendi; Cem, Rodos Şövalyeleri'ne sığınmak zorunda kaldı. 1484'teki Boğdan seferi ile kuzey ticaretinin zengin limanları Kili ve Akkerman Osmanlı Devleti'ne katıldı. Cem'i ve Karamanoğulları'nın kalıntılarını destekleyen Memlûklar'la savaş (1485 - 1491) ise genellikle Osmanlılar'ın yenilgisiyle sonuçlandı. Venedik'le savaş (1499 - 1503), imparatorluğa Modon, Koron, Navarin, İnebahtı limanlarını kazandırdı.
Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail'in Anadolu'daki müritlerine karşı şiddetli bir mücadeleye girişti. Şah İsmail'e karşı Çaldıran'da kazandığı zaferden (1514) sonra Tebriz'e kadar ilerledi. Bundan sonra I. Selim, Memlükler'a karşı harekete geçti. Ateşli silahlardaki üstünlüğü sayesinde kazandığı Mercidâbık (1516) ve Ridâniye (1517) savaşları, Osmanlı Devleti'ne Suriye, Filistin ve Mısır'ı kazandırdı. Hicaz, Osmanlı egemenliğine girdi. Böylece Osmanlı Devleti, Hint Okyanusu'na açılma olanağına kavuştu ve İslâm dünyasının önderliğine tartışmasız biçimde ele geçirdi. Bu arada I. Selim, halife ünvânı aldı ve bu unvan kendisinden sonra gelen Osmanlı padişahları tarafından da kullanıldı.
Kanuni Sultan Süleyman zamanında Belgrad'ın zaptı (1521) Orta Avrupa'da; Rodos'un zaptı (1522) ise Akdeniz'deki etkinlikleri için Osmanlı Devleti'ne elverişli bir konum kazandırdı. Macar ordusunu Mohaç'ta yok eden (1526) Kanuni, Macaristan'ın başkenti Buda'ya (Budin) girdi ve Macaristan'ı Zapolya'nın krallığında himâyesine aldı. Bu, Osmanlı Devleti'ni Macaristan egemenliği için Habsburglar'la karşı karşıya getirdi. Kanuni, Zapolya'yı korumak için 1529'da Viyana'nın kuşatılmasıyla sonuçlanan seferi, 1532'de de Alman Seferi'ni yaptı. 1541'de ise Osmanlı egemenliğindeki Macaristan topraklarını bir Osmanlı eyaleti (Budin Eyaleti) yaparak ilhâk etti; ölen Zapolya'nın oğluna, kendisine bağlı olması koşuluyla Erdel Prensliği'ni verdi. 1543'teki Macaristan seferi sırasıda ise Estergon Kalesi'ni zapt etti. 1547'de Avusturya ve Almanya ile imzalanan barış antlaşması ile Kanuni, ellerinde tuttukları Macaristan topraklarını yılda 30.000 altın haraç ödenmesi koşuluyla Habsburglar'a bıraktı. Ancak savaş, 1551'de yeniden başladı.
Kanuni döneminde Osmanlı Devleti'nin batıya karşı bir savaş cephesi de Akdeniz'di. Akdeniz'de meydana gelen ilk önemli olay, Saint Jean Şövalyeleri'nin elinde bulunan Rodos'un alınması oldu (1522). Ünlü denizci Hızır Reis de, Barbaros Hayrettin Paşa adı ile Osmanlı kaptan-ı deryalığına getirildi. Bu dönemin en önemli olayı, Preveze Deniz Savaşı'nda Barbaros Hayrettin Paşa'nın, kendisinden gemi, top ve asker sayısı bakımından üstün olan ve Andrea Dorya komutasındaki birleşik Hristiyan donanmasına karşı kazandığı parlak zafer oldu (28 Eylül 1538).
Akdeniz'de Osmanlılar'la Hristiyan Akdeniz devletleri arasında her iki taraf için de yıpratıcı deniz savaşları yapılırken, Osmanlı Devleti 1538'den başlayarak Hint Okyanusu'nda Portekizliler ile mücadeleye girişti Osmanlı Devleti'nin Hint Okyanusu için mücadelesi 1669'a kadar sürdü. Bu süre içinde birkaç kez Hindistan'a, bir kez de Sumatra Adası'na donanma gönderildi; Yemen, Habeşistan ve bazı Afrika ülkeleri Osmanlı Devleti'ne katıldı, Hint Okyanusu'nda Portekizlilere karşı bazı deniz başarıları elde edildi ise de, Osmanlılar Hint Okyanusu'nda kesin bir üstünlük sağlayamadılar. Osmanlılar'ın Hint Okyanusu'ndaki başarısızlığı daha sonra hem Osmanlı devleti hem de tüm doğu ulusları için son derece olumsuz sonuçlar doğuracaktır.
Kanuni döneminin önemli mücadele alanlarından biri de İran oldu. 1533'te Sadrazam İbrahim Paşa, İran seferiyle görevlendirildi, arkasından da padişah İran seferine çıktı (1534). "Irakeyn Seferi" denilen bu seferin en önemli ve kalıcı etkisi Bağdat dahil olmak üzere Irak topraklarının Osmanlılar'ın eline geçmesi oldu (1535). İran savaşları 1555'teki Amasya Antlaşması ile sona erdi; antlaşma sonucu Azerbaycan ile merkezi Tebriz, bir kısım Doğu Anadolu toprakları ve Irak Osmanlılar'ın eline geçti. Bu barış 1576 yılına kadar sürdü.
____________________________________________________________
Duraklama Dönemi (1566-1699)
Kanunî Sultan Süleyman'ın ölümü ile, muhteşem padişahlar ve onların hamleleri sona ermekle birlikte, devletin henüz karalarda üstünlüğü...
"Türklerin mevcut sistemini kendi sistemimizle mukayese edince, istikbalin başımıza getireceği felaketleri düşünüyor, titriyor ve akıbetimizden korkuyorum. Bir ordu galip gelecek ve pâyidar olacak, diğeri de mahv olacaktır. Çünkü, şüphesiz ikisi de sağlam surette devam edemez. Türklerin tarafında kuvvetli bir imparatorluğun bütün kaynakları mevcut, hiç sarsılmamış bir kuvvet var, sefer görmüş askerler, zafer alışkanlıkları, meşakkatlere dayanma kabiliyeti, birlik, düzen, disiplin, kanaatkârlık ve uyanıklık var. Bizim tarafta ise, umumî fakirlik, hususî israf, sarsılmış kuvvet, bozulmuş maneviyat, tahammülsüzlük ve idmansızlık var. Bütün bunların en kötüsü, düşmanın (Türklerin) zafere, bizim de hezimete alışkın bulunmamızdır. Sonucun ne olacağını tahminde tereddüde yer var mıdır?" (Busbecq)
Kanunî Sultan Süleyman'ın ölümü ile, muhteşem padişahlar ve onların hamleleri sona ermekle birlikte, devletin henüz karalarda üstünlüğü, iç denizlerde hakimiyeti ve sosyal düzeni bütün kudretiyle yaşamakta idi. Nitekim II. Selim döneminde (1566-1574) Avusturya'nın Erdel'e küçük bir tecavüzü üzerine, şiddetli bir karşılık verildi. 1570'te Kıbrıs fethedildi. Türk donanması Okyanusya'ya kadar gidip Sumatra (Açe) Sultanlığıyla, yani Uzakdoğu Müslümanlarıyla temasa geçti. Kurdoğlu Hayreddin Hızır Bey, 22 parça gemiyle Açe sultanı Alâaddin'e top ve topçu ustası götürdü. Türk subayları, Açe ordusunda ıslahat yaptı.
Diğer taraftan, II. Selim Han'ın, Türk tarihinin en şuurlu ve hayatî seferi olan, Don-Volga nehirlerini bir kanalla birleştirme, böylece Karadeniz'le Hazar Denizini birbirine bağlama projesi Kırım Hanı Devlet Giray'ın ihanetiyle, başarısız kaldı. Bu kanal projesi sayesinde, o sırada gitgide güçlenen Rusların güneye doğru sarkmaları önlenecek, İran kuzeyden çevrilmek suretiyle artık tehlike olmaktan çıkacak, bütün Sünnî Müslümanların halifesi olan Osmanlı sultanı, Sünnî İslâm ve Türk ülkelerinin aynı zamanda fiilî hakimi olacaktı. Bütün Türk yurtlarını bir bayrak altında toplayabilecek kadar muhteşem bu tasarıdan, Ruslar dehşete kapılmışlar, ancak karşı koyamamışlardı. Öte yandan Devlet Giray; bu kanal açıldığı takdirde, Osmanlının artık o taraflarda kendi askeriyle iş görüp Kırımlılara ihtiyacı kalmayacağı, böylece Kırım'ı ilhak edip merkezden valilerle idare edebilecekleri gibi bozuk bir düşünce içine düştü. Bu yüzden asker arasında menfi propaganda yaptı. Kış mevsiminin buralarda altı ay sürdüğünü ve kimsenin bu soğuğa dayanamayacağını söyledi. Çeşitli zorluklar çıkardı. Neticede kışı geçirmek üzere Azak'a dönen Osmanlı teknik heyeti ve askerleri bir daha kanal başına gidemedi. Böylece Kırım, bugünlere kadar süren tarihteki talihsizliğini kendi eliyle hazırladı ve Türk tarihinin çehresini değiştirebilecek büyük ve önemli bir teşebbüs, başarısızlığa uğradı. Artık, Rusya, Kafkas Türk hanlıklarını yutmaya, Osmanlıları da en fazla hırpalayacak bir güç olmaya hazırlanıyordu.
Osmanlı Devletinin İkinci Selim devrinde uğradığı ikinci başarısızlık İnebahtı'da oldu. Kıbrıs'ın Türkler tarafından fethi üzerine, Papa'nın teşvikleri sonucunda, büyük bir Haçlı donanması hazırlandı. 1571'de İnebahtı'da meydana gelen deniz savaşında, Osmanlı donanması imha edildi. Çok şehit verildi. Ancak Uluç (Kılıç) Ali Paşa, kurtarabildiği 60 kadar gemi ile İstanbul'a gelebildi. Bundan sonra devlet, bütün imkânlarıyla; bir kış zarfında eski donanmasını yeniden inşa ederek, Akdeniz hakimiyetini tekrar sağladı. Sokullu Mehmed Paşa, Venedik elçisine: "Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu kestik. Siz ise donanmamızı yakmakla, bizim sadece sakalımızı tıraş ettiniz. Kesilen kol bir daha yerine gelmez, fakat kazınan sakal daha gür çıkar" diyerek, onlara fazla sevinmemelerini söyledi. Bu arada, donanmanın yetişmeyeceği endişesini taşıyan Kılıç Ali Paşaya da; "Paşa, bu millet öyle bir millettir ki, isterse bütün gemilerinin demirlerini gümüşten, yelkenlerini atlastan, halatlarını ibrişimden yapar" sözü meşhurdur. Gerçekten ertesi yaz, Osmanlı donanması hazırlanıp Akdeniz'e inice, Venedikliler, barış istemek zorunda kaldı. Hattâ bu anlaşmada Venedik Cumhuriyeti, Türklere, Kıbrıs Seferinde yapılan masraflar karşılığı savaş tazminatı ödemeyi bile kabul etti.
II. Selim Han'dan sonra Osmanlı tahtına oturan III. Murad döneminden (1574-1595) itibaren Osmanlı Devletinin giriştiği harpler çok uzun sürmeye ve devletin aleyhinde olmaya başladı. Nitekim 1578 yılında başlayıp çeşitli aralıklarla III. Mehmed (1595-1603), Birinci Ahmed (1603-1617), II. Osman (1618-1622) ve IV. Murad (1623-1640) devirlerinde olmak üzere 1639'a kadar sürmüş olan İran savaşları, Osmanlı duraklamasının başlıca sebeplerinden biri olmuştur. Osmanlı Devletinin zayıf anını kollayan ve Hıristiyan Batı dünyası ile birlikte hareket eden İran, devamlı olarak bu devleti uğraştırmayı gaye edinmiştir. İran'a karşı koyabilmek için devamlı Anadolu'dan asker desteği verilmiş, bu durum zamanla Anadolu'da dengelerin bozulmasına yol açmıştır.

Duraklamanın diğer sebepleri şu şekilde sıralanmıştır:

1. 1593-1606 Avusturya harplerinde timarlı sipahi yerine, tüfekli piyade kullanılması mecburiyeti yüzünden, yeniçerilerin sayısı fazlasıyla arttırıldığı gibi, Anadolu'da ücretle pek çok tüfekli sekban askeri yazıldı. Sekban askerine ihtiyaç kalmadığı zamanlarda parasız kalan bu eli tüfekli gruplar, Anadolu'da halkı haraca kesmeye ve saldırılara başladılar. Bozgunculukları sebebiyle timarları ellerinden alınan sipahiler de onlara katıldı. Böylece 1596-1610 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğunu temelinden sarsan Celâli hareketi başgösterdi. Anadolu'da yağma ve çapulculuğa başlayan Celâlilere İran yanlılarının da katılıp, İran'ın bunları desteklemesi neticesinde, isyanlar kısa sürede büyüdü. Öyle ki, Anadolu'da etrafına 30-40 bin kişilik kuvvetler toplayan Celâli liderleri çıktı. Bunlar, emirleri altındakileri bir ordu biçiminde teşkilatlandırıyorlar ve üzerlerine gönderilen devlet güçleriyle çetin muharebelere girişiyorlardı. Devletin İran ve Avusturya ile savaş halinde olmasından da yararlanan Celâliler, Anadolu'yu baştan başa yakıp yıktılar. Paniğe kapılan köylüler, topraklarını bırakarak şehir ve kasabalara sığınmaya çalışıyorlar, varlıklı olanlar İstanbul'a, Kırım'a veya Rumeli'ye kaçıyorlardı. Bu durum Sultan I. Ahmed Han'ın dirayeti ve vezir-i azam Kuyucu Murad Paşa'nın üç sene süren temizleme faaliyeti neticesinde önlenebildi. Bu müddet içinde öldürülen Celâli sayısının 65 bini bulması, Anadolu'nun içine düştüğü durum hakkında bir fikir vermektedir.

2. 1580'lerden itibaren batıdan büyük ölçüde gümüş gelmesi sonucu fiyatların düşmesi üzerine yaşanan ve fiyatlar ihtilali denen karışıklık. Bu vaziyet karşısında küçük timar sahipleri, uzak ve masraflı seferlerden kaçınmaya başladı. Diğer taraftan Orta Avrupa'da yapılan savaşların usullerinde meydana gelen değişiklikler, tüfekli yaya askerine olan ihtiyacı ortaya çıkardı. Ayrıca timarlı sipahiler, silah ve techizat bakımından değil, teşkilat ve taktik bakımından da, modern savaş şekline ayak uyduramıyorlardı. Bu sebeplerle devlet, yeniçeri sayısını arttırmaya ve sekban-ı saruca adı altında tüfekli Anadolu leventlerini ücretli asker olarak kullanmaya başladı. Yine bu devrede, artık işe yaramayan yaya ve müsellemler ve voynuklar gibi bazı eski askeri birlikler de kaldırıldı. Kapıkullarının toplam mevcudu; 1470'lerde 13.000, timarlı sipahi 60.000; 1526'da kapıkulu 24.000, timarlı sipahi 80.000 olduğu halde, 1610'larda kapıkulu 40.000'e çıkmış, timarlı sipahi sayısı 20.000'e düşmüştür. Sonuçta, timar sisteminin bozulmasının en menfi tarafı, devletin iktisadi yapısına yansımasıdır. Timarlı sipahilerin boşalttığı dirliklerin gelirini eskisi gibi toplayıp devletin hazinesine aktarmak mümkün olmamıştır. Bu dirliklere gönderilen mültezimler, zamanla büyük servet sahibi olarak nüfuz kazanmış ve devletin başına bela kesilmişlerdir.

3. Sokullu Mehmed Paşanın ölümünden (1579) Halil Paşanın sadrazamlığına kadar geçen otuz sana zarfında hükümet reisliği makamına geçen 19 vezir-i azam içinde, bu mevkie liyakati olanların adedi üçü geçmemektedir. Bu durum son devirde 'kaht-ı rical' denilen adam yokluğunun daha 17. yüzyıldan itibaren görülmeye başladığının da işaretidir.

4. Osmanlıların, Atlas Okyanusundan Umman Denizine ve Macaristan'dan, Kırım ve Kazan'dan Habeşistan'a kadar geniş yerlere hakim olmaları ve adaletle idare etmeleri.

5. Osmanlı Devletinin bütün temel müessese ve teşkilatı, Fatih devrinde en mükemmel bir duruma geldi. Fatih, teşkilatçı ve imarcı idi. Devlet yönetimini tam bir intizam içinde yürütmek için lüzum ve ihtiyaç görüldükçe, kanunlar ve fermanlar yayımladı. Hazırlattığı kanunnamesi, hukuk sahasında çok önemli bir mevki tutmaktadır. Daha sonra Kanunî Sultan Süleyman, o güne kadar çıkarılan kanunları, "Kanunname-i Âl-i Osman" adı altında tanzim ettirdi. Bu kanunname, hukukî, idarî, malî, askerî ve diğer lüzumlu mevzuları içine alan başlıklar altında, ceza, vergi ve ahaliyle askerlerin kanunlarını içeriyordu. Fethedilen ülkelerde, örfî hukuk denilen, önceki yönetimden kalan kanunlar ve halkın teamülleri de, İslâm hukukuna uygunluğu şartıyla Kanunnamede yer almıştır. Böylece hazırlanan kanunlar, asırlarca en iyi şekilde ve eksiksiz tatbik edilip, devletin tebaasını teşkil eden her çeşit insana huzur ve mutluluk kaynağı olmuştur.

Bütün bu olumsuzlukların başlangıcına rağmen padişahlar, cihan hakimiyeti davalarına samimiyetle bağlı bulunuyorlardı. Nitekim onlar yine Alman hükümdarlarını imparator ve kendilerine denk kabul etmiyor, onlarla yapılan anlaşmalara yine muâhede-nâme değil, ahid-nâme nazarıyla bakıyor ve eskisi gibi bunu kendi lütuf ve ihsanları sayıyorlardı. Osmanlı siyasî gücü gibi, sosyal nizamı da devam ediyordu. Ayrıca ticaret ve sanat hayatında ahlâkî nizam ve geleneklere aykırı bir hareket nâdir görülüyor ve bu gibi durumlar esnaf teşekküllerinin (loncalar) şiddetli denetim ve kontrolüne sebep oluyordu. Böylece devletin bir müdahalesi olmadan içtimaî müesseseler genel düzeni muhafaza ediyordu. Bu hususta Fransız elçisi D. Chesneau; "(Osmanlı şehirlerinde) düzen ve asayiş inanılmaz derecede kuvvetliydi. Geceleyin şehirleri muhafaza için, elinde bir sopa ve fenerle gezen tek bir kimsenin dolaşması kâfi idi. Halbuki Paris'te aynı iş, bir kıta askerin başında bir kumandan tarafından, zorlukla yapılıyordu" demektedir. Thevanot ise "Bir milyonluk büyük İstanbul şehrinde dört yılda dört öldürme vakası görülmemiştir. Ticarî emtia ile dolu olan muazzam kervansaraylar, bir tek adam tarafından korunuyor" der. Böyle bir toplumda, devletin vazifesi sadece nizam ve adaleti sağlamak ve bunu dünyaya yaymaktı. Bununla birlikte devlet hiç bir zaman İslâmlaştırma ve Türkleştirme siyaseti gütmedi. Zîra, cihan hakimiyeti mefkûresine inanan bir devlet, dar bir milliyetçilik görüşüne saplansa ve insanlık prensiplerine bağlı kalmasa idi, bu cihanşümul vazifesini yapamaz ve başka imparatorluklar gibi süratle çöker, uzun asırlar boyunca yaşayamazdı.

Osmanlı Türkleri, 17. yüzyılda, zaferler kazanırken, bazen de yenilgiler görüyor, böylece önceki döneme göre, bir duraklama içinde bulunduklarını anlıyorlardı. Ancak duraklamanın sebeplerini araştıran Türk mütefekkirleri askerî, idarî ve ilmî müesseselerde gördükleri bozuklukları ıslah etmek sayesinde, İmparatorluğun eski kudretini tekrar kazanacağına, medenî ve manevî üstünlüğün kendilerinde olduğuna inanıyorlardı. Fakat kanun ve nizamlardaki bu düzelme, otorite sahibi bir padişah idaresinde mümkündü. Bir de artık ortalıkta tek bir padişah adayı bulunmuyordu. Bir noktada vezirlerin nüfuzları konuşuyordu. Bu sebepten ilk öldürülen padişah, sultan II. Osman olmuştu. Böylece padişahların, devletin aksayan yönlerine neşter vurabilmesi kolay görünmüyordu. Ayrıca timarlı sipahi ordusunun gücünü kaybetmesi, buna karşılık yeniçeri ordusu miktarının aşırı derecede artışı, merkezde büyük bir gücün doğmasına yol açtı. Yeniliklere karşı çıkan bazı devlet adamları da, her fırsatta bu gücü kullanmaya başlayarak, devletin ve yeniçeri ocağının sonunu hazırlamaya başladılar.

Nitekim III. Mehmed Han'dan sonra, ilk defa ordunun başında sefere çıkan II. (Genç) Osman (1621), Yeniçeri kuvvetlerinin bozulmakta olduğunu gördü. Ancak onun, ocağı ıslah girişimi, Osmanlı tarihinde ilk defa bir padişahın kul eliyle öldürülmesi hadisesini ortaya çıkardı. Bununla birlikte, II. Osman'ın şehit edilmesi hâdisesinden ders alan IV. Murad Han, parlak zekâsı, tedbirli siyaseti ve acı kuvveti sayesinde, devlete yükselme devirlerini hatırlatacak bir canlılık getirdi.

IV. Murad Han, İran üzerine düzenlediği Revan ve Bağdat seferlerine giderken, öncelikle Anadolu'daki sipahi zorbalarını ve mütegallibe denilen, zorla işbaşına gelmiş veya yolsuzlukla zengin olarak nüfuz sahibi olmuş zümreyi temizleyerek, ülke içerisinde istikrarı sağladı. Daha sonra Revan ve Bağdat seferlerinden zaferle çıkan Sultan, İran'la çeşitli aralıklarla 16 yıldır devam eden savaşa son verdi. Kasr-ı Şirin Muâhedesi (Anlaşması) diye meşhur olan antlaşmanın hükümleri, çok az bir değişiklikle günümüze kadar geldi.

IV. Murad Han'ın genç yaşta ölümü (1640) ve daha sonra Sultan İbrahim'in, âsiler tarafından şehit edilmesi (1648) üzerine IV. Mehmed'in henüz yedi yaşındayken tahta çıkması, zaman geçtikçe ocak ağalarının, idarede nüfuz kazanmalarına yol açtı. Yeniçeri ve sipahi ağaları, vezirlerin seçilmesinde en önemli rolü oynuyorlardı. Bu durum devletin siyasî yapısını ve malî durumunu bozdu. Her iş ağaların eline geçip, kendilerine hiç bir surette muhalefet edecek kimse kalmadı. Bunlar, asker mevcudunu yüksek göstermek suretiyle fazla ulûfe aldıkları gibi, yaptıkları tayinlerden de yüklüce rüşvetler çekiyorlardı. Bu ve benzeri olaylar, zaman zaman önlenmesine rağmen, 1656 yılında Köprülü Mehmed Paşanın sadârete getirilmesine kadar sürdü. Bu tarihe kadar defalarca sadrazam değişikliğine rağmen, devletin hayrına çalışan, Tarhuncu Ahmed Paşa'dan başkası çıkmamıştı. Merkezde süren bu bozukluk devresinde, cahil ve iktidarsız vezirlerin, eyaletlere rüşvetle adam tayin etmeleri, halkın yine zorbalar eline düşmesine sebep oldu. Yapılan mezalimler yüzünden, köylü halkın bir kısmı çiftini bozup eşkıyalığa başlamış, bir kısmı da şehir ve kasabalara sığınmıştı. Kalanlar ise eziliyordu. Önce Kuyucu Murad Paşa'nın ve daha sonra IV. Murad Hanın şiddetli darbeleriyle bu isyan ve şakavetler önlenmişse de, merkez zayıf düştükçe yine baş kaldırmalar meydana çıkıyordu. IV. Mehmed Hanın ilk sekiz senesinde bu durum bütün şiddetiyle devam etti. Padişah, 15 yaşına geldiğinde, kudretli vezir Köprülü Mehmed Paşayı işbaşına getirerek devlete tekrar içte istikrar ve dışta itibar kazandırdı. Köprülü Mehmed Paşa (1656-1661) ve Köprülü Fazıl Ahmed Paşa (1661-1676) dönemlerinde Osmanlı Devleti, Kanunî Sultan Süleyman devrindeki gibi huzurlu bir devre yaşadı. Bu müddet içinde tek bir kapıkulu ayaklanması görülmedi. Arasıra yenilgiler görülmesine rağmen, Türk orduları yeni bir zafer çağı yaşadı. Avusturyalılar'ın çok güvendiği Uyvar Kalesi 1663'te fetholundu.

Nihayet, Fazıl Ahmed Paşa'dan sonra Osmanlı sadâret makamına gelen Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, 1683 yılında Viyana'yı kuşattı. 100-120 bin kişilik Osmanlı ordusu, Dük Şarl dö Loren kumandasındaki Avusturya ordusunu yenerek bütün ağırlıklarını zaptetti. Avusturya İmparatoru Leopold, bu yenilgi üzerine bütün ümidini kaybederek Viyana'yı bırakıp kaçtı. Şehirde kalan Kont Stahramberg, bütün eli silah tutan erkekleri asker yazıp savunma tedbirleri aldı. Sadrazam Kara Mustafa Paşa, kaleyi kurtarmak için gelebilecek Haçlı kuvvetlerine karşı durmak üzere Tuna Köprüsünü tutma görevini, Kırım Hanı Murad Giray'a vermişti. Düşman buradan geçtiği takdirde, Budin beylerbeyi İbrahim Paşa bunlara karşı çıkacaktı. Viyana'nın fethedilmesiyle Alman-Avusturya İmparatorluğu geri atılacak, böylece Macaristan'da güçlü bir Macar Krallığı kurulabilecekti. Macaristan ayakta durdukça, Avusturya'nın artık, Türk Devleti için önemli bir tehlike oluşturması düşünülemezdi. En büyük düşman olan Avrupa'ya karşı böyle kuvvetli bir savunma duvarı kurulması, Türk Devletini uzun yıllar rahat ettirecekti.

Avrupa'da şok etkisi yapan Viyana kuşatmasının ilk iki aylık süresi içinde Türkler, şehrin bir çok dış tabyalarını ele geçirdiler. Şehrin düşmesine sayılı günler kalmıştı. Bu sırada Papa'nın önderliğinde, Viyana'nın kurtarılması için Avusturya, Lehistan, Saksonya, Bavyera ve Frankonya arasında bir kutsal ittifak kurularak 120 bin kişilik bir kuvvet oluşturuldu.

Türk tarihi için bir dönüm noktası olan Don-Volga kanal projesinde olduğu gibi bu defa da en büyük ihanetlerden biri, yine bir Kırım hanı olan Murad Giray tarafından işlendi. Haçlı ordusu, Tuna Köprüsünü geçerken, kendi askeriyle bir tepeye çekilip seyreden Tatar Hanı, hücum etmesi için kendisine yalvaran Hanlık imamına şunları söyledi: "Sen bu Osmanlı'nın bize itdüği cevri bilmezsin. Bu düşmanın kovalanması benim için hiçbir şeydir ve bu işin dinimize ihanet olduğunu da bilirim. Ama isterim ki, onlar kaç paralık adam olduklarını görsünler. Tatarın kıymetini anlasınlar."
_____________________________________________________________
GERILEME DÖNEMI
1764 yilinda Rusya, Osmanlilarin toprak bütünlügünü garanti ettigi Lehistan'i isgal etmis ve kaçan mülteciler Osmanli sinirini geçen Ruslar tarafindan katledilmistir. Bu olay üzerine Osmanli Devleti Rusya'ya savas ilân etmistir(1768). Ruslar, Baserabya ve Kirim'i isgal ettikleri gibi, Ingilizlerin de yardimiyla, Baltik filosonu Akdeniz'e göndererek, Mora Rumlarini isyana tesvik etmisler ve Çesme'de demirli Osmanli donanmasini gafil avlayarak, gemileri yakmislardir. Bu arada Misir'da da bir isyan hareketi baslamistir. Ruscuk ve Silistre önlerinde Osmanli kuvvetlerinin mevzii basarilar kazanmasinin ardindan II. Katerina, Lehistan isini halletmeyi plânladigindan Osmanlilarla anlasma yapmayi kabul etmistir. I.Abdulhamit'in (1773-1789) basa geçmesinden sonra imzalanan Küçük Kaynarca Antlasmasi ile (21 Temmuz 1774) Kirim Hanligi Osmanlidan kopartilarak sözde bagimsiz bir devlet olmus, Baserabya, Eflâk, Bogdan Osmanlilarda kalmis, ancak Azak ve Kabartay bölgesi Rus hâkimiyetine geçmistir. Ruslar bu anlasmayla Ingiltere ve Fransa'ya taninan kapitülâsyonlari da kazanmis ve her yerde konsolosluk açma hakkini elde ederek, Osmanlinin iç islerine karisabilecegi bir ortami kendine hazirlamistir. Nitekim 1783'te Kirim'i isgal ve ilhak eden Rusya, Karadeniz'e hâkim olarak, sicak denizlere inme politikasini gerçeklestirme yönünde büyük bir adim atmis, Ortadokslari himaye bahanesiyle de Balkanlardaki nüfuzunu kuvvetlendirmistir.

Rusya'nin nihaî amaci, Istanbul'u ele geçirerek Bizans'i yeniden diriltmek idi. Iste bu maksatla, Osmanli Devleti'ni taksim etmek üzere Avusturya ile gizli bir anlasma yapildi. Bu anlasmayi haber alan Osmanli Devleti, Prusya ve Ingiltere'nin de tahrikiyle Rusya'ya karsi savas açti. Halkin infialine neden olan Kirim'i geri almak Osmanlinin en büyük arzusuydu. Ancak bu savasa Rusya'nin müttefiki olan Avusturya'nin da katilmasiyla, Osmanlilar iki cephede birden mücadele etmek zorunda kaldilar(1788). Avusturya'ya karsi iki kez savas kazanildi. Belgrat ve Banat ele geçirildi. Ancak Rusya'ya karsi dogu cephesinde basari saglanamadi. Bu tarihlerde Osmanli tahtina III. Selim çikmisti (1789-1807). III. Selim Isveç ile bir anlasma yaparak Rusya'ya karsi bir müttefik kazanmisti. Ancak Rusya Bükres ile Küçük Eflâk'i almis, ardindan da Belgrat ve Bender düsmüstü. 1790'da Avusturya Imparatoru II.Joseph ölünce iç ayaklanmalar bas göstermis ve Fransiz ihtilalinin etkileri bu ülkede de hissedilmeye baslanmisti. Bunun üzerine yeni Imparator II.Leopold, Zistovi anlasmasini imzalayarak Osmanlilarla olan savasi sona erdirdi (1791). Bu anlasma mevcut statükoyu muhafaza eden maddelerden ibaretti. Rusya ile de, Ispanya'nin araciligiyla Yas Baris Antlasmasi imzalandi (1792). Rusya'nin savas sirasinda isgal ettigi yerlerden sadece Özi, anlasmayla verilmis oluyordu. Hem Avusturya hem de Rusya bu anlasmalarla, Fransa ve Lehistan'daki gelismelere dikkatlerini verirken, Osmanli Devleti de gerekli islahatlari yapmak için bir soluklanma zamani bulabilecekti.


Iyi bir egitim görmüs olan III. Selim bu baris döneminden faydalanarak, devlet içinde, özellikle askerî alanda, islahatlar yapmak istiyordu. Bu maksatla, Nizâm-i Cedit adi verilen ilk islahat hareketiyle, yeni bir ordu kurdu(1793). Yeniçeri Ocagi'ni kaldiramayacagini bildiginden, öncelikle Nizâm-i Cedid denilen bu orduyu batili tarzda düzenleyip, basarisini kanitlamak gerekliydi. Ancak bundan sonra Yeniçeri Ocagi lagvedilebilirdi. Fakat kendileri aleyhine ortaya çikan gelismelerden endise duyan Yeniçeriler, bazi devlet adamlarini da yanlarina çekerek yeniliklere karsi çiktilar ve isyan ettiler. Üstelik bu arada Napolyon Bonapart, bir orduyla Misir'i isgale baslamisti (1798). Osmanlilar, Rusya, Ingiltere ve Sicilya'nin da menfaatlerine dokunan Fransiz isgaline karsi harekete geçti. Ehramlar savasiyla, Misir'i ele geçirip, kuzeye yönelen Bonapart, Akka'da Osmanli savunmasini geçemedi (1799). Kusatmayi kaldiran Napolyon geri dönerken, yerine biraktigi ordu komutanlari da maglûp edildiler. Neticede Fransizlar Misir'i terk etmek zorunda kaldi(1801). Fransa'yi barisa zorlayan önemli bir sebeplerden birisi de, Akdeniz'de Rus ve Türk donanmalarinin is birligi yapmalari, Ingiltere'nin Fransiz savas ve ticaret gemilerini taciz etmesiydi. Fransa'nin Akdeniz ve Orta Dogu'daki ticarî menfaatlerinin zedelenmesi onlari barisa zorlamaktaydi.

1802'de imzalanan anlasmayla Fransa bölgede yine ticaret yapma güvencesi almis ve kapitülâsyon hakkini elde etmistir. Bu olayi bahane ederek Akdeniz'e inen Rus donanmasi, Osmanli donanmasiyla birlikte Fransa'nin elindeki bazi adalari ele geçirmis idi. Fakat halk, ebedî düsman olarak gördügü Rusya ile is birligi yapilmasina büyük tepki göstermis ve bunun sonunda III. Selim'e ve islahatlarina karsi cephe genislemisti. Üstelik Napolyon'un, Orta Dogu'da Araplara yönelik propagandasinin da etkisiyle bölgede bazi isyanlar çikmisti. Böylece Bulgaristan ve Sirbistan'da çikan isyanlara bir de Suriye'de ve Hicaz'da çikan isyanlar eklenmis oluyordu. Vehhabiler ayaklanarak, 1803-1804'te Mekke ve Medine'yi ele geçirmislerdi. Osmanlilarin tekrar Fransa ile yakinlasmalari, Ingiliz ve Ruslari harekete geçirmis ve sonunda Rusya Eflak ve Bogdan'i isgal etmisti. Bu savas sürerken Nizâm-i Cedit'in Rumeli''ye de kaydirilmasindan memnun olmayan isyancilar Sehzade Mustafa'nin tahrik ve tesvikiyle birleserek Ikinci Edirne Vak'asi denilen büyük bir ayaklanma baslatmislardi (1806). Neticede Istanbul'da patlak veren Kabakçi Mustafa Isyani III. Selim'in sonunu hazirladi. Saraya giren isyancilar III. Selim'i tahttan indirerek yerine IV. Mustafa'yi tahta geçirdiler (29 Mayis 1807). Nizâm-i Cedid lagvedildi. Fakat III.Selim'e bagli olan Ruscuk bayraktari Mustafa, yenilik taraftarlariyla birleserek, karsi darbede bulundu. Amaci III. Selim'i yeniden tahta çikarmakti. IV. Mustafa'nin, sabik padisahi öldürttügünün ögrenilmesi üzerine, kardesi II.Mahmut basa geçirildi (28 Temmuz 1808).

Alemdar Mustafa Pasa sadareti üslenerek, III. Selim'in baslattigi islahatlari devam ettirmeye çalisti. Nizâm-i Cedit'i, Sekbân-i Cedit adi ile yeniden canlandirdi. Ancak ulemayi ve yeniçerileri memnun edemeyen Alemdar Mustafa Pasa, 1809'da çikan bir isyanda öldü.

II.Mahmut ve Islahat Hareketleri; II. Mahmut devri (1808-1839), hem gerçeklestirilen yenilik hareketleri ile hem de etnik ve siyasî isyanlariyla Osmanli Devleti'nin yol ayrimina girdigi bir dönemi ifade eder. II.Mahmut, öncelikle orduyu bastan asagi düzenlemek ile ise basladi. Yeniliklere karsi çikan Yeniçeri Ocagi bir nizamname ile ortadan kaldirildi. Vak'a-yi Hayriye olarak adlandirilan bu köklü degisiklikle (15-16 Haziran 1826), yeni bir ordu olusturuldu. Ancak yeniçeriler bu düzenlemeye boyun egmeyerek isyan ettiler. Sadrazam'in sarayini basan yeniçeriler sadrazamin ve islahatçilarin baslarini istediler. Ancak At Meydani'nda toplanan yeniçeriler dagitildi, ocaklari bombalandi. Böylece Avrupa tarzinda yeni bir ordunun kurulmasi yönündeki en büyük engel ortadan kaldirilmis oluyordu. II. Mahmut hükûmet teskilâtinda da degisikliklere giderek kabine ve nezaret (bakanlik) usulünü benimsedi. 1836 yilinda Dahiliye ve Hariciye Nazirliklari kuruldu. Avrupa devletleri ile A.B.D ile ticarî anlasmalar yapildi. Iktisadî ve adlî sistemde degisikliklere gidildi. Avrupa tarzinda egitim veren rüstiyeler, Harbiye ve Tibbiye okullarinin açilmasi vb. gibi egitim alaninda da islahatlar gerçeklestirildi.

Fakat, kimi seklî, kimi öze yönelik bu yenilikler devletin içinde bulundugu zorluklari asmasina yetmedigi gibi, Osmanli cografyasindaki parçalanma II.Mahmut döneminde daha da hissedilir hale geldi.

Sirp ve Yunan Isyanlari; Fransiz Ihtilâli'nin getirdigi milliyetçi fikirlerle temellendirilen ancak, daha ziyade arkasinda Rusya ve diger Avrupa devletlerinin tesvik ve tahriki olan etnik ve mahallî isyanlar bu dönemde alevlendi. III.Selim zamaninda isyan eden Sirplar, 1812 Bükres Antlasmasi ile bazi imtiyazlar almalarina ragmen, yeniden ayaklandilar. Yeniçeri Ocaginin kaldirildigi tarihlerde Sirplarla kismî bir anlasmaya varildi. Ancak 1830'da bir hatt-i serif ile Sirbistan'in Osmanli hâkimiyetinde bir prenslik olarak varligi kabul edildi. Rusya'nin XIX. yüzyila girerken Osmanliya karsi sürdürdügü savaslarin altinda Balkanlari ve özellikle Rumlari Osmanli Devleti'nden koparmak yatiyordu. Nitekim Odessa'da yeniden örgütlendirilen Etnik-i Eterya adli cemiyetin baskanligina Yunan Isyani sirasinda Çar I.Alexsandre'in yaveri Prens Ipsilanti getirilmisti. Yapilan plana göre Yunanistan, Yanya ve Tuna civarinda isyanlar çikarilacakti. Ipsilanti 1821'de Romanya'ya geçerek Ortodokslari ayaklandirmaya çalisti fakat basarili olamadi. Çar, Türklere yenilerek Macaristan'a kaçacak olan Ipsilanti'yi desteklemekten vazgeçti. Bu sirada Mora'da da Patras baspiskoposu isyan etmisti (25 Mart 1821). 1822'de Yunanlilar bagimsiz olduklarini ilân ettiler, Mora'da ve adalarda çok sayida Türk'ü katlettiler. Rusya ve Avrupa bu isyani gayriresmî yollardan desteklemekteydiler.
_____________________________________________________________
OSMANLI DEVLETİNİN YIKILIŞI VE DAĞILIŞI

Küçük Kaynarca antlaşmasi Osmanli devletinin Karlofça antlaşmasindan sonra imzaladigi en agir antlaşmaydi; Osmanli devleti bu antlaşma ile yikiliş devrine girdi. Bu antlaşma geregince Kirim Osmanli devletinden ayriliyor; Aksu (Bog) irmagi her iki devlet arasinda sinir oluyordu. Kafkasya’da bir kisim toprak, Ruslarin sinirlarda diledikleri yerde kale yapmalari kabul edildi. Ruslar karşisinda ugranilan bu agir yenilginin yani sira 1768-1774 yillari arasinda Akka’da ve Arabistan’da Osmanli devletine karşi isyanlar çikti. Osmanli devletinden ayrilarak bagimsiz bir devlet olan Kirim, bagimsizligini uzun süre koruyamadi. Rus generali Potemkin Kirim’a girerek bu ülkeyi Rusya’ya kattigini ve Kirimlilarin bundan böyle Rus tebaasi olduklarini ilan etti(1783). Küçük Kaynarca antlaşmasinin Osmanli kamuoyu ve devlet adamlari üstünde büyük etkisi oldu. Devlet ilk defa bir Islam ülkesini kaybetmişti. Kirim’in Ruslardan kurtarilmasi vaz geçilmez bir amaç oldu. Alti yil süren savaşlar sirasinda Osmanli ordulari Ruslar karşisinda başari gösteremedi. Bu durum Osmanli devletinin düşmani olan Avusturya ve Rusya’nin Osmanli topraklarini paylaşmak üzere kendi aralarinda anlaşmalarini sagladi. Osmanli devletinde ordunun yeniden düzenlenmesi gerektigi ortaya çikti ve modern usullerin kabulü düşüncesi benimsendi. Çeşme’de Osmanli donanmasinin yakilmasindan sonra yeni ve modern bir donanmanin yapimina girişildi ve deniz subayi yetiştirmek için Mühendishanei Bahrii Hümayun açildi(1776). Avrupa’dan gemi yapim ustalari, topçu subaylari getirildi ve askeri konularla ilgili kitaplarin tercümesine başlandi.
Osmanlı devleti 1787’de Kırım’ı geri almak için Rusya’ya savaş açtı. Osmanlı ordusu daha cepheye hareket etmeden Avusturya, Rusya ile anlaşması uyarınca Osmanlı devletine savaş ilan etti; Osmanlı orduları iki cephede savaşmak zorunda kaldı. Savaşın ilk yılında Avusturya’ya karşı başarılı sonuçlar alındı; fakat Rusya karşısında savaşlar başarısızlıkla sonuçlandı. Bu savaş sırasında Prusya ve İsveç ile birleşen Osmanlı devleti; Avusturya ve Rusya’ya karşı ittifak yaptı. Fransız devrimi ve Osmanlı-Prusya antlaşması, Avusturya’yı savaşı durdurmak zorunda bıraktı. Avusturya ile Ziştovi(sviştov) antlaşması imzalanarak savaşa son verdi(1791); antlaşma gereğince Avusturya savaş sırasında Osmanlılardan aldığı toprakları geri verdi. Avusturya’nın savaştan çekilmesi durumu değiştirmedi. Ruslar karşısında yenilgiler devam etti. Osmanlı-Rus savaşı Yaş antlaşmasıyla sona erdi(1792). Bu antlaşmada Osmanlı devleti Kırım’ın Ruslar tarafından işgalini kesin olarak kabul etti. Özi eyaleti Rusya’ya bırakıldı. Rusya da, savaşlar sırasında işgal etmiş olduğu kale ve şehirleri geri verdi. Böylece Osmanlı imparatorluğu Kırım’ı geri alma isteğinden kesin olarak vaz geçmek zorunda kaldı. İki uzun savaş, Osmanlı ordularının geriliğini ve zayıflığını gösterdi. Osmanlı-Rus-Avusturya savaşları devam ederken Osmanlı tahtına 3.Selim geçti. 3.Selim şehzadeliğinde ve padişahlığı dönemindeki iki büyük savaşta(1768-1774;1787-1792) Osmanlı ordularının Avrupa devletlerinin ordularına göre geri kaldığını; yüz bin kişilik Osmanlı ordusunun sayıca az, fakat disiplinli ve modern ordularına yenildiğini gördü. Padişah olunca modern ve çağın gerektirdiği şartlara sahip bir ordu kurulması ve çeşitli alanlarda ıslahat yapılması için harekete geçti. Nizamıcedid adında, Yeniçeri ocağından ayrı bir ordu kuruldu. Yeniçeri ocağı, Topçu ocağı, Humbaracı ocağı ve tımarlı sipahiler ile donanmanın yeniden düzenlenmesi yoluna gidildi. İlk defa Londra, Paris, Viyana, Berlin gibi Avrupa’nın büyük başkentlerinde devamlı elçilikler kuruldu. Osmanlı devleti bu işlerle uğraşırken Mısır, Fransa’nın saldırısına uğradı(1798). Mısır’daki Osmanlı kuvvetleri Napolyon Bonopart kumandasındaki Fransız kuvvetleri karşısında geriledi. Mısır, kolaylıkla Fransızlar tarafından işgal edildi. Fransa’nın Mısır’ı ele geçirmesi, Akdeniz’de Fransız üstünlüğünü çekemeyen İngiltere ve Rusya’da tepkiyle karşılandı. Amiral Nelson kumandasında İngiliz donanması Ebukir’de Fransız donanmasını yaktı. Osmanlı devleti önce Rusya(1798), sonra da İngiltere ile Fransa’ya karşı anlaştı (1799). Osmanlı ve Rus gemilerinden meydana gelen bir donanma Akdeniz’e çıktı. Fransızlar tarafından işgal edilmiş olan adalar geri alındı. Bu deniz savaşları sırasında Napolyon, Suriye’yi almak için Akka kalesini kuşattı; fakat yenilerek Mısır’a geri çekildi (1799). Bir süre sonra da Mısır’daki Fransız ordusunun kumandasını general Kleber’e bırakarak Fransa’ya gitti. Mısır’daki Fransız ordusu Napolyon’dan sonra Osmanlı-İngiliz kuvvetlerine karşı koyamadı ve Mısır’ı boşalttı (1801). Fransızların Mısır’dan çekilmesinden sonra Osmanlı devletiyle Fransa arasında dostluk yeniden kuruldu. Bu durum Osmanlılar ile Rusya arasında savaş çıkmasına (1806-1812) sebep oldu. Ruslar savaş ilan etmeden Eflak-Boğdan’a saldırdılar(1806). Savaşın başlamasından kısa bir süre sonra İngiltere, Osmanlı devletini Rusya ile barışa zorlamak için donanmasını Çanakkale boğazından geçirerek İstanbul önlerine gönderdi, fakat İngilizlerin İstanbul’u tehdidi bir sonuç vermedi; İngiliz donanması çekilmek zorunda kaldı (1807). İngilizlerin Mısır’a çıkarma yapması, Akdeniz’deki Rus donanmasının da Bozcaada’yı ele geçirmesi bir sonuç vermedi. Fransızlarla dost kalan Osmanlılar, Rusya ile savaşı sürdürdüler. Bu savaş devam ettiği sırada İstanbul’da 3.Selim’e ve Nizamıcedide karşı Kabakçı isyanı çıktı. 3.Selim tahttan indirildi, yerine 4.Mustafa geçti; 3.Selim zamanındaki yenilik hareketleri son buldu; yenilik taraftarlarının bir kısmı öldürüldü (1807), bir kısmı da Rusçuk’ta bulunan Alemdar Mustafa Paşanın yanına kaçmayı başardı. Bunlar 3.Selim’i tekrar tahta geçirmek için teşebbüse geçtiler. Alemdar Mustafa Paşa ordusuyla birlikte, görünüşte 4.Mustafa’ya bağlılığını bildirmek, aslında 3. Selime tekrar tahta geçirmek için İstanbul’a geldi; fakat 3.Selim’i tahta geçirmek istediği gün, 3.Selim, 4.Mustafa’nın emriyle öldürüldü. Alemdar, 4.Mustafa’yı tahttan indirerek yerine 2.Mahmud’u geçirdi (1808); kendisi de sadrazam oldu. Yeni padişahın ve alemdar Mustafa Paşanın ilk işi 4.Mustafa tarafından kaldırılan Nizamı cedidi tekrar kurmak oldu; fakat bu ad kullanılmadı. Yeni orduya Sekbanıcedid adı verildi. Yeniçeriler, bu hareketin de karşısına çıktılar; Babıâli’yi basarak Alemdar Mustafa Paşayı öldürdüler(1808). Asiler bu arada 2.Mahmud’u tahttan indirerek yerine 4.Mustafa’yı padişah yapmak istediler. 2.Mahmud, kardeşi 4.Mustafa’yı öldürterek Osmanlı hanedanının tek erkeği olarak kaldı. Asilerin de istekleri gerçekleştirilemedi, aşama Sekbanı cedit de kaldırıldı. Osmanlı-Rus savaşı bu olaylar sırasında devam ediyordu. Rusçuk, Yer göğü ve Niğbolu’yu alan Ruslar, Lofça’ya(Loveç) girdiler. Osmanlı-Rus savaşına, Bükreş antlaşmasıyla son verildi(1812). Buna göre Rumeli’de Prut ırmağı her iki devlet arasında sınır kabul edildi. Anadolu sınırı da savaştan önceki durumuna getirildi; Eflak-Boğdan Osmanlı devletine geri verildi. Bükreş antlaşmasından sonra Osmanlı devletini uğraştıran en önemli mesele Rum isyanları oldu. 1814’te Odesa’da , bazı Rum tacir ve aydınlarının kurduğu gizli Etniği Eter ya cemiyeti, Yunanlılar arasında propaganda yaparak isyan ortamını hazırladı; ancak, Rumların her çeşit faaliyetini öğrenen Yanya valisi Tepe delenli Ali Paşa onlara isyan etmeleri için fırsat vermiyordu. Tepe delenli Ali Paşanın isyan etmesi ve Babıâli’nin gönderdiği ordulara yenilerek öldürülmesi üzerine(1821) Rumlar büyük bir engelden kurtuldular. Bu olaydan hemen sonra Mora Rumları ayaklandı. Bütün Mora asilerin eline geçti. Osmanlı devletinin Mora’ya gönderdiği ordular isyanı bastıramadı. 2.Mahmud, Mısır valisi Mehmed Ali Paşadan yardım istemek zorunda kaldı. Mora ve Girit valilikleri Mehmed Ali Paşaya verildi. Mehmed Ali Paşa da İbrahim Paşa kumandasında bir mısır ordusunu Mora’ya gönderdi (1824). İbrahim Paşa asileri yendi. Mora da asilerin eline geçmiş olan şehir ve kasabalar geri alındı. Mısır ordusunun işe karışmasına İngiltere ve Rusya tepki gösterdi. Ege denizine kuvvetli bir mısır ordusunun ve donanmasının yerleşmesini her iki devlet istemediği için Petersburg’da imzaladıkları bir antlaşma ile, Mora da Osmanlı devletine vergi veren muhtar bir yunan devletinin kurulmasına karar verdiler (1827). İmzalanan bu antlaşmaya daha sonda Fransa da katıldı. Osmanlı devleti İngiltere, Fransa ve Rusya’nın tekliflerini içişlerini bir karışma olarak kabul etti ve reddetti. Üç müttefik devlet Osmanlılara baskı yapmak için donanmalarını Mora sularına gönderdiler. Müttefik donanması Navarin’de Osmanlı-Mısır donanmasını yaktı (1827). Rusya da savaş ilan etti. Osmanlı devleti 1826’da yeniçeri ordusuna kaldırmış ve yerine Asakiri Mansurei Muhammedive adı altında yeni bir ordu kurulmasına karar vermişti; fakat yeni ordu henüz kuruluş halindeydi. Ruslar Eflak ve Boğdan’ı aldıktan sonra Tuna kıyısında Kalas, İbrail, İakçı, Tolçi, Maçin ve Silistre kalelerini ele geçirerek Balkanları aştılar ve Edirne’ye kadar ilerlediler. Osmanlı devleti uğradığı bu yenilgi karşısında Rusya’dan barış istemek zorunda kaldı. Yapılan Edirne antlaşması gereğince Rusya, Rumeli’de işgal etmiş olduğu yerleri Osmanlı devletine geri verdi. Prut ırmağı eskiden olduğu gibi iki devlet arasında sınır oldu. Doğu Anadolu’da Anapa, Poti, Ahıska Ruslara bırakıldı. Erzurum, Kars ve Doğubeyazıt Osmanlı devletinde kaldı. Osmanlı devleti on milyon altın savaş tazminatı vermeyi kabul etti (1829). Bu antlaşmadan sonra Osmanlı devleti bağımsız bir yunan devletinin kurulmasını da kabul etmek zorunda kaldı (1830). Cezayir, Fransa tarafından işgal edilerek Osmanlı devletinden ayrıldı (1830). Osmanlı imparatorluğu bu olaylardan sonra Mısır valisi Mehmed Ali Paşanın isyanıyla uğraşmak zorunda kaldı. Rum isyanları sırasında Mehmed Ali Paşaya Girit ve Mora valilikleri verilmişti. Mora da bağımsız yunan devletinin kurulmasından sonra Mehmed Ali Paşa Suriye valiliğini kendisine verilmesini istedi; istekleri kabul edilmeyince Akka kalesini kuşattı; bunun üzerine asi ilan edildi (1832). Ağa Hüseyin Paşa Mısır, Girit ve Suriye valisi tayin edilerek Mehmed Ali Paşaya karşı görevlendirildi.
Mısır ordusu kumandanı İbrahim Paşa, bütün Suriye’yi ele geçirdikten sonra Beylan’da Osmanlı ordusunun başına Reşid Mehmed Paşa serasker tayin edildi. İbrahim Paşa bütün Çukurova’yı işgal ettikten sonra Konya’ya geldi. Burada yapılar ikinci bir savaşta Osmanlı ordusu tekrar yenildi. Mısır ordusu Kütahya’ya kadar ilerledi. Mehmed Ali Paşaya karşı koymak için elinde kuvvet kalmayan 2. Mahmud, Rusya’ya başvurdu ve yardım istedi. Bir Rus donanması İstanbul’a gelerek Büyükdere’de demirledi. Ayrıca 15 000 kişilik bir Rus ordusu da Beykoz’a yerleşti. Rusya’nın kara ve deniz kuvvetlerinin İstanbul’a gelmesi İngiltere ve Fransa’yı endişelendirdi. Bu iki devlet Mehmed Ali Paşa ile 2.Mahmud arasında arabuluculuk yaparak meseleye bir çözüm yolu bulmaya çalıştılar; sonunda Kütahya barışı yapıldı. Buna göre Mısır ve Girit valiliklerinden başka Suriye valiliği Mehmed Ali Paşaya Adana valiliği de İbrahim Paşaya verildi (1833). Mısır meselesinin bu şekilde çözümünden sonra Hünkar İskelesi antlaşması yapılarak Rus kuvvetleri İstanbul’dan çekildi (1833). Hünkar İskelesi antlaşmasına göre Rusya, padişah istediği zaman yardım kuvvetler göndermeyi, padişah da bu kuvvetlerin masraflarını karşılamayı kabul ediyordu. Antlaşmanın gizli maddesindeyse Osmanlı devleti Çanakkale ve İstanbul boğazlarını Fransa ve İngiltere savaş gemilerine kapamayı taahhüt ediyordu; buna karşılık Rus donanması istediği zaman Akdeniz’e geçebilecekti. Mehmed Ali Paşa ile Osmanlı devleti arasında imzalanan Kütahya barışı devamlı olmadı. 1839’da iki ordu arasında savaş başladı. Nizip’te yapılan savaşta Osmanlı ordusu yine yenildi (1839). Bu yenilgi haberi İstanbul’a gelmeden 2. Mahmud öldü, yerine oğlu Abdülmecid geçti. İngiltere, Fransa, Avusturya, Prusya ve Rusya Babialiye bir nota vererek Osmanlı hükümetinin tek başına Mehmed Ali Paşa ile görüşmemesini istediler. Londra’da Osmanlı devletinin ve beş Avrupa devletinin katıldığı bir konferans toplandı (1840). Bu konferansta Mısır valiliğinin veraset yoluyla, Suriye valiliğinin de yaşadığı sürece Mehmed Ali Paşaya bırakılmasına karar verildi. Mehmed Ali Paşa bu kararları kabul etmediğinden savaş hazırlıklarına başlandı. İngiliz donanması Beyrut’u bombaladı. Fransa dışında bütün devletlerin aleyhine döndüğünü gören Mehmed Ali Paşa, Suriye’yi de bırakarak yalnız Mısır valiliğiyle yetinmek zorunda kaldı (1840). Mısır meselesinin çözümünden sonra Boğazlar meselesinin çözümü için Londra’da ikinci bir konferans toplandı (1841). Bu konferansta alınan kararlara göre Boğazlar bütün milletlerin savaş gemilerine kapatıldı. Mısır meselesinin çözümünden kısa bir süre önce Osmanlı devleti Tanzimat fermanını ilan etmişti (1839). Bu ferman gereğince padişah, mülkiyet hakkına saygı gösterileceğini, vergilerin belli ve adil bir ölçüde toplanacağını, askerlik için belli bir süre tayin edileceğini, mahkemelerin açık olacağını, mahkeme kararı olmadan kimsenin idam edilmeyeceğini ve bu fermanda tanınan hakların her dinden olanlara uygulanacağını bildiriyordu. Böylece Osmanlı imparatorluğunda Tanzimat devri başladı. Tanzimat’tan sonra Osmanlı devleti Lübnan meselesiyle uğraşmak zorunda kaldı. Lübnan’da Müslümanlarla (Dürziler), Hıristiyanlar (Maruniler) arasında vergi toplama meselesinden çıkan bir olay (1841) üzerine serasker Mustafa Nuri Paşa Lübnan’a gönderildi. Mustafa Nuri Paşa, Hıristiyan Şihab ailesinden olan Lübnan emiri Mir Kasımı azlederek Ömer paşaya Lübnan emiri tayin etti. Ancak Fransa, Hıristiyanların koruyucusu olarak ortaya çıktı; Osmanlı devleti, Fransa’nın protestosu karşısında Ömer paşayı azlederek biri Müslüman öteki Hıristiyan olmak üzere iki kaymakam tayin etti; fakat olaylar yatışmadı. Babıali, olağanüstü yetkilerle hariciye nazırı Şekib Efendiyi Lübnan’a gönderdi. Şekib Efendi halkın elindeki silahları toplatmaya başladı; bu davranış olayları daha da büyüttü; kaymakamlar tutuklandı. Fransa, donanmasını Lübnan’a göndererek karaya asker çıkaracağını bildirince Şekib Efendi Hariciye nazırlığından azledildi; tutuklananlar serbest bırakıldı, yeni bir idare şekli kuruldu (1846). Buna göre Lübnan biri Dürzi. Öteki Maruni iki kaymakamın yönetimine verildi; her kaymakamın eteki dinden bir yardımcısı olacak, ayrıca maiyetlerinde on iki kişiden kurulu bir meclis bulunacaktı. Bu meclislere idari, adli ve mali yetkiler verildi. Lübnan, her yıl yalnız 3500 kese vergi ödeyecekti.
Avrupa’da çıkan 1848 ihtilalleri Osmanlı devleti üstünde de etkisini gösterdi: Eflak ve Boğdan’da ihtilaller çıktı. Osmanlı devleti bu hareketleri Rusya’nın yardımıyla bastırdı. Avusturya’ya karşı isyan ederek başarıya ulaşamayan ve Osmanlı devletine sığınan Macar mültecileri de Babıali için önemli bir mesele oldu. Osmanlı devleti, Avusturya ve Rusya’nın ütün baskılarına rağmen bu mültecileri onlara teslim etmedi.
Mülteciler meselesinden sonra Osmanlı devletiyle Rusya arasında Kutsal yerler meselesi çıktı. Rusya, İstanbul’a Prens Mençikov’u göndererek, Filistin’de Hıristiyanlarca kutsal kabul edilen Kamame kilisesi, İsa’nın mezarı ve Meryem’in türbesi üstünde Ortodoksların hak ve imtiyazlarını korumak bahanesiyle Osmanlı devletine baskı yaptı; aslında bu davranışın sebebi Osmanlı imparatorluğunu ve Osmanlı Hıristiyanlarını Rus himayesi altına almaktı. Osmanlı devleti Mençikov’un isteklerini Fransa ve İngiltere’nin de teşvikiyle reddetti (1853). Bu olay, Kırım savaşının çıkmasına sebep oldu. Osmanlı devleti Tuna boyunda tek başına, Kırım’da ise Fransa, İngiltere ve Piemontea krallığıyla birleşerek Rusya’ya karşı savaştı. Savaş, Rusya’nın yenilgisiyle sona erdi ve Paris antlaşmasına göre (1856), Osmanlı devleti bir Avrupa devleti olarak kabul edildi; topraklarının bütünlüğü antlaşmayı imzalayan devletlerce garanti altına alındı. Karadeniz’de hiçbir devletin savaş gemisi bulundurmaması kabul edildi. Osmanlı devleti, Paris antlaşması imzalanmadan önce Islahat fermanını ilan etti (18 şubat 1856). Bu fermanla, Hıristiyan ve Müslüman bütün tebaasını eşit kabul ettiğini bildiriyordu. Paris antlaşmasının imzalanmasından sonra Osmanlı devleti barış devrine girmekle birlikte iç karışıklıklar devam etti. Cidde’de hac mevsiminde Müslümanlar, Hıristiyanlara saldırdılar. Bu arada Fransız ve İngiliz konsolosları da öldürüldü. Cidde’ye gelen Fransız v İngiliz savaş gemileri şehri bombaladı. Şehir ileri gelenlerinden on iki kişi idam edildi. Lübnan’da Dürziler ile Maruniler arasında yeni olaylar çıktı; Dürziler Marunilere saldırdı, bir çok Hıristiyan öldürüldü (1860). Lübnan olaylarının büyümesinden sonra Şam’da da Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasında karışıklıklar çıktı. İçlerinde Hollanda ve Amerika konsoloslarının da bulunduğu bir çok Hıristiyan öldürüldü, malları yağmalandı. Fuad Paşa olay yerine gönderilerek olayın suçluları cezalandırıldı. Avrupa devletleri, Lübnan’a ve Suriye olaylarına müdahale ettiler. Fransa, Lübnan ve Suriye’ye birlikler gönderdi (1860). Lübnan için yeni bir nizamname hazırlandı. Buna göre Lübnan, Hıristiyan bir vali tarafından idare edilecek, valinin başkanlığında her cemaatten iki kişinin katılmasıyla meydana gelecek bir meclis kurulacak, Lübnan altı kazaya ayrılacak, asayiş, yerli kuvvetler tarafından sağlanacak, vergi gelirleri yalnız mahalli ihtiyaçlar için sarf edilecekti (1861). Bu olaylar sırasında Abdülmecid öldü, yerine Abdülaziz Osmanlı tahtına geçti. Onun tahta geçmesinden sonra Balkanlarda yeni olaylar çıktı. Rusya’daki Panslavistlerin teşvikiyle hersek Hıristiyanları, Mostar’daki yabancı devlet konsoloslarına baş vurarak, Osmanlı memurları ve mahalli idare nezdinde Hıristiyanların çıkarlarını korumak için, bir kocabaşının tayini, kiliselerin serbestçe yapılması, okulların açılabilmesi, Osmanlı askerlerinin geri alınması, çiftlik sahiplerine ürünün yalnız dörtte birinin verilmesi ve bunun kendi temsilcileri tarafından alınması, vergilerin ev başına maktu olarak kocabaşılar tarafından toplanmasını istediler. Osmanlı devleti Herseklilerin bu isteklerini kabul etmedi ve Ömer Paşa kumandasında kuvvetler gönderdi. Ömer Paşa, asileri dağıttı. Hersek asilerine yardım eden Karadağlıları yendi (1861). İsyanın bastırılmasından sonra Girit’te ayaklanma oldu. Asiler, Yunanistan’dan subay ve silah yardımı alıyordu. Ömer paşa asileri yenerek ellerindeki silahları aldı. Ömer Paşanın başarıları üzerine Avrupa devletleri Girid’e milletlerarası bir komisyon gönderilmesini istediler. Osmanlı devleti buna meydan vermemek için sadrazam Ali Paşayı Girid’e gönderdi. Ali Paşa, önce Girit’te bir genel af ilan etti, her nahiyeden iki temsilcinin katılmasıyla bir genel meclis kuruldu; burada adanın yerli halkının şikayetleri dinlendikten sonra bir fermanla Girid’in yeni düzeni ilan edildi (1868). Bu fermana göre adanın vergisi yalnız mahalli ihtiyaçlar için sarf edilecek, valinin, biri Müslüman biri Hıristiyan iki yardımcısı olacak, adada Hıristiyan halkın çoğunlukta bulunduğu kazalara Hıristiyan mutasarrıflar tayin edilecek, mahkemeler Müslüman ve Hıristiyan üyelerden meydana gelecekti. Alınan bu tedbirler Girit’te karışıklığı yatıştırdı. Sonra Hersek’te yeni olaylar meydana geldi. Hersek sancağına bağlı Nevesin kazası halkından 160 kişilik bir topluluk, vergilerin ağırlığından şikayet ederek Karadağ’a sığındı. Bunlara karşı asker gönderilmedi; olay bütün Hersek’e yayıldı. İsyan, kısa bir süre sonra Bosna Hıristiyanlarına da sıçradı. Avrupa devletleri, bu olaylardan Osmanlı devletinin iç işlerine karışmak için yararlandı. Avusturya başvekili kont Anrassy, Osmanlı devletine bir nota vererek Rusya, Almanya ve Avusturya’nın bu konuda düşüncelerini bildirdi. Andrassy, notasında Hıristiyan tebaa için tam bir din ve ayin serbestliğini, aşar vergisinin kaldırılmasını, vilayet meclislerinin Hıristiyan ve Müslümanlardan meydana gelmesini, vergilerin mahalli ihtiyaçlara harcanmasını istedi (1876). Osmanlı devleti bu notayı kabul ederek dört hafta içinde silahını teslim edenlerin affedileceğini bildirdi; fakat asiler u teklifleri kabul etmediler ve Karadağlılarla birleşerek savaşa devam ettiler. Hersek isyanları devam ederken Bulgarlar da ayaklandı. Filibe’deki asiler, bir Bulgar olan Rum konsolosunun teşvikiyle harekete geçtiler (1876). Pazarcık ve Filibe’ye bağlı Müslüman köyleri yakıldı. Bulgarlara karşı askeri birlikler gönderilerek isyan daha fazla yayılmadan bastırıldı. Bulgaristan olaylarının başlamasından kısar bir süre sonra Selanik’te Müslüman olan bir Bulgar kızının Bulgarlar tarafından kaçırılması üzerine çıkan olaylarda Fransız ve Alman konsolosları öldürüldü. Bunun üzerine Fransa, Almanya, Rusya, Avusturya ve İtalya donanmalarını Selaniğ’e gönderdi. Bunların askısıyla olayda suçlu görülenler idam edildi (1876).
Bulgaristan olayları ve Selanik meselesi Avrupa devletlerinin Osmanlı devletine yeni bir nota vermelerine sebep oldu (Berlin memorandumu). Bu notada Selanik olayı gibi olaylarda, Avrupa devletlerinin donanmalarını göndererek silahlı müdahalede bulunacağı bildiriliyor, Andrassy notasının tam olarak uygulanması isteniyordu. Ayrıca Bosna - Hersek’te Osmanlı devletinin yapmayı kabul ettiği ıslahatın uygulanmasının konsolosların denetleyeceği bildiriliyordu. Bu son olaylar üzerine, Mithat Paşa ve birçok Osmanlı Aydını, devletin kurtulması için tek çare olarak “Meşruti bir idare”düşündüler. Abdülazizi tahttan indirilerek yerine 5. Murat getirildi (1876); Kanuni Esasi hazırlıklarına başlandı. 5. Murat’ın , tahta geçirildiği gün çıkan olay yüzünden akli dengesi bozuldu ve kısa bir süre sonra tahttan indirilerek yerine 2. Abdülhamit getirildi. Bu olaylar sırasında Sırbistan ile Karadağ Osmanlı devletine karşı birleştiler; Sırbistan Osmanlı devletine savaş ilan etti (1876). Sonra Karadağ da Sırbistan’a katıldı. Sırp ordusuna Rus generali Çernayev kumanda ediyordu. Osmanlı orduları Abdülkerim Nadir Paşa ve Muhtara Paşa kumandasında Sırbistan ve Karadağ ordularını yendiler. Osmanlı ordularının bu başarısı üzerine, Paris antlaşmasını imzalamış olan devletler, Babıali’ye bir nota vererek mütareke yapılmasını istediler. Osmanlı devleti bu teklifi bazı şartlarla kabul edebileceğini bildirdi. Sırbistan, ileride bir daha savaşa teşebbüs etmeyeceği hakkında teminat verecek ve savaş tazminatı ödeyecek; Sırp beyi Milan Obrenoviç, İstanbul’a gelerek padişaha bağlılığını bildirecek; Belgrat, Böğür delen, semendere, Feth-i İslam kalelerinde Osmanlı askeri bulundurulacak ve Sırp ordusu on bin kişiye indirilecekti. İstanbul’daki elçiler bu şartları ağır buldular. Bu arada Sırp ordusu, Çernayev’in teşvikiyle prens Milan’ı kral ilan ederek savaşa yeniden başladı. Osmanlı ordusu Sırpları tekrara yenilgiye uğrattı. Sırp ordusunda bulunan Rus subaylarının çoğu öldü. Prens Milan İstanbul’daki Rus elçisi İgnatiyev’e bir telgraf çekerek mütareke için aracılık yapmasını istedi; İgnatiyev Babıali'’e bir nota verdi ve kırk sekiz saat içinde savaş durdurulmazsa, İstanbul’u terk edeceğini bildirdi (31 Ekim 1876). Osmanlı devleti Rusya’nın bu isteğini kabul ederek savaşları durdurdu. Mütarekeden sonra da İngiltere, Balkan meselelerinin çözümlenmesi için bir konferans toplanmasını teklif etti. Bu konferans 23 aralık 1876’da İstanbul’da başladı. Aynı gün Osmanlı devleti Birinci Meşrutiyeti ilan etetti. Konferansta Osmanlı devleti temsilcileri yabancı delegelerin isteklerini Kanunu Esasiye aykırı olduğunu ileri sürerek kabul etmediler; Osmanlı devleti tebaasının meselelerini kendi temsilcileri aracılığıyla çözümleyebileceğini bildirdi. Konferans, bir karar alınamadan dağıldı. Bunun sonucu 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı çıktı. Savaşlar Balkanlarda ve Anadolu cephesinde yapıldı. Osmanlı ordularının direnmesine rağmen Ruslar Ayastafanos’a ve Erzurum’a kadar ilerlediler. Önce Ayastafanos, sonra da Berlin barış antlaşmaları imzalandı. Ayastafanos antlaşmasının imzalanmasında kısa bir süre önce 2. Abdülhamit, Meclisi Mebus anı dağıtarak bir istibdat idaresi kurdu. Berlin kongresi başlamadan önce de İngiltere Kıbrıs’ı işgal etti. Berlin antlaşmasından sonra önemli eyaletler birer birer imparatorluktan ayrılmaya başladı. Avusturya Bosna - Hersek’i (1878), Fransa Tunus’u (1881), İngiltere Mısır’ı (1882) aldı. Berlin antlaşmasına göre Osmanlı imparatorluğuna bırakılan, fakat özel bir idareye sahip olan Doğu Rumeli eyaleti de Bulgaristan’a bağlandı (1885).
Yunanistan, Berlin antlaşmasiyla Epir bölgesinde bazi topraklari sinirlarina katmakla birlikte, amacina ulaşmamişti; Girid’i elde etmek istiyordu. Albay Bas sos (Vassos) kumandasinda 10000 yunan gönüllüsü Girid’e çikti. Girit Müslümanlari öldürülmeye başlandi. Albay Bas sos adayi yunan rali adina ele geçirdigini ilan etti (1897). Avrupa devletleri Girid’e donanmalarini göndererek katliamlari bir dereceye kadar önlemeye çalişti; fakat Yunanistan, Avrupa devletlerinin durumun normale dönmesi için harcadigi çabalara önem vermedi ve Rumeli’de Osmanli sinirina saldirdi. Bu saldirilar karşisinda Osmanli devleti Yunanistan’a savaş açti (1897). Edhem Paşa kumandasindaki Osmanli ordulari birçok savaşta yunan ordularini yenilgiye ugratti. Yunanistan bariş istemek zorunda kaldi ve Istanbul barişi imzalandi (1897).



SAYFA 1
DEVAMI:

Osmanli devleti savaşlari kazandigi halde bu antlaşmadan az yarar sagladi. Ayrica, antlaşmadan kisa bir süre sonra Girid’e muhtariyet verildi ve prens Georgios Girit valisi tayin edildi; böylece Girit de Osmanli devletinden ayrilmiş oldu. Yunanlilar ile bariş antlaşmasi yapildiktan sonra Makedonya’da ihtilaller başladi. Selanik, Manastir ve Kosova vilayetlerinden meydana gelen Makedonya, Ayastafanos antlaşmasiyla Bulgaristan’a başlandigi halde, Berlin antlaşmasiyla tekrar Osmanli devletine verilmişti. Dogu Rumeli eyaletini alan Bulgaristan bu defa Makedonya’yi ele geçirmek istedi. Makedonya’da ilk ihtilal 1902’de çikti. 2. Abdülhamit, Hüseyin Hilmi Paşayi Vilayeti Selase (Selanik, Manastir, Kosova) mütefettişi umumisi tayin etti. Babiali’de de Rumeli Vilayetleri Islahat komisyonu kuruldu. Bu komisyonun hazirladigi nizamnameye göre her vilayette Nafia müdürlükleri kurulacak, valiler ticaretin, tarim ve sanayinin gelişmesi için çalişacaklar; her kasabada karma mahkemeler meydana getirilecek; 50 haneden fazla olan her köyde okullar açilacak; milli egitim hizmetleri için alinan verginin üçte ikisi,yerinde sarf edilecekti. Rusya ve Avusturya bu tedbirleri yeterli görmedi; Osmanlı devletine, Viyana Islahatı programı adıyla yeni tekliflerde bulundu. Buna göre, polis ve jandarma, Osmanlı devleti hizmetine girecek olan yabancılardan meydana gelecek; Hıristiyan köylerin bekçileri Hıristiyan olacak, genel af ilan edilecek; vilayetin bütçesi, Osmanlı bankası tarafından denetlenecek ve aşar yerine toprak vergisi konulacaktı. Osmanlı devleti bu programı kabul etti; fakat uygulamaya fırsat kalmadan Makedonya’da yeni bir ihtilal çıktı (1903); 30 000 Bulgar çetecisi bütün Makedonya’ya hakim oldu; yalnız Müslümanlar değil Bulgar olmayan öteki Hıristiyanlar da öldürülmeye başlandı. Yunan ve Sırp çeteleri kendi ırkdaşlarının yardımına koştu. Makedonya’da bu ihtilaller devam ederken İttihat ve terakki cemiyetinin baskısıyla 2. Abdülhamit, Kanunu Esasiyi yeniden yürürlüğe koymak zorunda kaldı (1908). Meşrutiyetin ilanı Makedonya’da çetelerin faaliyetini bir süre durdurdu. Meşrutiyetin ilanından sonra Avusturya Bosna - Hersek’i, Yunanistan Girid’i aldı. Bulgaristan da bağımsızlığını ilan etti (1908). Osmanlı Meclisi Mebus anı 17 Aralık 1908’de açıldı. Meclisin açılmasından bir süre sonra (13 Nisan [31 Mart] 1909) İstanbul’da İttihat ve Terakkiye karşı bir ayaklanma oldu. Ayaklanma, Selanik’ten gelen Hareket ordusu tarafından bastırıldı, 2. Abdülhamit tahttan indirilerek 5. Mehmet padişah oldu (27 Nisan 1909). Onun zamanında Osmanlı imparatorluğunun yıkılmasına sebep olan olaylar birbirini kovaladı; İtalya Trablusgarp’a saldırdı; On iki ada İtalyan donanması tarafından işgal edildi; Uşi antlaşmasıyla Trablus garp ve On iki ada İtalya’ya bırakıldı (1912). Osmanlı devleti Trablusgarp’ta savaşırken Balkan devletleri bu durumdan yararlanarak Balkanlardaki Osmanlı ülkelerinde yapılacak ıslahatın birlikte yürütülmesini, silah altında bulunan Osmanlı ordusunun hemen terhis edilmesini istediler (13 Ekim 1912). Arkasından da savaş ilan ettiler. Osmanlı orduları dört balkan devleti karşısında ağır bir yenilgiye uğradı. Balkan devletleri, ancak Çatalca’da durdurulabildi. Barış görüşmelerine 16 Aralık 1912’de Londra’da başlandı. 30 Mayıs 1913’te Londra’da imzalanan antlaşmaya göre Midye-Enez hattı Osmanlı devletinin sınırı oldu; Edirne Bulgarlara bırakıldı. Osmanlı devleti Girit üstündeki bütün haklarında vaz geçti. Fakat, balkan devletleri Osmanlı devletinden aldıkları toprakları paylaşmada anlaşmazlığa düşünce aralarında başlayan savaştan yararlanarak Osmanlı devleti Kırklareli ve Edirne’yi geri aldı. Balkan savaşlarının bitmesinden sonra Birinci Dünya savaşı çıktı. Başlangıçta Osmanlı devleti tarafsızlığını ilan ettiyse de daha sonra Almanya’nın yanında Fransa, İngiltere ve Rusya’ya karşı savaşa girdi (11 Kasım 1914). Dört yıl süren savaşlar sırasında Doğu Anadolu’da Ruslara, ırak, Suriye, Filistin ve Mısır’da İngilizlere karşı savaşıldı. Çanakkale’de itilaf devletlerinin ortak ordu ve donanmaları yenildi; fakat Almanya, Avusturya ve Bulgaristan ile birlikte Osmanlı devleti de İngiltere - Fransa karşısında yenik düştü. Mondros mütarekesi imzalanarak savaşlara son verildi (30 Ekim 1918). Mütarekenin imzalanmasından önce 5. Mehmet ölmüş ve yerine 6. Mehmet (Vahideddin) padişah olmuştu (4 Temmuz 1918). Mütarekeden sonra İttihat ve Terakki ileri gelenleri ülkeyi terk etti. İtilaf devletleri İstanbul’a girdi. Kars, Ermeniler (19Nisan 1919); Ardahan, Gürcüler (20 Nisan 1919); Antalya, İtalyanlar (24 Nisan 1919); İzmir, Yunanlılar (15 Mayıs 1919); Urfa, Antep, Maraş ve Adana ise Fransızlar tarafından işgal edildi. İzmir’in işgalinden kısa bir süre önce Damat Ferit Paşa sadrazamlığa getirildi. İstanbul’daki Osmanlı hükümeti düşmanlarla işbirliğine girişti. Bu durum karşısında Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak Kurtuluş savaşını başlattı. Erzurum (23 Temmuz 1919), Sivas (4 Eylül 1919) kongreleri toplandı. 23 Nisan 1920’de de Büyük Millet Meclisi açıldı. İstanbul hükümeti 10 Ağustos 1920’de Sevr antlaşmasını imzaladı; fakat antlaşmayı takdik etmeyen Büyük Millet meclisi bunu imzalayanları vatan haini ilan etti. Büyük Millet meclisi açıldıktan sonra işgalcilerle re mücadele kesin olarak başladı. İlkin Ermeniler yenilgiye uğratılarak Kars, Sarıkamış ve Gümrü alındı. Ardahan ve Batum Gürcülerden kurtarıldı; böylece yeni Türkiye devletinin doğu sınırları kesin olarak çizildi. Ankara hükümeti. S.S.C.B. tarafından tanındı. Bundan sonra Batı Anadolu’yu işgal eden Yunanlılarla Büyük Millet Meclisi orduları arasında çarpışmalar başladı. Yunanlılara karşı Birinci İnönü zaferi kazanıldı (11 Ocak 1921). İtilaf devletleri İstanbul hükümeti ile Büyük Millet Meclisi hükümetini Londra’da yeni bir konferansa çağırdılar. 27 Şubat - 12 Mart 1921 tarihleri arasında devam eden bu kongrede batılı devletler Sevr antlaşması hükümlerini değişik bir tarzda kabul ettirmek istediler. Konferansta Büyük Millet meclisini temsil eden Bekir Sami Bey İtilaf devletlerinin tekliflerini kabul ettiyse de, bunlar Büyük Millet Meclisi tarafından reddedildi. Yunanlılar yeniden saldırıya geçti; fakat İkinci İnönü savaşında tekrar yenildiler. Bu yenilgiden sonra ordularını daha kuvvetlendirerek tekrar saldırıya geçtiler. Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal’i başkumandan tayin etti. Yunanlılar Sakarya savaşında yenilerek geri atıldı (13 Eylül 1921). Sakarya zaferi Büyük Millet Meclisi hükümetinin durumunu kuvvetlendirdi. Fransa ile Ankara itilaf namesi imzalandı (20 Ekim 1921). Buna göre Fransa ile savaş sona erdi. Fransa, işgali altında bulunan Anadolu şehirlerini boşaltmayı kabul etti. 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz, Türk Kurtuluş savaşını başarıya ulaştıran son hareket oldu. Yunanlılar Başkumandanlık Meydan muharebesinde (30 Ağustos 1922) yenildikten sonra Türklerin karşısında tutunamadılar. Türk ordularının 9 Eylül 1922’de İzmir’e girmesiyle Anadolu, Yunanlılardan temizlendi. Bundan sonra İtilaf devletleri savaşa son verilmesini bir barış konferansının toplanmasını teklif ettiler (23 Eylül 1922). Konferans 3 Ekim 1922’de başladı. Türkiye Büyük Millet meclisini konferansta İsmet Paşa temsil etti. Mudanya’da imzalanan mütarekede yunan ordularının 15 gün içinde Meriç ırmağının öte yakasına çekilerek, Trakya’nın İtilaf devletleri tarafından Büyük Millet meclisi kuvvetlerine teslim edilmesi kararlaştırıldı. 1Kasım 1922’de Büyük Millet meclisi Osmanlı saltanatının kaldırdı. 17 Kasım 1922’de 6. Mehmet (Vahideddin) bir İngiliz zırhlısıyla İstanbul’u terk etti. Böylece Osmanlı devleti sona erdi.
TEŞEKKÜRLER...
eyvallah fire_man1.bi gün işime yarıcaktır
Sayın Fire Man;

Yazı daha fazla alınmadığı için 2. sayfanın devamı bu şekilde devam etmesi daha iyi ben birleştiremedim. Bu şekilde de uygundur.
şimdi daha uygun oldu saol
yorumlara ve Levent Coşar moderatörüme teşekkür ederim...
Referans URL